2 Aralık 2009 Çarşamba

(500) Days of Summer/Aşkın (500) Günü


Nasıl sınıflandırabilirim bilmiyorum. Sinema sitelerine girerseniz göreceğiniz şey muhtemelen romantik komedi olacaktır. Ama değil. Drama da değil. Ya da sadece komedi de... Kız filmi diye adlandırmak istiyorum ama erkeklerin de seyredemeyeceği bir film de değil. Şöyle anlatayım: Harici diskte filmlerim standart bir sınıflama sistemiyle ayrılmıyor. Zira filmleri, seyrettikten sonra hissettirdiklerine göre sınıflıyorum. Bir komedi filmi beni derinden etkilemişse dram klasörüne girebiliyor mesela. Bu film "hayat bea" klasöründe şu an. Muhtemelen dram çağrışımı yapmıştır ama benim anladığım başka türlü bir şey. Biraz duygusallık, biraz hüzün, gülünecek bir sürü ufak tefek şeyin olduğu, çok içeriden bir hikaye; sonunda iç çekip "hayat gibi lan" dediğim hikayeler... Neyse durdum film sınılandırma sistemimi anlatıyorum:) O film bu filmlerden işte... Beğenmeyenler ya da sıradan romantik komedi diye düşünenler çok olacaktır, tahmin ediyorum. Ama ne bileyim bu film o klasörün listesinde başa oturmasa da iyi bir yerden giriş yaptı:)

Tek kelime okumamışım filme dair. Muhtemelen ciddi etkilenip okuduklarımı arayacaktım. Beğenip beğenmemek değil hamdan kendi fikrimin oluşmasını seviyorum.Ha şu an ben yazan oluyorum o ayrı:) Filmi daha önce afişten kaynaklı görmek istemiştim zaten. Afiş ilginçti, isim ilginçti, o günler neden parantez içinde yazılıyordu:) Her neyse tamamen spontane gelişti bu gece bu filmi izlemek.

Filmin başında bir koptum zaten. Karanlık ekranda art arda yazanlar şunlar:Authors note: The following is a work fiction. Any resemblance to persons living or dead is purely coincidental (Yazarın notu: Bu hikaye hayal ürününden ibarettir. Yaşayan ya da ölü biriyle herhangi bir benzerlik görürseniz tamamen tesadüften ibarettir.) Especially you Jenny Beckman(Özellikle de seninle Jenny Beckman). Bitch(Sürtük). Bakmadım ama öyle biri varmış facebookta diyorlarlar:) Pazarlama kampanyası da olabilir bilmiyorum. Her neyse konu Summer ve Tom'un aşk hikayesi etrafında dönüyor. Arkada sürekli kaçıncı gün olduğuna dair dönüp duran bir sayaç var ve Summer'ın 500 günü kronolojik olarak akmıyor. Sürekli zaman değişikliğiyle ilişkinin nerede doğru nerede yanlış olduğu aranıyor. Ama ne çekilen acı ne de aşk hikayesi standart. Aslında diğer yandan da oldukça standart bir hikaye, çünkü gerçekçi:) Ama roller tersine işliyor: Kaçan Summer, kovalayan Tom. Summer ve Tom iş yerinde tanışıyorlar ve sayaç işlemeye başlıyor. Summer ilişkiye ve bağlanmaya inanmayan bir tip olarak değilse de tutum olarak erkeksi bir kız. Tom ise tam tersi, hayatının kadınıyla evlenmeyi hayal eden bir romatik canavar. İşte bu noktada sadece ilişkilerinin başlangıcını, cicim zamanlarını değil, ilişkinin bitişinden parçaları da art arda gösteriyor. Filmin bir yerine kadar öyle bir hissiyat oluşuyor ki Summer sanki Tom'a geri dönecekmiş gibi duruyor, ama dönmüyor. Söylediğim için pişman değilim, zira filmin hikayesi bu değil. Bir yanda aşık olurken diğer yanda ayrılık acısından kurtulmaya çalışmak çok güzel anlatılmış. Vidyo eklemek adetim değil yazılara ama dayanamadım. Aşağıdaki vidyo Summer'a aşık olamaya başladıktan sonra Tom'un ruh haliyle ilgili... Aşk ve pozitivizim:)

video

Sahneyi ekledim diye dans filmi neyim sanılmasın, tamamen ruh halini anlatmak amacı:) Tom'u oynayan oyuncunun çektiği acı ya da o aşkın getirdiği süper hissetme halini çok güzel yansıttığı için mi bilmiyorum, Tom'u en yakın arkadaşımmışçasına benimseyebilirim gelse. Aşık oluyor, Summer'la İKEA'ya gidip geyikler döndürürken muhtemelen evlilik hayalleri kuruyor, çok güzel müzikler dinliyor, oturup arkadaşlarına her şeyi anlatıyor, oturup ciddi ciddi kendini bunalıma bağlıyor, acı çekiyor, kendinden epey küçük kız kardeşine dert yanıyor... Çok kız gibi sizin anlayacağınız. Ama diğer yandan da insan. Bütün insani duyguları yaşıyorlar. Diğer romatik komedilerde olduğu gibi her iki taraf da kazanmıyor. Ne bileyim gerçek hayatta olduğu kadar adaletsiz bir aşk hikayesi... "Biri her zaman daha çok sever"in film olmuş hali... Aşık olunca her şeyi pozitif görüş, dünyanın en harika insanıymış gibi görme halini, Tom'ın zirveye çıkış ve dibe iniş psikolojisini ve bütün olan bitende Summer'ın yerini anlatıyor hikaye. Ama bütün bunları hüzün böceği olarak yapmıyor. Aksine olabildiğince eğlenceli anlatmaya çalışıyor. Bir yandan müzik zevkleri, entellektüel bakış açıları, kimi tuhaflıkları uyuşan iki insan aslında hiç uyuşmuyorlar. Aman ne bileyim konuyu anlatmak isteyince beceremedim sanırım, yazmak istediğim fazla şey var:)

Filmde en çok beni etkileyen sanırım sürekli kendi hikayesinin kendine yetemeyip bir şeyleri referans göstermesi oldu. Ne bileyim belki de sık sık ben yaptığım için çok kendimden bir şeyler buldum orada. Varlığımı kanıtlamak deyin isterseniz ya da varlık sebebimi desteklemek, kanıt göstermek için mi yapıyorum bilmiyorum ama alıntıları severim. Beni anlattığına inandığım şarkıları, bir şiirden bir cümleyi, bir romanın konusunu, bir filmden bir repliği kalabalıkların içinden çekip çıkarmayı seviyorum. Film de bunu sık sık yapıyor. Öncelikle müzikleriyle... Summer ve Tom'un bir şarkı yüzünden tanışmasıyla başlıyor. Romanlardan, filmlerden yapılan alıntılar, göndermelerle devam ediyor.

Bir de ne bileyim aslında bir gerçekçi tarafı daha var. Tom rolünü oynayan Joseph Gordon-Levitt normal bir adam. Ekstra bir yakışıklılığı ya da çekiciliği yok, filmde de ekstra bir yeteneği olan birini de oynamıyor. Sıradan biri... Üstelik mimarlık okumasına rağmen pes edip mesleğini yapmayan hayatın çarkları uğruna kutlama kartı yazan biri... Summer'ı oynayan Zooey Deschanel ise tersine çekici ve güzel bir kız. İstediğini alabilecek, süründürebilecek, sonra da siktirip olup gidebilecek türden... Cinsiyet genellemesi değil yaptığım, tam tersi de düşünülebilir. Erkek piç, kız alelade olabilir. Ama olası bir şey; hani güzelin yanında çirkini ya da daha az güzeli görürürüz de "çirkin şansı" deriz ya o hesap Tom ve Summer. Özellikle Joseph Gordon-Levitt hakkını veriyor bence rolünün. Bir de Tom'un arkadaşlarına hasta kaldım:) Filmin altyazısını, özellikle McKenzie'nin dediklerini çeviren arkadaşları(LeeLoo&nazo82) kutlamak lazım. Zira bir yerde "Aşk mı? O ne lan?!" diye bir laf geçiyor, o kadar doğal bir çeviri vardı yani:) Zaten arkadaşları kendi içinde ayrı bir terane... Bir tanesi 6. sınıftan beni kimseyle çıkmayan bir çocuk, diğeri de hayatının aşkını bulmuş ama diğerlerinin aşk hayatına karımadan duramayan bir tip. Özellikle sarışın olanı benim eski ingilizce kursundaki hocama benziyor ki güzel bi benzerlik oldu benim için:P

Filmin müzikleri zaten başlı başına harikaydı. Sadece filmde kullanılan şarkılar değil tema müzikleri de güzeldi filmin. Zaten şarkılar üzerine kurulu bir tarafı var. Yer yer yeni keşfettiğim insanlar var, mesela The Smiths. Bilmezdim etmezdim ama güzelmiş. "Aman siktiret romantik komediymiş ne izleyecem" diyenlere film müzikleri önerilir. Ay işte güzel be sevdim ben:)

Filmin bence tek bir tırt noktası var, o da sonu. Her şey çok güzel gitti gitti, sonunda kendini kaderiliğe bağladı da gitti. Bir de" çekilen onca acının bir sebebi varmış" anlayışıyla adam kendi kaderini önce kendi değiştirmeye karar verdi, sonra kader ona yardımcı oldu:) Gerçi orada hoş bir kelime oyunu vardı, ama çok da doyurucu bir son diyemem. Bu kadar kusur kadı kızında da olur. Ama tırt noktasını içeriden bir bölüm kapatıyor kesinlikle. Hani doğru yanlışı götürecekse bu yanlış götüren bir doğru. Ekran ikiye bölünmüş, bir tarafta "beklentiler" yazıyor, diğerinde "gerçek". Galiba ben bu Tom karakterini çok içselleştirdim. Hiç bir zaman istediğin gibi olmaz ya... Acı acı baktım sahneye "lan ben bunu bir yerden biliyorum sanki" hissiyle. Of aman ne bileyim, öyle işte...

Anlatmak isteyince çok doyurucu olmadı, biliyorum. Ama benim hikayem olmasa da benim hikayem olabilcek bir filmdi, biliyorum. Belki de o yüzden çok sevdim.

Hanimiş: Ben bunu 4 gün önce yazmakla beraber fotoğrafları ancak yerleştirebildiğimden şimdi yayınlıyorum a dostlar, bilginize. Fakat şöyle de bir durum var, aradan 4 gün geçmişken diyebilirim ki bu çok göreceli bir film. Zira Havva'ya önerdim, o izledi ve çok beğenmedi. O yüzden benim bu film hakkındaki yargılarımı çok da sallamayınız. Filmlerin sevilme sebebi biraz da kendi hayatında bulduklarınla alakalı sanırım. Ne bileyim bir taraftan bana benzemesiyle Tom karakterini gerçekten içselleştirdim galiba, saygılarımı sunarım.