27 Eylül 2011 Salı

Mulan


Aslında önce "Anastasia" izlemeye niyetliydim, ama bulamayınca ve yine Disney animasyonu "Mulan"ı seyretmeye karar verdim. Tabii animasyondan da çok anlıyorum Allah sizi inandırsın:P Valla bildiğim kadarıyla Disney, klasik animasyon yapıyor, yamuluyorsam söyleyin. Çocukluğumdaki gibi, oh mis... (dakka bir gol bir, yazı süreci içinde hemen kendimi yalanlıyorum. yamuluyormuşum abi. şimdi alınan bilgiye göre adamlar çatır çutur üç boyutlu animasyon da çekiyormuş.)

Neyse "Anastasia" diyordum, ezbere biliyorum aslında:) Çocukluktan kalma ezber, ne seyderdim be tekrar tekrar, hey gidi günler... "Mulan"ı da seyrettiydim, ama niyeyse hiç böyle hatırlamıyorum. Tipik animasyon mantığı, seyirci olarak çocuklar hedefenir, ama öyle bir replikler yerleştirilir ki yetişkinler anlar sadece. Bir çocucuğun "Up"a ağlaması mümkün değil, evlat "aa uçan ev" diye izleyecek. Sen o evin ne anlama geldiğini biliyor musun çocuk?! Neyse "Mulan" diyordum. Sevgili Mulan, bir türlü kendini çöpçatana beğendiremediğinden evlenemeyen, doğal olarak ailesini onurlandıramayan erkek gibi bir kız... Şimdi çocuğa bunu nasıl anlatırsın? Neden evlenmediği için ailesini onursuz duruma düşürüyor? Evlenmemek niye bu kadar ayıp? "Şimdi evladım, 5. yüzyılda Çin'de adet böyleydi..." Ama neden? "Yani, şimdi, nasıl desem, kadının evde oturuyordu, çalışmıyordu, o yüzden genç kızların evlenmesi lazımdı." Ama Ayşe ablam da evde oturuyor, iş bulamadı, o niye evlenmiyor? "O zaman öyleydi, şimdi farklı" Ama neden? "O zamanlar kadın ve erkek eşit değildi, kadının asli görevi yemek pişirip çocuk doğurmaktı. Yani kadına at gibi, tarla gibi mal gözüyle bakılıyordu. Gerçi şimdi de pek farklı sayılmaz." ?????!!!!!! Hani şimdi farklıydı?! "Öhm, öhm... Çocuğum dön önüne seyret, bak kapatıcam şimdi!"

Bu evlenme davaları sırasında savaş çıkıyor. Daha doğrusu tee en başında bir Çin Seddi'ne tırmanan bir grup asker ve imparatorla konuşmalar filan mevcut... Türkçe dublajlısında Moğollar olarak geçse de aslında yakinen tanıdığımız Hunlar:) Hayır, zaten bu inat kimde bulunabilir? Bence Türkler hakkında doğru tespit yapılmış. Eleştirmek ya da dalga geçmek için söylemiyorum, Çin Seddi'ne tırmanacak inatta başka millet yok dünyada:) Çizgi film filandan değil, harbiden tırmanırdık. Hem de sırf meydan okuma kaynaklı tırmanırdık. "Siz bizim için Çin Seddi'ni mi yaptınız? Abi, bu mudur yani? Biz geçeriz bunu..." Valla zaten Hunların lideri benzer bir replik kullanıyor, yarıldım orada:) Böyle Atilla kılıklı bir liderleri var. Bir de filmde Türkler aşağılanıyor diye yasaklandığı bir dönem var. Çizgi film bu, deli mi ayol bunlar? İlla ki bir kötü olacak. Çin efsanesi yapıyorsan, kötüler de Hunlar olacak haliyle. Ayrıca böyle kötüye can kurban, hey maşallah diyorsun. Karizmatik kötü bizimkiler, bu bir. İkincisi iyi savaşıyorlar; bir oyuncak bebeğin kokusundan zaman, mekan, durum tespiti yapabiliyorlar. Kendimizle gurur duydum. Tamam, sonunda Çinliler galip ama dediğim gibi sonuçta bu bir Çin efsanesi.

Heh savaş çıkıyor. Savaşa yaşlı babasının yerine gidiyor onun kıyafetlerini giyip. Sonra da Yüzbaşı Shang'a aşık oluyor. Ha bir de Hunlar var tabii:)) Aslında bakıldığında feminist okuma yapılabilir filme gayet. Lakin gerek yok kanımca. Kendisini bir çizgifilm olarak seyredip bitirmek gerek. Derine inmeye ne gerek var o kadar. Hadi şimdi son sahneyi söylemeyeyim de hoştu. Gerçekçi olmuş. Ay yazarken yazarken keyfim kaçtı yahu. Ben yazmaya yazmaya, yazmayı unutmuşum.

Not: O değil de Mulan 1'den Yüzbaşı Shang bulamadım, şu son gördüğünüz şey Mulan 2'den

Not 2: Tepedeki tarihe aldanmayınız, çoğu 19 Kasım'da yazıldı:)

7 Ağustos 2011 Pazar

Ya Sonra


"Aşk, aşk, aşk... Bizim aşkımız bu, bir masal gibi başladı; her aşk gibi... Bu sokaklar, bu binalar, bu şehir, bu insanlar hiç farkında olmasalar da şahittirler bizim aşkımıza. Masal gibi başlayan aşk, masal gibi sürdü ve evlendik. Masallar neden hep en güzel yerlerinde biterler? Prenses, prensini bulur; evlenirler, biter. Sonra ne olur, bilinmez. Belki en sevdiği dostu Pamuk Prenses'e platonik olarak aşıktı. Ya da Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey kardeşlerinden biriyle onu aldattı. Biz de evlendik. Yani masallara göre sona geldik. Peki ya sonra?"

Film, aradaki replikleri saymazsak, Özcan Deniz monologuyla başlıyor. Vallahi kopyala yapıştır değil, emek ettim yazdım:) Açılışta bir dumur ben zaten. Birincisi Özcan Deniz'i Asmalı Konak'tan biliriz de hiç sesinin bu kadar hoş olabileceği aklıma gelmemişti. İkincisi bu senaryonun tamamı Özcan Deniz'in elinden çıktıysa helal olsun diyorum, zira adam bu halinden yukarıdaki repliğe geldi; takdir etmek lazım. Neyse asıl mesele bu değil, şahsen kıskandım. Resmen "Lan bunu ben daha önce düşünmüştüm" duygusunun benzerini yaşıyorum. Gerçi Sema için daha enteresan, ne zaman romantik komedi lafı geçse, "sonrasında asıl noluyor? asıl hikaye orada" minvalindeki düşüncesini söylerdi. O yüzden rahatlıkla r'leri yuvarlaya yuvarlaya "Şerrrrefsizim benim aklıma geldiydi!" diyebilir. Ama ben sadece bir cümleyi o kadar kıskandım ki "Şerrrrefsizim benim aklıma geldiydi!"nin kardeşi "Lan bu benim aklıma nasıl gelmedi!"yle muhatap oldum. Ocak 2009'da, yani yaklaşık iki buçuk yıl önce, Cindirella hakkında buradan okuyabileceğiniz yazıyı yazdıydım. İşbu sebepten şu cümleye hayran ve gıcığım:"Ya da Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey kardeşlerinden biriyle onu aldattı." Nasıl basit, nasıl net, nasıl güzel bir cümledir ve hay lanet olsun nasıl benim aklıma gelmedi! Kıskandım vallahi! Deselerdi ki Özcan Deniz'i kıskanacaksın günün birinde "Kafayı neyle buldun?" derdim.

Ay neyse... Hiç bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama film güzeldi ya. Hala yer yer soruyorum, bunu Özcan Deniz mi yazmış diye... Hakikaten insanın aklı almıyor. Çok müthiş değil, ama gayet seyredilebilir. Mesela Murat Şeker ki okullu yönetmendir, filmleri bir şekilde de seyrettirir kendini ama "Aşk Geliyorum Demez" nasıl kötü bir filmdir(doğru bir örnek olmamış olabilir, zira filmin rezilliği tamamen bergüzar korel kaynaklı da olabilir, emin değilim. tek bildiğim bünyesi her türlü romantik komediyi kaldıran bendeniz, artık o kadar genç değilmiş.) Ulan örnekten nereye geldim... Özcan Deniz, nerde ilim öğrendi geldi bilmiyorum ama film gayet derli topluydu yahut ben minimum beklentiyle izledim. Tamam yer yer bokunu çıkarmışlar reddetmiyorum. Ama Özcan Deniz yaa!

Peşinen söyleyeyim, bu noktadan sonra filmi anlatırken küfürü kalayı basabilirim. Her zamanki gibi bir filmi içselleştirip bir karaktere küfrediyorum zira. Şimdi elimizde bir adet Didem ve bir adet Adem'miz var, yanlış hatırlamıyorsam 7 senelik evliler. Filmin başlangıcı, ilerleyişi ve sonucu tahmin edilemez değil elbette. Baş kadın(deniz çakır), onu baştan çıkarmaya çalışan bir adet çaka (çirkin ama karizmatik adam) yardımcı erkek(barış falay), baş kadını geri alacağım diye kıçını yırtan baş erkek(özcan deniz); elbette yan karakterler, sürekli birbirini kollayan arkadaşlar, patronlar felan feşmekan... Adem karakteri de bir uyuz, bir uyuz, sormayın gitsin. Nasıl anlatayım, hani kötü bir koku duyarsınız da yüzünüz buruşur ya... Ağız burun tutturup kaçırtacak kadar kötü değil. Sadece surat buruşturan, yüzü hafiften geren cinsten bir koku... Adem; işte tam da öyle bir surat ifadesiyle sakin, ama illallah demiş bir ses tonuyla "Bi' s.ktir git Adem!" denecek bir adam. Bir kere bencil. Onun müziği, onun işi, onun futbolu... Karısına varıncaya kadar her şey onun emrine amade olmalı... Nitekim karısının günlerce uğraştığı projeye kahve döküyor ve büyük bir şey olarak görmüyor, "proje çalışıcam bre adam" dediği anda misafir getiriliyor, karısını koca iş toplantısının içinden itekleyerek çıkarıyor, kadına ehliyetini kaybettiriyor, daha bir sürü zırtapozluk da çabası... Hakikaten bi' s.ktir git Adem! İşte hikaye de aslında bu, Didem bu heriften bıkıyor doğal olarak:) Bu arada ona yazan playboy Barış Falay'a yüz veriyor filan... Her ne kadar kötü adam olarak lanse edilse de genel olarak, Barış Falay öyle bir bakıyor ki kötü diyemiyorsun adama. Ha bir de Adem'in ayrı tutarsızlığı var(dönüp dönüp adem anlatıyorum yalnız, adem anlatmaya doyamıyorum:)) Bu kadar bencil bir karakter, eşi görülmemiş derece de sadık. Erkeklerin sadakatine inanan bi' dişi zaten değilim:) Hadi film bu ya, sadık diyelim. Ama şimdi onun da bir mantığı var anacım. Adem'e hasta bir Aslı Hanım var ki hasta olduğunu tee filmin başında şu sahnede belirtmiş(o sahne de filmin en komik sahnelerinden biri yalnız:) orada görüntü pek kaliteli değil, dikkatli bakmazsanız belli olmuyor ama ragıp savaşın salyasının yaptığı pike görülmeye değer:D). Şimdi bu taş gibi abla, karısından aylardır ayrı yaşamakta olan Adem'in üstüne çırılçıplak atlıyor. Ey senarist Özcan Deniz sorarım sana, aziz niye ilan etmedin Adem'i? Hayır, bak mucize gerçekleştirdi yani... Bizim Adem, cima etmek üzerine nü vaziyet üstüne atlayan Aslı'ya "Napıyorsunuz Aslı Hanım?" diyor. Sence napıyor:) Akıl var, mantık var, erkek fıtratı var... Anladık tek eşlisin de o kadar da değil. Hani derbeder oldun da karının gidişinden, bokunu çıkarma. Hakikaten bi' s.ktir git Adem! Bir karakter tutarlılığı göster! Ama "Yazık kııııııız!" dediğin sahne yok mu Adem'e? Anasını satayım o da var:) Film 'Bir Adem Hikayesi' olarak isim değiştirebilir:) Şimdi anlatırsam çok mantıksız kaçacak, ama "Seni Kimler Aldı" isimli güzide Sezen Aksu parçası eşliğinde bir çorba sahnesi var, ben bile Adem karaterine uyuz olmama rağmen acıdım, yazık kııııız!

Hani Adem'i eleştirip duruyorum ama aslen çok kötü bir film değil. Türk romantik-komedi ekolünü bir şekilde oluşturmaya yönelik orta karar bir adım gibi görüyorum kendisini. Murat Şeker'in yoğun olarak yaptığı, içinde Yeşilçam filmlerine göndermeler olan yerel esintiler içinde yeni nesil romantik komedi anlayışını taşıyor. Ha eleştir dersen, senaryoda bir ton arızası var. Ama zaten çok şey beklemediğim bir filmi eleştiresim yok, merak ettiğim için izledim. Nuri Bilge Ceylan seyretmediğimin bilincindeydim izlerken de...

Herkesin yaptığını yapıp Mahsun Kırmızıgül'le de karşılaştıracağım, en azından ben toplumsal mesaj vereceğim diye kıçını yırtmıyor(mahsun kırmızıgül filmleri çok kötü olmasa da toplumsal mesajı sinemasıyla değil, müziğiyle vermesi taraftarıyım. adam gibi yönetmenlere bıraksın o mesaj verme işini. filmleri şık ama sadece şık, o kadar). Anlamsız yerleri var filmin, lakin espiriler güzel(karadeniz düğünü hikayesi abartı, kabul eidyorum), mekanlar güzel... Bir gün bizim de çok şahane romantik komedilerimiz olacak, buna inancım tam. O çok şahane filme giden yolda işte bu da böyle bir taş:) Amaaa... Janset'le Deniz Çakır'ın saçları çok kötü, bu kadar mı kötü olur. Canım sizi kuaförünüz kim? (bi dk bakıyorum hemen) Özgür Saval'mış. Sayın Özgür Saval, ne ettiniz yahu? O nasıl darma durman bir saç biçimidir? Nasıl desem, çok modern sanat kalmış, hiçbir halt anlamadım.

Oyunculuklar, Özcan Deniz'in muhtelif sahnelerdeki bön bakışları ve duruşları hariç, genel olarak iyi... Özcan Deniz biraz iyi oynayaymış, Deniz Çakır'ın yanında sırıtmasaymış daha iyiymiş ama buna da şükür. Bütün karpuzları aynı koltukta taşımaya kalkınca zayiat oluyor tabii... Bir de oyuncuları da sanırım Özcan Deniz seçmiş, erkekler tamam da bir tane çirkin kadın yok. Deniz Çakır olsun, Janset olsun, Naz Elmas olsun... Ha bir de Erdem Akakçe'nin karakter çok süper, kan şekeri düşünce babasını tanımayan sinirli avukat:)

Yine çok yazdım, çok konuşuyorum ama bitireceğim. Genel olarak müzikler iyi olsa da Özcan Deniz'in "Hayat Arkadaşım" isimli o şarkısı ne ya?! Dinlemeyin, dinlettirmeyin. Temalı şarkı anladık da çok fantastik olmuş. Bu arada cart diye alakasız gireceğim ama filmin müziği de olan şarkının has yorumu Ajda'dandır bence, onda kalsın. Bu yüzden film hakkında kestiğim ahkamı burada sonlandırırken söz Ajda'ya bırakıyorum.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

One Day


Bu filmi bekliyorum, tee çekimlerinden beri bekliyorum hem de... Romanını okudum, bayıldım, tavsiye ettim, hala da ediyorum. Okuyun, okutun. Hiçbir şeyi değil de yılların insanın üzerinde nasıl değiştirici bir etkisi olduğunu görmek için bile okuyun. Hayat nasıl tükürdüğünü yalatıyor görmek için okuyun. Bak şimdi bir daha okuyasım geldi:) Sadece bu yüzden değil elbet, romanın aynı zamanda 20 yıllık bir popüler kültür geçidi olmak gibi bir durumu vardı, eminim filmde daha eğlenceli olmuştur. Gerçi uyarlama filan derken film hakikaten çok fena çıkabilir, rezil edilen kitaplar çok var. Göze alıyorum, Anne Hathaway kalitesiz yapımda oynamaz hacı diyorum bir yandan ama belli de olmaz. 19 Ağustosta Amerika'da vizyona giriyor, bizde ne zaman gireceği meçhullerde(ey dağıtımcılar duyun sesimi!). Aşağı filmin eğlenceli bir uygulamasını gömdüm, bir süre orada takılabilir. Filmin gösterime girmesinden sonra net çalışacağını sanmıyorum. Bunun yanında uzun süredir gördüğüm en çarpıcı film afişlerinden biriyle ahanda buyrun filmin fragmanı:


3 Temmuz 2011 Pazar

İncir Reçeli


Sadece böhüüü diyorum size. Arkadaşlardan biri ne zamanlardır izle diyordu. Öylesine dün boş zamanımda bir açayım dedim. Sonunda filme küfretmedim desem yalan olur. Ay bana mı çok acıklı geldi, yoksa film hakikaten çok acıklı mıydı; bu aralar zuhur eden psikolojik durumumdan kelli mi tayin edemiyorum. Her türlü ağlardım yani ben bu filme. İnterneti tarasanız bol bol eleştiri bulacaksınız, belki izler kendiniz de eleştirirsiniz. Ama anasını satayım 21.yüzyıldayız işte, insan kolay aşık olmuyor, o yüzden en saçma aşk hikayesi bile bazen yaralayabiliyor.Yoksa evet, eleştirirler yer yer haklı, yeri gelince anlatacağım. Ama ne bileyim, Leyla ve Mecnunlar çağında değiliz. Bana kaside yazacak ya da yazdıracak adamı bulmak çok mümkün değil. Hadi onu geçtim, kimsenin derdi şerh etmek ya da edilmek değil, harala gürele yaşıyoruz(Ben bu aralar çok ders çalıştım sanırım). İşin özü aşkın bugünlerde şiirsel bir tarafı olduğuna inanmıyorum. İşbu yüzden film bana çok şiirsel geldi.

Film senaryoları beğenilip de bir türlü çekilmeyen, sonra da kağıttan uçaklara dönüştüren skeç yazarı Metin, hikayemizin baş kahramanı. Oyuncuları dizilerden tarif etmeyi sevmeyip her seferinde aynı şeyi yapıyorum. Metin'i de Türkan dizisinden hatırlayabilirsiniz; Türkan'ın kardeşinin kocasıydı kendisi. Tabii oradaki bıyığıyla beni benden aldıydı. Ama burada canından bezmiş karakteri güzel oynuyor. Duygu, yani esas kız da Melike Güner, hoş kız ama yani çok süper bir oyuncu diyemiyorum maalesef. Meseleyi özet geçeceğim, hönkürmeyin sonra naptın diye, bu anlatacağım şey filmin arası. Afişe bakıp da aldanmayın, acep Rain Man gibi bir hikaye mi, adam otistik mi filan diye... Yok değil. Kız AIDS (paldır küldür söyledim çok pardon), işbu sebepten Metin'le ilişkileri bir türlü ilerlemiyor. En büyük eleştiri şu: AIDS hastalarına haksızlık ediyorsunuz arkadaşım. Bir yandan hakikaten öyle, mesela bir yerde tedavi olursan kimliğin açığa çıkar serzenişi var. İyi de benim bildiğim hasta hakları diye bir hadise var, AIDS olsun soğuk algınlığı olsun, sen söylemedikçe kimsenin bilmesi mümkün değil. Ayrıca AIDS'te ekstra bir gizlilik mevzu bahis diye biliyorum. Bu kısımlara pek özenilmemiş hakikaten, biraz araştırsaydınız diyor insan. Ama diğer taraftan da "lan, çok saf anlatmış, yazık kııııız" nidalarıyla izleniyor mu? İzleniyor valla. Kanımca film, en saf yeşilçam duygularına hitap ediyor:) Tarık Akan'la Emel Sayın'dan "Feryat" olsun, ne bileyim Tarık Akan'dan yine "Canım Kardeşim" olsun seven tiplerdenseniz -ki ben seven tiplerdenim- sevilebilir bir film. Kusuru çok hacı, aldırmayın seyredin. Nitekim sadece Sezai Paracıklıoğlu'nun Duman performansı için bile izlenebilir, tabii ben buraya koydum diye bitirmeyin filmi ama:) Ha bir de şarkıcı bir abla var, o mu söylüyor bilmiyorum ama filmin müziklerinin çok şukela olduğunu söyleyebilirim. Yoğun istek üzerine yeniden gösterime girmiş bu aralar zaten. Ay ben yazmaya yazmaya enerjimi kaybetmişim yahu, kısacık oldu, en iyisi sınav çalışmaya devam edeyim ben.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

bunak

İyice bunadım. An Affair to Remember hakkında bir yazı yazdığıma emindim ben lakin bulamadım anacım bir türlü... Yazmadım mı yoksa? Yazmadıysam yazacağım zira:)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

sindirella

çocukken okunan ilk masalın kişinin kaderin üzerinde etkili olduğuna dair anti-bilimsel bir şeyler okumuştum bir yerlerde. hani bilimsel değilse de mantıklı, çünkü kendini karakterle özdeşleştirme filan karakterin üzerinde etkilidir herhalde. fakat benim doğru kabul ettiğim bu düşünceye göre sıçtım. benim hatırladığım ilk masal sindirella. hani bir baktığın zaman daha anti-feministini bulamazsın herhalde. bir kere bir salak kızımız var masalda, sindirellanın ta kendisi. hani pollyanna mı daha salak sindirella mı diye sorsanız cevap veremem herhalde, o kadar salak:) bir kere üvey anne ne derse o yapılıyor; ne isyan, ne itiraz. yer sildirirler, yemek yaptırırlar, şömine yanında yatırırlar, kendi evinde hizmetçi muamelesi ederler; bizimkinden üç kelime çıkar:"peki üvey anne."insan kendine zulmedildiğini anlar da neden sebebini sormaz? bir de baloya gitmek isteyişi var tabii. prense yamanmak gibi açık bir niyet var ortada. balo dediğin açık pazar prens için, seç-beğen-al. bir de kurguda bağlayıcı sistem olarak peri anne öğesi var(bazı versiyonlara göre fındık ağacı bu işlevi yerine getiriyor ama peri anneyi tercih ediyorum).her şeyi sineye çeken biri olarak peri annenin iyiliğini hak edip etmemesi tartışılır mevzu. ortada alınan bir tavır yok, mücadele yok, emek yok ama peri anne var nasılsa mantığı nedir yani. hadi kadın üzüldü bunun ezikliğine geldi yardım etti, salak kızımız baloya gitti. ne bu şekilcilik? niye altınlara, gümüşlere, debdebeye bulanıp gidiyor o baloya? ben burdan şu noktaya çıkarım: süsü püsü yerinde olmasa prens sindirellayı farketmeyecekti, böyle bir masal hiç olmayacaktı. şekilci insanoğlunun yüzyıllara yansıması bu. ha bu arada sindirellanın uslu bir kız olup gece yarısından önce eve dönmesi şart, yoksa her şey eskisine dönüşür. aslında her şeyin eskisine dönüşmesi daha ilginç bir adam tavlama methodu. düşünse blog, gözünün önünde araba balkabağına filan dönüşüyor; hatunun ne zahmete girdiğinin kanıtı resmen. bu prensin gözünün önünde olmadı ve varsayalım sindi evlendikten sonra anlattı meseleyi, adam sana deli demez mi?ama bizim yabani, sevdiceğine olduğu gibi gözükme istemeyip kaçıyor. halbuki gerçek aşk adama terlikleriyle gidebilmektir, ama dedim ya şekilcilik ruhuna işlemiş masalın.neyse gece yarısı, kaçış, ayakkabı deneme seansları(ki ayakkabının bir tek sindiye olması ayrı bir gerizekalılık meselesidir. 45 numara ayakları var da eşi mi bulunmuyor ayaklarının koca ülkede)geçelim orayı. gelelim anti-feminizim zurnasının zırt dediği yere. söz konusu bağyan, bugüne kadar üvey anne ve kardeşleriyle mutsuz mutsuz yaşadı. mutluluğun formülü ise prensle evlenmek. prensle evlenince onun gücünden, parasından ve isminden faydalanacak, kendi gücünden değil. varlığına anlam katan şey prens; sindirellayı kişilikli kılan şey prensin karısı sıfatı, sindirella oluşu değil. tamam, evlilik bir mantık işi. ama daha dün tanıdığın adama da sadece statü ve sıkıntıdan kurtulmak için varılır mı? farzedilim ki varılır, bu kadar kişiliksiz mi varılır. çocuklara verilen mesajın doğruluğundan emin değilim. yüzyıllar içerisinde masallar değişime uğruyor genelde günün şartlarına göre ama bunda tık yok. nitelikli bir ilişkide kadının kişiliği, erkeğin kişiliği kadar önem taşır bence. ezik üvey evlat sindi, ezik eş sindi olacaktır böyle bir durumda. niye bir masal içerisinde "ezik olmak bu hayatta en çok işine yarayacak davranış biçimidir." algısı taşır ki?neyse sindi ile tahtında otumaktan ve baloda dans edebilmekten başka meziyetini görmediğimiz prens sonsuza kadar mutlu yaşarlar.

buradan sindirellaya sesleniyorum:bre manyak karı hadi küçüktün, ufacıktın, ses çıkarmadın, ezildin; anladık. eee, sonra? ananın, babanın hiç mi ahbabı yoktu? prensler, saraylar, balolar ekseninde geçtiğine göre aile zengin, adap edep biliyorsundur; bir yere hizmetçi diye de mi giremedin. gurur mu yaptın, ailenin adına halel mi gelir? üvey anan düşünüyor sanki bunları, senin gururunu yer bezi yapıp eline vermiş. üvey anne-kardeş zulmüne razı geleceğine, gider alın terinle çalışırdın; gururun daha yerinde olurdu.hayır, varsa bi mecburiyetin bilelim. yüzyıllardır bunu açıklamayarak verdiğin ana fikir ne? ezil ezilebildiğin kadar, nasıl olsa kurtarmaya salak bir prens gelir! sen bir kere niye bu kadar bağımlı yaşamaya heveslisin anlamıyorum ki! gerçi amaç kendini kurtarmaksa sen de haklısın, bu da bir yol. ama bu kadar bekleyip hayatının yarısını ziyan zebil etmeye ne gerek vardı? hem farkında değil misin adamın şekilciliğinin?sen kokoş olup gelmeyeydin adam seni nerden bilip bulacaktı. bu mudur aşk anlayışın?bak, yazının gelişimi süresince hislerim kızmaktan acımaya geçti sana karşı. bir de hikayem var diyip çıkıyorsun meydana sindi. eziksin kızım sen, nesillere kötü örnek oluyorsun. bunca nesil beyaz atlı prens hayalleriyle telef oldu senin yüzünden. yok beyaz atlı prens diye bir şey; varsa da aşık olma garantisi yok iki tarafında. kendi tercihlerini yapan kişilikli bir hatun olup öyle evleneydin keşke. köprüden önceki son çıkış gözüyle bakmayaydın adama, sen de suçlusun. ay ne diyim daha sindicim allah uzun ömür versin sana da eşine de; üstüne düşünülmemiş evliliğiniz de mutluluklar.

sanırım benim ilk masalım kişiliğimde ters tepti.

not: bu yazı buraya ve bu tarihe ait değil elbette. daha önceden yazılmıştı ama kolay link verebileyim diye buraya ekledim.

13 Mart 2011 Pazar

pardon

Maalesef tamamlayıp yayına sokamıyorum, çünkü ben yazı yazarken kardeşim bilgisayarı istedi:) O yüzden başka bahara kaldı diyor, hepinize selamlarımı sunuyorum

şükür kavuşturana!

Valla oscar gününde kıçımı devirip yattığım yerden töreni izlediğimden ve fazla kalkamadığımdan (yine en iyi yönetmende sızdım), blog olayına giremedim. Sonra da dangalak bir şirket profili olarak digiturk bloggerların kapatılmasını sağladı ki o gün bugündür giremiyorum. Neyse sonunda ayarlamayı becerdim giriyorum nihayetinde. Yarım bıraktığım yazılarımı tamamlayıp yayıma açacağım az sonra.

O gece uyuyakaldığım için en çok da Colin Firth'in Oscar alışını izleyemedim ona yanıyorum.

28 Şubat 2011 Pazartesi

oskar amca

Ay oydu buydu şuydu derkene dönemedim buraya. Colinciğimi beklemekteyim, Red Carpet'ı şereflendirmedi daha. Ayrıca Amy Adams'ın boynundaki kolye ne öyle takı takıcam diye kastırmış aaay!

8 Ocak 2011 Cumartesi

Bosch reklamları

Bilin bakalım gece gece neye sardım:) Sınav var ya illa bir şeye saracağım, rahat edemem yoksa... Böyle erkek nere memlekette imansız Bosch! Gerçi sadece erkekler değil, nasıl perfekto bir insan manzarası çıkardılarsa her reklamı ağzım açık izliyorum ki zaten memleketin dişilerine oynamakla meşguller. Yaratıcı gruba Allah tepenizden baksın, kaç kızın ahını aldınız biliyonuz mu diyorum sadece. Ha bir de belirli bir kurgu içinde seyrederseniz fantastik bir romantik komedi çıkıyor ortaya.

Aşama 1:


Bosch reklam | video.mynet.com



Aşama 2:



Aşama 3:


Bosch ütü reklam
Yükleyen OlcaytoCengiz. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

Aşama 4(kurban olsunlar sanaaaa, bunu bana diyecek erkek bul imansız bosch!):


Murat Yıldırım ve Mine Tugay Reklamları
Yükleyen tumbavolkia. - Filmler ve diziler Dailymotion'da

Aşama 5:

BOSCH - Beyler from KALA FILM on Vimeo.



Aşama 6:



Aşama 7:

BOSCH - Baba & Oğul from KALA FILM on Vimeo.



Aşama 8:

BOSCH - Yıldönümü from KALA FILM on Vimeo.



Ay yeter ağliiiiciğim şimcik:) Görüldüğü üzere hep kadınların duygusallığı üzerine çalışılıyor:D Ama olmaz ki bu kadarı da yapılmaz ki! Bosch reklam ekibinin çöpçatan takımına dönüştürülmesini isteyen 1000 kadın bulabilirm:P