23 Mayıs 2011 Pazartesi

sindirella

çocukken okunan ilk masalın kişinin kaderin üzerinde etkili olduğuna dair anti-bilimsel bir şeyler okumuştum bir yerlerde. hani bilimsel değilse de mantıklı, çünkü kendini karakterle özdeşleştirme filan karakterin üzerinde etkilidir herhalde. fakat benim doğru kabul ettiğim bu düşünceye göre sıçtım. benim hatırladığım ilk masal sindirella. hani bir baktığın zaman daha anti-feministini bulamazsın herhalde. bir kere bir salak kızımız var masalda, sindirellanın ta kendisi. hani pollyanna mı daha salak sindirella mı diye sorsanız cevap veremem herhalde, o kadar salak:) bir kere üvey anne ne derse o yapılıyor; ne isyan, ne itiraz. yer sildirirler, yemek yaptırırlar, şömine yanında yatırırlar, kendi evinde hizmetçi muamelesi ederler; bizimkinden üç kelime çıkar:"peki üvey anne."insan kendine zulmedildiğini anlar da neden sebebini sormaz? bir de baloya gitmek isteyişi var tabii. prense yamanmak gibi açık bir niyet var ortada. balo dediğin açık pazar prens için, seç-beğen-al. bir de kurguda bağlayıcı sistem olarak peri anne öğesi var(bazı versiyonlara göre fındık ağacı bu işlevi yerine getiriyor ama peri anneyi tercih ediyorum).her şeyi sineye çeken biri olarak peri annenin iyiliğini hak edip etmemesi tartışılır mevzu. ortada alınan bir tavır yok, mücadele yok, emek yok ama peri anne var nasılsa mantığı nedir yani. hadi kadın üzüldü bunun ezikliğine geldi yardım etti, salak kızımız baloya gitti. ne bu şekilcilik? niye altınlara, gümüşlere, debdebeye bulanıp gidiyor o baloya? ben burdan şu noktaya çıkarım: süsü püsü yerinde olmasa prens sindirellayı farketmeyecekti, böyle bir masal hiç olmayacaktı. şekilci insanoğlunun yüzyıllara yansıması bu. ha bu arada sindirellanın uslu bir kız olup gece yarısından önce eve dönmesi şart, yoksa her şey eskisine dönüşür. aslında her şeyin eskisine dönüşmesi daha ilginç bir adam tavlama methodu. düşünse blog, gözünün önünde araba balkabağına filan dönüşüyor; hatunun ne zahmete girdiğinin kanıtı resmen. bu prensin gözünün önünde olmadı ve varsayalım sindi evlendikten sonra anlattı meseleyi, adam sana deli demez mi?ama bizim yabani, sevdiceğine olduğu gibi gözükme istemeyip kaçıyor. halbuki gerçek aşk adama terlikleriyle gidebilmektir, ama dedim ya şekilcilik ruhuna işlemiş masalın.neyse gece yarısı, kaçış, ayakkabı deneme seansları(ki ayakkabının bir tek sindiye olması ayrı bir gerizekalılık meselesidir. 45 numara ayakları var da eşi mi bulunmuyor ayaklarının koca ülkede)geçelim orayı. gelelim anti-feminizim zurnasının zırt dediği yere. söz konusu bağyan, bugüne kadar üvey anne ve kardeşleriyle mutsuz mutsuz yaşadı. mutluluğun formülü ise prensle evlenmek. prensle evlenince onun gücünden, parasından ve isminden faydalanacak, kendi gücünden değil. varlığına anlam katan şey prens; sindirellayı kişilikli kılan şey prensin karısı sıfatı, sindirella oluşu değil. tamam, evlilik bir mantık işi. ama daha dün tanıdığın adama da sadece statü ve sıkıntıdan kurtulmak için varılır mı? farzedilim ki varılır, bu kadar kişiliksiz mi varılır. çocuklara verilen mesajın doğruluğundan emin değilim. yüzyıllar içerisinde masallar değişime uğruyor genelde günün şartlarına göre ama bunda tık yok. nitelikli bir ilişkide kadının kişiliği, erkeğin kişiliği kadar önem taşır bence. ezik üvey evlat sindi, ezik eş sindi olacaktır böyle bir durumda. niye bir masal içerisinde "ezik olmak bu hayatta en çok işine yarayacak davranış biçimidir." algısı taşır ki?neyse sindi ile tahtında otumaktan ve baloda dans edebilmekten başka meziyetini görmediğimiz prens sonsuza kadar mutlu yaşarlar.

buradan sindirellaya sesleniyorum:bre manyak karı hadi küçüktün, ufacıktın, ses çıkarmadın, ezildin; anladık. eee, sonra? ananın, babanın hiç mi ahbabı yoktu? prensler, saraylar, balolar ekseninde geçtiğine göre aile zengin, adap edep biliyorsundur; bir yere hizmetçi diye de mi giremedin. gurur mu yaptın, ailenin adına halel mi gelir? üvey anan düşünüyor sanki bunları, senin gururunu yer bezi yapıp eline vermiş. üvey anne-kardeş zulmüne razı geleceğine, gider alın terinle çalışırdın; gururun daha yerinde olurdu.hayır, varsa bi mecburiyetin bilelim. yüzyıllardır bunu açıklamayarak verdiğin ana fikir ne? ezil ezilebildiğin kadar, nasıl olsa kurtarmaya salak bir prens gelir! sen bir kere niye bu kadar bağımlı yaşamaya heveslisin anlamıyorum ki! gerçi amaç kendini kurtarmaksa sen de haklısın, bu da bir yol. ama bu kadar bekleyip hayatının yarısını ziyan zebil etmeye ne gerek vardı? hem farkında değil misin adamın şekilciliğinin?sen kokoş olup gelmeyeydin adam seni nerden bilip bulacaktı. bu mudur aşk anlayışın?bak, yazının gelişimi süresince hislerim kızmaktan acımaya geçti sana karşı. bir de hikayem var diyip çıkıyorsun meydana sindi. eziksin kızım sen, nesillere kötü örnek oluyorsun. bunca nesil beyaz atlı prens hayalleriyle telef oldu senin yüzünden. yok beyaz atlı prens diye bir şey; varsa da aşık olma garantisi yok iki tarafında. kendi tercihlerini yapan kişilikli bir hatun olup öyle evleneydin keşke. köprüden önceki son çıkış gözüyle bakmayaydın adama, sen de suçlusun. ay ne diyim daha sindicim allah uzun ömür versin sana da eşine de; üstüne düşünülmemiş evliliğiniz de mutluluklar.

sanırım benim ilk masalım kişiliğimde ters tepti.

not: bu yazı buraya ve bu tarihe ait değil elbette. daha önceden yazılmıştı ama kolay link verebileyim diye buraya ekledim.