1 Mart 2013 Cuma

Romantik Komedi 2




Tabii ki gittim. Hem de "Buna para verilir mi?" diyenlere inat. Hem de sevgililer gününde:)

Diyeceğim ama muhtemelen inanmayacaksınız: Sevgililer günü benim için bir şey ifade etmiyor. Tüketim toplumu demeyeceğim. Her şey tüketim zaten... Çok yapış yapış geliyor bana. Ha yok da zevahiri kurtarıyorsun diyecekler için söylüyorum sevgililer günü öncesinde vardı, o kadar hırs yapsam olanı tutardım (acımasız gerçek, yapan var.) Mesela birlikte gittiğim arkadaş için önemsiz değildi:) Hatta iki sap kız, sevgililer gününde önce Romantik Komedi 2'ye sonra da sevgililerin gözdesi olan bir mekanda tatlı yemeğe gidince sanırım epey bir hüzünlendi:) Haliyle, zira sevgili doluydu sinema. Abicim sevgiliysen "Romantik Komedi 2"de ne işin var ya? Hatta sinemada ne işin var? Size söylüyorum ey erkekler, kızı azıcık seviyorsanız romantizim ayağına yapmayın böyle şeyler. Kız, omzunuza başını yaslayacak diye katiyen ortapedik olmayan bir koltukta şekilden şekile girmek suretiyle omuriliğin yarısından başlayıp kuyruk sokumuna kadar süren bir ağrıyla cebelleşiyor. Havadaki romantizme mi odaklansın, size mi, filme mi? Cins olarak gerçekten çok acayip süpergüçlerimiz var ama bu kadar yetenekli değiliz. Ve acı gerçek: Beli ağrıyan kadın, emin olun beline odaklanır. Birinci elden bilgi size, kıymetini bilin. Sinema bireysel yapılan bir iştir ayrıca...Neyse sizin adınıza karar vermeyeyim bari, en azından benim için öyle...

Neyse, "Romantik Komedi 2" diyorduk. Çöp:) Özetle bu yani... Ha niye gittin? Kafamın ne denli dolu olduğuna dair fikriniz yok haliyle... Bu şey gibi ara sıra canınız sebepsizce ıslak burger çeker ya, onun gibi bir şey... Muhtemelen olayların bizim memlekette geçmesi daha da absürd yapıyor herkesin gözünde. Belki de öyle. Her şeyin düzgün yürüdüğü, bütün herkesin güzel ve yakışıklı olduğu, zengin olduğu, güzel evlerde yaşadığı, istediğini yaşayabildiği bir dünya... Evet, fazla yapay. Ama bazen aradığım bir yapaylık. Masal seyretmekten çok farkı yok aslında. Dünya öyle bir dünya değil. Fakirlik edebiyatı hep aynı belki ama yaşanan da aynı. Hayat kolay değil. Bunu okuyan kişiler kaç yaşında bilmiyorum. Benden büyükseniz muhtemelen biliyorsunuzdur, küçükseniz de nasılsa öğreneceksiniz. Ama benim 30'a az kalan biri olarak diyebilirim ki dünya hiç o kadar kolay değil. Kazandığım maaşı tutabilmek için her gün kaç takla attığımı ben biliyorum. Üstelik sevdiğim işi; doğru düzgün bir maaşım, ödenen bir sigortam olsun diye bıraktım. Daha da zor geliyor yani. Ha sanmayın ki kazandığım parayla, hayatımı yaşıyorum. Onu da pek yapamıyorum. Sittin senedir bitiremediğim bir okulum, kalifeyemi saymayan hocalarım var. Ödemeye çalıştığım bitiremediğim okulun harç kredisi, kredi kartlarım var. Dahası beni sallamayan bir hükümet tarafından yönetiliyorum. Kız filmi yazarken sosyal mesaj vermeye filan çalışmıyorum. Beni tanımıyorsunuz etmiyorsunuz, istediğinizi düşünün. Ama etrafınızda bu ve bunun gibi filmleri seyredenler var. Belki küçümsemenizi bir nebze hafifletir diye anlatıyorum. Ben ve benim gibiler bu yüzden seyrediyorlar bu filmleri: 1-1,5 saat hayatta her şey düzgün gitsin diye. En büyük derdimiz hiçbir zaman "Nişantaşı'nda nereden alışveriş yapsak?" olamayacak çünkü. Zaten öyle hayatları olanlar, bu filme gitmiyorlar. Sinema da o yüzden güzel zaten, o kısıtlı zaman diliminde sen sen olmaktan çıkıyorsun. Hayatta bundan büyük bir lüks var mı? Her neyse nihayetinde seyrediliyorsa bir sebebi var. Her ne kadar yurdum entelleri bunlar cahil, bunu seyrediyorlar deseler de (bu arada entel ile entellektüelin belki de en temel farkı bu, entellektüel insan sadece olaya bakmaz, altında neden arar) çöp ama seviyoruz:)

Konuyu anlatacak değilim, konu diye bir şey pek yok:) 1 ve 2'nin arasındaki en temel fark ne derseniz, 2 biraz daha bel altı çalışmış esprileri... Severseniz eğleniyorsunuz. Herkes Gürgen Öz'ü yetersiz bulmuş mesela ama bence muhteşemdi:) Bir de lütfen kafayı bir rafa kaldırıp seyredin, kaldı ki kafayla seyrederseniz seyredemezsiniz. Ayrıca 1 daha iyi kabul etmek gerek ki... En azından senaryosu daha derli toplu... Bunda o da yok. Ama özellikle Gürgen Öz'ün karakterinde ben yerlere yapıştım. Beklemediğin anda yardıran sahneleri zuhur etti. Ama sorun ki genel olarak bir cacık var mı? Hayır ve muhtemelen 3.sü de çekilecek. Bu sefer Sinem Kobal ve Engin Altan Düzyatan'ın evlenmeleri üzerine diye bekliyorum. Seyirci çektiği yere kadar çekeceğiz demişler ne de olsa...

Ya işin özeti hiçbir şey beklemeyin bu filmden, gülün ve geçin... Aaa hayatta her şeyden bir şey beklememiz ve gelmesi mi gerekiyor canım?