22 Kasım 2012 Perşembe

Glee vs. MUCK

Önce "Glee"yi yazacaktım ama "MUCK"tan hazır tiksinmişken ikisini bir arada değerlendirmek istedim(takdir ederseniz ki işin kibar söylemi bu...)

Kendisini büyük yazmamın sebebi "Müzik Umutlarıydı Cesaret Kanatları" gibi sakil ötesi bir açılımıyla bir tür kısaltma olması... Kendisiyle tamamen meraktan haşır neşir olmuş bulundum. Hani diyorlar ya ya meraktan ya y...tan, kendi merakıma yenildim ona kızıyorum. Ama sanmayın ki hatalarımdan ders alıyorum, hayır, hayır, yüzbinkere hayır; MUCK yine seyrediliyor mu? Evet, 4.bölümü seyredip seyredip kızıyorum.

Katiyen yeni işlere, genç "yetenek"lere filan karşı değilim. MUCK geçen sezon oynayan ve de 8 bölüm süren müzikal bir gençlik dizisi... Türün hastasıyım, abartmıyorum. Bildiğiniz ergene bağlıyorum müzikal söz konusu olunca... Hatta Glee'den dem vurarak kendime ağır Gleek demem mümkün ama MUCK'la bir türlü frekansımız tutmadı. Kardeşim taklit ediyorsun da doğru et biraz allasen.

Buna dair direk bir veri olmasa da Glee'den aşırıldığını düşünüyorum zira hali hazırda 3. sezonu sürüyordu MUCK ortaya çıktığında... Zaten Glee'nin hayranları da(o zaman haberdar değildim Glee'den) suçlamış da MUCK ilk ortaya çıktığında... Veri şundan yok, direk aşırma diyemiyorsun senaryo kaynaklı... Olay konservatuarda geçiyor. Glee ise lisede... Gerçi bizde hikayeyi lisede geçiremezsin, götüyle gülerler adama. Gerçi ben yine güldüm o ayrı...

Ay nereden başlasam? Şimdi diyeceksiniz ki onlar Amerika, televizyon endüstrisi var bıt bıt. Demeyin bana bu cümleyi. İstedik mi çok güzel yapıyoruz. Kaldı ki başarısız olsa da Sinan Çetin önceki müzikal dizi konseptinden aşina bu duruma... Üstelik gerçekten iyi bir ekiple çalışıyordu. Sen desene şuna, para vermemek için hiçbir şeyden anlamayan bir sürü genç çalıştırdım, buna 25 yaşındaki yönetmen de dahil. Valla MUCK dizisine baktıkça, "Yalan Dünya"daki Sinan Çetin parodisine inanır oldum.

Oyuncuların %80'i mimik kıpırdatamıyorlar öncelikle. Ha bir de tuhaftır hiç sahne sanatlarında okuyora benzemiyorlar. Ufak bir özet geçeyim, bilahere geniş geniş MUCK yazısı da yazacağım 8 bölümü bitirince o ayrı... Dizide özel bir üniversitenin konservatarı anlatılıyor. Mütevelli heyeti, eğer müzikal yarışmasında birincilik almazlarsa fakülteyi kapatacaklarını söylüyorlar. Buraya kadar, teknik bir iki konu hariç, tamam hadi. Ama müzikalden ne anlıyoruz? Daha dizinin başında(ki sonra öğreniyoruz ki üniversiteler arası müzikal yarışmasının birincisi olduklarını öğreniyoruz) Tarkan'ın Muck şarkısı eşliğinde bir gup genç dans ediyorlar. Ha birinci olacak bir nitelik göremedim ama idare ederler. En azından dans edebiliyorlar. Müzikal değil bu haliyle...Müzikal yarışmasının birincisi bu şovla mı birinci oldu? Hadi geçtim orayı, ön elemeleri geçmek için jürinin karşısına çıkan okulumuzun sergilediği performans şu:




Böyle bir gösteriyle benim karşıma çıksalar bırak ön eleme vizesini günahımı vermem. Bu ne?! Hele hele müzikal yarışmasına girmek için... Ben mi yanlış biliyorum, müzikal yarışmalarına böyle performanslarla mı katılınıyor? Ha dersin ki müzikal koro ya da şov korosu(varmış cidden öyle bir kavram) gene bir derece... Ama bunu desen bile yarışmaya katılacak nitelik göremiyorum.

Ha bir de Glee'ye bakalım. Tabii şöyle bir farkı var Glee'nin, yetenekli yeteneksiz herkesi oynatalım demiyorlar. Oynayanların çoğu zaten Broadway'de oyuncu... Yani öyle "biz yeni yetenekleri çıkarıyouz" diyince "yeni yetenek" olmuyor. Ha bizimkiler ne yapabilirdi? Kolay yolu var, güzide memleketimde senelerce "Benimle Dans Eder Misin?" tipi temalı yetenek yarışmaları oldu değil mi? Orada ünlü olamayan ama müthiş yetenekli bir sürü insan var değil mi? Müzikal dizisi yapıyorsan sadece sesin güzel olmasına bakamazsın. O zaman adamları sadece şarkı söylettireceğini iddia et. Çünkü hiçbirinin sesi berbat değil oynayanların, en azından şimdiye kadar duyduklarımın. Kaldı ki Bedük, Hale Caneroğlu, Bilge Kösebalaban(Direc-t'in solisti) gibi adamlar var, sarma dans olayına, adam gibi müzik yap o zaman. İşin tuhaf tarafı, ki şu an bu ünsüzler kısmından bahsediyorum, yetenekli olanların hepsi yan rollerde:) Ay Glee'ye bakıyordum ben değil mi? Aha bu da Glee'den örnek, ki iki grup da benzer bir son dakika olayına kalıyorlar. Glee'nin 1.szeondaki ön eleme performansı. Yani yukarıdaki de bu da "son dakka yaptık biz bunu" temalı, üstelik hakikaten benzer tipte sakil hareketlerle düzgün yapmayı beceriyorlar (Bu arada video göstermezse dürtün ben yükledim ama fox adlı iş ortağı sorun çıkartabilirmiş):




Şimdi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, ikisi arasında 10 fark yok mı? Ki daha absürt durum şu ki yukarıdakiler konservatuar öğrencisi iddiasındayken yaptıkları gösteri bu. Glee'de Rachel'ın New York Sahne Sanatları Akademisi'ni kazandığında dans hocasını etkilemek için (ha etkileyemiyor o ayrı) yaptığı gösteri de buyrunuz bu:



Ha tabii bir de tabii klasik eser yorumlaması var. Şimdilik yorumlamayacağım, size bırakıyorum.

Mesela her iki dizi tarafından Grease müzikalinin 1978 yılı uyarlama filminden "Summer Nights", sürekli taklit edilen bir sahnesi var, orijinali bu:





Bu Glee versiyonu:





Bu da MUCK versiyonu:





Kabul ediyorum erkekler kötü dans etmiyor ama niye koro halinde söyletip arkaya elektronik altyapı dayıyorsunuz yahu... Bırakın teker teker söylesinler. Gerçi ikisinde de Rizzo çok itici, Rizzo'nun böyle biri değil yahu, bu kadar anlamamışlar. Gerçi Glee'yi kayırıyorum ama o yüzden demiyorum MUCK'da daha fena... Bank neyse de okul kantininde üç tane sandalyenin üzerine yatan hatun nedir?

Ya hayır, kötü dansı iyi gibi göstermenin yolları var. En mesela Beren Saat'e hemen her dizisinde tango yaptırırlar, neden olduğunu anlayan beri gelsin... Hatun beceremez de ama doğru planla dans ediyormuş gibi duruyor. Danstan ziyade adamlara odaklanınca dans arka planda kalıyor. Cümle içinde kullanalım, nispeten dans ediyor gibi gösteren sahne:





Bu da Türk televizyon tarihin en kötü örneklerinden biri, hatta daha kötüsü var mıdır bilemiyorum, o kadar kötü:



Tango böyle bir şey değil arkadaşlar, 19 Mayıs gösterileri misali, öncelikle bunu belirteyim. Ha bu arada MUCK'ta da var bir tango sahnesi ama bulamadım. Hayır, boş yere ukalalık yapıyorsun diyenlere de selam olsun, süper değilim ama iyi dansla kötü dansı birbirinden ayıracak kadar süredir tango yapıyorum. Ters ışık kullansalardı, ne bileyim sadece göğüs plan çekselerdi filan bir şekilde idare ederdi. Ama kabak gibi gösterince de olmuyor. Ulan bunu buradan ben biliyorum, yönetmen koltuğuna oturanlar neden bihaber anlamıyorum.

Neyse nerede kalmıştık diyeceğim ama baydım ben bu yazıdan. Olmamış diyip bitiriyorum o yüzden...

31 Temmuz 2012 Salı

Ice Age 4 / Buz Devri 4


Duyduk duymadık demeyin! Manyaklıkta son nokta! Yazıları yazıp yazıp saklıyorum! Bu yazıyı da tee seyreder seyretmez, Buz Devri 4 daha gösterime girmeden (3 salon insan herkeslerden önce izledik. hava basmasam olmuyor azizim) yazdıydım, şimdi yayınlıyorum. Gel arkadaş gel, elde kalan yazılar bunlar!

İşte o yazı!:
Yazmaya yazmaya nasıl yazdığımı unutmuşum ayol:) Şimdi anacım biraz pratiğimi kaybettiğimi biliyorum ama ilerleyen satırlarda açılacağımı umuyorum. Neyse hacı geçmişte yazmadığım siyah günlere takılmıyor, geleceğe umutla bakıyorum.

Malum, başlıktan anlayacağınız üzere "Buz Devri 4-Kıtalar Ayrılıyor"u gittim, gördüm, yendim, geldim. Hayır, insanlar neden benim deli divane Yekta Kopan sevdiğimi anlamıyor bir türlü. Anlatmaktan da vazgeçtim, zira bir ara sapkın konumuna düştüydüm. Soruyorum onlara buradan: Lan, manyak mısınız?! Bu seslendirmeden sonra, bu herif sevilmez mi?! Neyse Yekta Kopan'a burada ara veriyor -tabii ki sonra döneceğim- filme geçiyorum.
Genel olarak serinin en vasat filmi... Tamam yarıldığım yerler olmadı mı? Oldu. Hatta iki kazulet karının arasında oturduğumdan dolayı beni gülmekten altıma işemiş de sayabilirsiniz (babam ve oğlumu izlerken de böyle olduydu. gene yanımda iki kazulet karı, ben bir avazım çıktığı kadar ağlıyorum, bir kahkahalara boğuluyorum. yanımdakilerden çıt yok. "ben entelim ayol, öyle her şeyi beğenmem" tipi insanlara gıcığım. bi' rahatla, bi' gül... zaten daha baştan belliydi. özellikle sağımdaki hatun, "ay niye dublajlıya geldik" diye söylendi durdu. ay hasbam! bizim dublajlı animasyonlarımız ödüllü bi kere! bu kadar meraklıysan dantelliğe buz devrine niye geliyosun. ay neyse şaştım yine...) Aslında ilk yarı çok vasattı. Daha doğrusu ilk yarı olduğundan da emin değilim oranın, alakasız bir yerden bölüverdiler. Araya girince aklımda yüz yıldır girmediğim bloguma ne yazacaklarım dönmeye başladı zaten: "Vasattı. Serinin en kötüsü. Ellerinde caaanım Sid gibi bir karakter var, kullanmayı beceremişler. İçine ettiniz caaanım serinin kör olası senaristler..." tadında bir yazı yazacaktım. Hatta ve hatta mesaj attım Kaan'a beğenmedim diye "Filmin sonunda söyle be!" diye çok kibar bir cevap aldım, haklıymış. İkinci yarı daha çok güldüm, çünkü Sid ön plana çıktı:)

Şimdi gelelim benim Yekta Kopan aşkıma:) Balığın yenmedik yerini bırakmayan insanlar gibi, Yekta Kopan'ın ürettiği her şeyi seviyorum (bu nasıl bir benzetme oldu, idrak edebilmiş değilim. yektadan babam çıksa yerim:P). Yazarlık olsun, seslendirmenlik olsun, ne bileyim Ethem Yektalık olsun seviyorum zaar (tamam o kadar abartmayalım, gözünü yemem. sunuculuğuna çok bayıldığımı söyleyemem.). Yekta Kopan, benim neslimin çocukluk kahramanı olduğu yetmiyormuşçasına (terbiyesiz! kadınların yaşı söylenmez) benim çok sevgili gençlik günlerimin geçtiği bir kaç yeni neslin de çocukluk kahramanı oldu. Gerek Madagaskar olsun, gerek Max olsun çeşitli hoşluklarını etrafta bulabilirsiniz. Lakin başyapıtı Sid anacım... Zaten filmin başında kendisi beni bir tırsıttı. Sid'in ailesi gelirken, Sid'e çok benzeyen aile efradında başka isimler konuşunca "H...." şeklinde başlayan güzide bir küfrümüzü savurdum içerimden. Zira Yekta Kopan bazı röportajlarında "İleride belki seslendirmenliği bırakıp sadece yazarlık yapabilirim..." mealinde laflar ettiğinden zaten hali hazırda bir tehlike mevcut... Tam yandık demişken tembel hayvan ailesi çıktı çok şükür. Pek kalmadılar, Sid'in ninesini bırakıp gittiler. Zaten filmi Sid'le ninesi çekip çeviriyorlar. Filmin enn büyük kahkaha sebepleri ikisi... Sid, takma dişlerini kaybedip "Şunu benim için çiğner misin?" diyen nine ve "kıymetli"si (artık orayı da söylemiyim, sürprizi ora zaten) yardırıp geçirdi oldukları yerlerde.

Film genel olarak değil, sahne sahne komik... Yani sincapların "Cesur Yürek" ordusu olsun, mitolojik göndermeler olsun yer yer komikler şakalar filan... Mesela Manny'nin kızı Şeftali'nin ergen arkadaşları kanımca çok gereksizdi. "Arkadaşlık güzeldir. Sadakat filan..." ana fikrini vereceğiz diye kastırmışlar hikayeyi... Korsanlar filan vardı demekle yetineceğim, çünkü sondaki aksiyon sahnesi hariç çok da işe yaramıyorlar. Ama asıl kurtaran dublaj... Yani orijinal dilinde nasıldır, bilmem etmem. Allah sizi inandırsın hiç merak bile salmadım bugüne kadar. Zira dublaj fazlasıyla iyi. Ayrıca çevirmenler de iyi... Güncelden "olum bak git"le başlayan, "tutmayın küçük enişteyi", "sen aşıksın arkadaş", "koçum", "mirim", "kamber de geldi" gibi memleketim kullanımlarını şahane uygulayan bir çeviri grubu var. Ekiplerine alacaklarsa ne olsa yaparım abi... Yeter ki aralarına alsınlar.

Bir de tabii erotik göndermeler var ki onları çocuklara mümkün değil anlatamazsın. Zaten çocuklar bir halt anlamadı bizzat gözümle gördüm, kulağımla işittim. Şimdi sahnenin arka planını anlatmak uzun sürer, zaten yine manas destanına döndü, ama izlerseniz göreceksiniz bir yerde "Üzüm ne kadar buruşuksa o kadar tatlıdır" diye bir cümle var. Evet, art niyetli bakınca tam da anladığınız anlamda:) Bu animasyonları da bir kere sadece çocukların anlayacağı gibi yapın kardeşim cık cık cık:P

Ve son olarak Diego'ya da bir sevgili bulalım kampanyası başarılı olmamış azizim. Gerçi aşık Diego sevimliydi evet, ama gelini beğenmedim. O ne öyle aaa...
Ve son son olarak Scrat, sana hiç bi'şeycik demem. Adamın dibisin!
Gereksiz şekilde 3D izlememenizi tavsiye eder (3D'yi gerektirecek hiçbir cacık yok zira), saygılarımı sunarım efendim.