31 Temmuz 2012 Salı

Ice Age 4 / Buz Devri 4


Duyduk duymadık demeyin! Manyaklıkta son nokta! Yazıları yazıp yazıp saklıyorum! Bu yazıyı da tee seyreder seyretmez, Buz Devri 4 daha gösterime girmeden (3 salon insan herkeslerden önce izledik. hava basmasam olmuyor azizim) yazdıydım, şimdi yayınlıyorum. Gel arkadaş gel, elde kalan yazılar bunlar!

İşte o yazı!:
Yazmaya yazmaya nasıl yazdığımı unutmuşum ayol:) Şimdi anacım biraz pratiğimi kaybettiğimi biliyorum ama ilerleyen satırlarda açılacağımı umuyorum. Neyse hacı geçmişte yazmadığım siyah günlere takılmıyor, geleceğe umutla bakıyorum.

Malum, başlıktan anlayacağınız üzere "Buz Devri 4-Kıtalar Ayrılıyor"u gittim, gördüm, yendim, geldim. Hayır, insanlar neden benim deli divane Yekta Kopan sevdiğimi anlamıyor bir türlü. Anlatmaktan da vazgeçtim, zira bir ara sapkın konumuna düştüydüm. Soruyorum onlara buradan: Lan, manyak mısınız?! Bu seslendirmeden sonra, bu herif sevilmez mi?! Neyse Yekta Kopan'a burada ara veriyor -tabii ki sonra döneceğim- filme geçiyorum.
Genel olarak serinin en vasat filmi... Tamam yarıldığım yerler olmadı mı? Oldu. Hatta iki kazulet karının arasında oturduğumdan dolayı beni gülmekten altıma işemiş de sayabilirsiniz (babam ve oğlumu izlerken de böyle olduydu. gene yanımda iki kazulet karı, ben bir avazım çıktığı kadar ağlıyorum, bir kahkahalara boğuluyorum. yanımdakilerden çıt yok. "ben entelim ayol, öyle her şeyi beğenmem" tipi insanlara gıcığım. bi' rahatla, bi' gül... zaten daha baştan belliydi. özellikle sağımdaki hatun, "ay niye dublajlıya geldik" diye söylendi durdu. ay hasbam! bizim dublajlı animasyonlarımız ödüllü bi kere! bu kadar meraklıysan dantelliğe buz devrine niye geliyosun. ay neyse şaştım yine...) Aslında ilk yarı çok vasattı. Daha doğrusu ilk yarı olduğundan da emin değilim oranın, alakasız bir yerden bölüverdiler. Araya girince aklımda yüz yıldır girmediğim bloguma ne yazacaklarım dönmeye başladı zaten: "Vasattı. Serinin en kötüsü. Ellerinde caaanım Sid gibi bir karakter var, kullanmayı beceremişler. İçine ettiniz caaanım serinin kör olası senaristler..." tadında bir yazı yazacaktım. Hatta ve hatta mesaj attım Kaan'a beğenmedim diye "Filmin sonunda söyle be!" diye çok kibar bir cevap aldım, haklıymış. İkinci yarı daha çok güldüm, çünkü Sid ön plana çıktı:)

Şimdi gelelim benim Yekta Kopan aşkıma:) Balığın yenmedik yerini bırakmayan insanlar gibi, Yekta Kopan'ın ürettiği her şeyi seviyorum (bu nasıl bir benzetme oldu, idrak edebilmiş değilim. yektadan babam çıksa yerim:P). Yazarlık olsun, seslendirmenlik olsun, ne bileyim Ethem Yektalık olsun seviyorum zaar (tamam o kadar abartmayalım, gözünü yemem. sunuculuğuna çok bayıldığımı söyleyemem.). Yekta Kopan, benim neslimin çocukluk kahramanı olduğu yetmiyormuşçasına (terbiyesiz! kadınların yaşı söylenmez) benim çok sevgili gençlik günlerimin geçtiği bir kaç yeni neslin de çocukluk kahramanı oldu. Gerek Madagaskar olsun, gerek Max olsun çeşitli hoşluklarını etrafta bulabilirsiniz. Lakin başyapıtı Sid anacım... Zaten filmin başında kendisi beni bir tırsıttı. Sid'in ailesi gelirken, Sid'e çok benzeyen aile efradında başka isimler konuşunca "H...." şeklinde başlayan güzide bir küfrümüzü savurdum içerimden. Zira Yekta Kopan bazı röportajlarında "İleride belki seslendirmenliği bırakıp sadece yazarlık yapabilirim..." mealinde laflar ettiğinden zaten hali hazırda bir tehlike mevcut... Tam yandık demişken tembel hayvan ailesi çıktı çok şükür. Pek kalmadılar, Sid'in ninesini bırakıp gittiler. Zaten filmi Sid'le ninesi çekip çeviriyorlar. Filmin enn büyük kahkaha sebepleri ikisi... Sid, takma dişlerini kaybedip "Şunu benim için çiğner misin?" diyen nine ve "kıymetli"si (artık orayı da söylemiyim, sürprizi ora zaten) yardırıp geçirdi oldukları yerlerde.

Film genel olarak değil, sahne sahne komik... Yani sincapların "Cesur Yürek" ordusu olsun, mitolojik göndermeler olsun yer yer komikler şakalar filan... Mesela Manny'nin kızı Şeftali'nin ergen arkadaşları kanımca çok gereksizdi. "Arkadaşlık güzeldir. Sadakat filan..." ana fikrini vereceğiz diye kastırmışlar hikayeyi... Korsanlar filan vardı demekle yetineceğim, çünkü sondaki aksiyon sahnesi hariç çok da işe yaramıyorlar. Ama asıl kurtaran dublaj... Yani orijinal dilinde nasıldır, bilmem etmem. Allah sizi inandırsın hiç merak bile salmadım bugüne kadar. Zira dublaj fazlasıyla iyi. Ayrıca çevirmenler de iyi... Güncelden "olum bak git"le başlayan, "tutmayın küçük enişteyi", "sen aşıksın arkadaş", "koçum", "mirim", "kamber de geldi" gibi memleketim kullanımlarını şahane uygulayan bir çeviri grubu var. Ekiplerine alacaklarsa ne olsa yaparım abi... Yeter ki aralarına alsınlar.

Bir de tabii erotik göndermeler var ki onları çocuklara mümkün değil anlatamazsın. Zaten çocuklar bir halt anlamadı bizzat gözümle gördüm, kulağımla işittim. Şimdi sahnenin arka planını anlatmak uzun sürer, zaten yine manas destanına döndü, ama izlerseniz göreceksiniz bir yerde "Üzüm ne kadar buruşuksa o kadar tatlıdır" diye bir cümle var. Evet, art niyetli bakınca tam da anladığınız anlamda:) Bu animasyonları da bir kere sadece çocukların anlayacağı gibi yapın kardeşim cık cık cık:P

Ve son olarak Diego'ya da bir sevgili bulalım kampanyası başarılı olmamış azizim. Gerçi aşık Diego sevimliydi evet, ama gelini beğenmedim. O ne öyle aaa...
Ve son son olarak Scrat, sana hiç bi'şeycik demem. Adamın dibisin!
Gereksiz şekilde 3D izlememenizi tavsiye eder (3D'yi gerektirecek hiçbir cacık yok zira), saygılarımı sunarım efendim.