<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182</id><updated>2011-11-19T17:47:41.799+02:00</updated><category term='j.k.rowling'/><category term='alacakaranlık'/><category term='kavak yelleri'/><category term='tsutomu yamazaki'/><category term='kore sineması'/><category term='arranged'/><category term='İlker Aksum'/><category term='düşlerimin prensi'/><category term='joo ji hoon'/><category term='dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum'/><category term='la vie en rose'/><category term='yabancı sinema'/><category term='savaş dinçel'/><category term='hugh laurie'/><category term='cumhuriyet'/><category term='mehmet ali nuroğlu'/><category term='daniel radcliffe'/><category term='film müziği'/><category term='Canım Ailem'/><category term='okuribito'/><category term='yoon eun hye'/><category term='fox'/><category term='italyan sineması'/><category term='bir tutam baharat'/><category term='dokuz buçuk hafta'/><category term='soundtrack'/><category term='dudaktan kalbe'/><category term='ömre bedel'/><category term='rutkay aziz'/><category term='robert pattinson'/><category term='vampir filmi'/><category term='hayalet sevgililerim'/><category term='politiki kouzina'/><category term='melekler korusun'/><category term='tatlı hayat'/><category term='kore dizisi'/><category term='romantik komedi'/><category term='yiğit özşener'/><category term='marion cotillard'/><category term='trt'/><category term='la môme'/><category term='twilight'/><category term='boys before flowers'/><category term='gary oldman'/><category term='kanal d yeni yayın dönemi tanıtım filmi'/><category term='Bu Kalp Seni Unutur mu'/><category term='kristen stewart'/><category term='amerikan sineması'/><category term='goong yoo'/><category term='house md'/><category term='new moon'/><category term='fransız filmi'/><category term='edith piaf'/><category term='harry potter'/><category term='ralph fiennes'/><category term='helena bonham carter'/><category term='he&apos;s just not that into you'/><category term='meg ryan'/><category term='kim basinger'/><category term='audrey hepburn'/><category term='mickey rouke'/><category term='gidişler'/><category term='goong'/><category term='zümrüanka yoldaşlığı'/><category term='gary cooper'/><category term='katherine heigl'/><category term='easy virtue'/><category term='kaldırım serçesi'/><category term='yunan filmi'/><category term='Yerli Dizi'/><category term='cüneyt arkın'/><category term='french kiss'/><category term='nine and half weeks'/><category term='erkekler ne söyler kadınlar ne anlar'/><category term='yeşilçam'/><category term='Tansel Öngel'/><category term='order of phoneix'/><category term='la dolce vita'/><category term='türk filmi'/><category term='the ghosts of girlfriends past'/><category term='alan rickman'/><category term='antique bakery'/><category term='japon sineması'/><category term='coffee prince'/><category term='departures'/><category term='türkan şoray'/><category term='yabancı dizi'/><category term='kevin kline'/><category term='federico fellini'/><category term='OST'/><category term='Ezgi Mola'/><category term='kız filmi'/><category term='gerard butler'/><title type='text'>35 mm televizyon vericisi</title><subtitle type='html'>fikrin gerisi, ahkam ötesi...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>91</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8143666721614066810</id><published>2011-09-27T17:28:00.000+03:00</published><updated>2011-11-19T16:08:20.399+02:00</updated><title type='text'>Mulan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KfwoViberqY/Tse3FztHmRI/AAAAAAAAAzY/udBO-g0McjE/s1600/mulan_poster.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-KfwoViberqY/Tse3FztHmRI/AAAAAAAAAzY/udBO-g0McjE/s320/mulan_poster.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aslında önce "Anastasia" izlemeye niyetliydim, ama bulamayınca ve yine Disney animasyonu "Mulan"ı seyretmeye karar verdim. Tabii animasyondan da çok anlıyorum Allah sizi inandırsın:P Valla bildiğim kadarıyla Disney, klasik animasyon yapıyor, yamuluyorsam söyleyin. Çocukluğumdaki gibi, oh mis... (dakka bir gol bir, yazı süreci içinde hemen kendimi yalanlıyorum. yamuluyormuşum abi. şimdi alınan bilgiye göre adamlar çatır çutur üç boyutlu animasyon da çekiyormuş.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ryuZMhZOO_Q/Tse3RT6DWyI/AAAAAAAAAzg/Wifmv3o0m5U/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-ryuZMhZOO_Q/Tse3RT6DWyI/AAAAAAAAAzg/Wifmv3o0m5U/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Neyse "Anastasia" diyordum, ezbere biliyorum aslında:) Çocukluktan kalma ezber, ne seyderdim be tekrar tekrar, hey gidi günler... "Mulan"ı da seyrettiydim, ama niyeyse hiç böyle hatırlamıyorum. Tipik animasyon mantığı, seyirci olarak çocuklar hedefenir, ama öyle bir replikler yerleştirilir ki yetişkinler anlar sadece. Bir çocucuğun "Up"a ağlaması mümkün değil, evlat "aa uçan ev" diye izleyecek. Sen o evin ne anlama geldiğini biliyor musun çocuk?! Neyse "Mulan" diyordum. Sevgili Mulan, bir türlü kendini çöpçatana beğendiremediğinden evlenemeyen, doğal olarak ailesini onurlandıramayan erkek gibi bir kız... Şimdi çocuğa bunu nasıl anlatırsın? Neden evlenmediği için ailesini onursuz duruma düşürüyor? Evlenmemek niye bu kadar ayıp? "Şimdi evladım, 5. yüzyılda Çin'de adet böyleydi..." Ama neden? "Yani, şimdi, nasıl desem, kadının evde oturuyordu, çalışmıyordu, o yüzden genç kızların evlenmesi lazımdı." Ama Ayşe ablam da evde oturuyor, iş bulamadı, o niye evlenmiyor? "O zaman öyleydi, şimdi farklı" Ama neden? "O zamanlar kadın ve erkek eşit değildi, kadının asli görevi yemek pişirip çocuk doğurmaktı. Yani kadına at gibi, tarla gibi mal gözüyle bakılıyordu. Gerçi şimdi de pek farklı sayılmaz." ?????!!!!!! Hani şimdi farklıydı?! "Öhm, öhm... Çocuğum dön önüne seyret, bak kapatıcam şimdi!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ryvlNXyOUmo/Tse3Yn98TWI/AAAAAAAAAzo/zmYLmCU-hcs/s1600/mulan.gif" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/-ryvlNXyOUmo/Tse3Yn98TWI/AAAAAAAAAzo/zmYLmCU-hcs/s200/mulan.gif" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu evlenme davaları sırasında savaş çıkıyor. Daha doğrusu tee en başında bir Çin Seddi'ne tırmanan bir grup asker ve imparatorla konuşmalar filan mevcut... Türkçe dublajlısında Moğollar olarak geçse de aslında yakinen tanıdığımız Hunlar:) Hayır, zaten bu inat kimde bulunabilir? Bence Türkler hakkında doğru tespit yapılmış. Eleştirmek ya da dalga geçmek için söylemiyorum, Çin Seddi'ne tırmanacak inatta başka millet yok dünyada:) Çizgi film filandan değil, harbiden tırmanırdık. Hem de sırf meydan okuma kaynaklı tırmanırdık. "Siz bizim için Çin Seddi'ni mi yaptınız? Abi, bu mudur yani? Biz geçeriz bunu..." Valla zaten Hunların lideri benzer bir replik kullanıyor, yarıldım orada:) Böyle Atilla kılıklı bir liderleri var. Bir de filmde Türkler aşağılanıyor diye yasaklandığı bir dönem var. Çizgi film bu, deli mi ayol bunlar? İlla ki bir kötü olacak. Çin efsanesi yapıyorsan, kötüler de Hunlar olacak haliyle. Ayrıca böyle kötüye can kurban, hey maşallah diyorsun. Karizmatik kötü bizimkiler, bu bir. İkincisi iyi savaşıyorlar; bir oyuncak bebeğin kokusundan zaman, mekan, durum tespiti yapabiliyorlar. Kendimizle gurur duydum. Tamam, sonunda Çinliler galip ama dediğim gibi sonuçta bu bir Çin efsanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6uAwzMLfdeE/Tse3-A3JBFI/AAAAAAAAAz4/-xY_BWSv93A/s1600/Mulan.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-6uAwzMLfdeE/Tse3-A3JBFI/AAAAAAAAAz4/-xY_BWSv93A/s200/Mulan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Heh savaş çıkıyor. Savaşa yaşlı babasının yerine gidiyor onun kıyafetlerini giyip. Sonra da Yüzbaşı Shang'a aşık oluyor. Ha bir de Hunlar var tabii:)) Aslında bakıldığında feminist okuma yapılabilir filme gayet. Lakin gerek yok kanımca. Kendisini bir çizgifilm olarak seyredip bitirmek gerek. Derine inmeye ne gerek var o kadar. Hadi şimdi son sahneyi söylemeyeyim de hoştu. Gerçekçi olmuş. Ay yazarken yazarken keyfim kaçtı yahu. Ben yazmaya yazmaya, yazmayı unutmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: O değil de Mulan 1'den Yüzbaşı Shang bulamadım, şu son gördüğünüz şey Mulan 2'den&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 2: Tepedeki tarihe aldanmayınız, çoğu 19 Kasım'da yazıldı:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8143666721614066810?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8143666721614066810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/09/mulan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8143666721614066810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8143666721614066810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/09/mulan.html' title='Mulan'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KfwoViberqY/Tse3FztHmRI/AAAAAAAAAzY/udBO-g0McjE/s72-c/mulan_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-890153587360582509</id><published>2011-08-07T21:45:00.016+03:00</published><updated>2011-08-07T22:28:37.528+03:00</updated><title type='text'>Ya Sonra</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-wWQpFDknaUQ/Tj7j_fOZAwI/AAAAAAAAAyI/fm9ae699OsM/s1600/ya-sonra.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-wWQpFDknaUQ/Tj7j_fOZAwI/AAAAAAAAAyI/fm9ae699OsM/s320/ya-sonra.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638194463367561986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Aşk, aşk, aşk... Bizim aşkımız bu, bir masal gibi başladı; her aşk  gibi... Bu sokaklar, bu binalar, bu şehir, bu insanlar hiç farkında  olmasalar da şahittirler bizim aşkımıza. Masal gibi başlayan aşk, masal  gibi sürdü ve evlendik. Masallar neden hep en güzel yerlerinde biterler?  Prenses, prensini bulur; evlenirler, biter. Sonra ne olur, bilinmez.  Belki en sevdiği dostu Pamuk Prenses'e platonik olarak aşıktı. Ya da  Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey kardeşlerinden  biriyle onu aldattı. Biz de evlendik. Yani masallara göre sona geldik.  Peki ya sonra?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9XcaO_tkEQI/Tj7kHIKlYcI/AAAAAAAAAyQ/thBH6aI-3VY/s1600/ya-sonra-resim4.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 112px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-9XcaO_tkEQI/Tj7kHIKlYcI/AAAAAAAAAyQ/thBH6aI-3VY/s200/ya-sonra-resim4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638194594616533442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film, aradaki replikleri saymazsak, Özcan Deniz  monologuyla başlıyor. Vallahi kopyala yapıştır değil, emek ettim  yazdım:) Açılışta bir dumur ben zaten. Birincisi Özcan Deniz'i Asmalı  Konak'tan biliriz de hiç sesinin bu kadar hoş olabileceği aklıma  gelmemişti. İkincisi bu senaryonun tamamı Özcan Deniz'in elinden  çıktıysa helal olsun diyorum, zira adam &lt;a href="http://www.gizliyara.org/unlulerin-resimleri/1823-ozcan-deniz-resimlerden-secmeler-ozcan-deniz-kareleri.html"&gt;bu&lt;/a&gt;  halinden yukarıdaki repliğe geldi; takdir etmek lazım. Neyse asıl  mesele bu değil, şahsen kıskandım. Resmen "Lan bunu ben daha önce  düşünmüştüm" duygusunun benzerini yaşıyorum. Gerçi Sema için daha  enteresan, ne zaman romantik komedi lafı geçse, "sonrasında asıl  noluyor? asıl hikaye orada" minvalindeki düşüncesini söylerdi. O yüzden  rahatlıkla r'leri yuvarlaya yuvarlaya "Şerrrrefsizim benim aklıma  geldiydi!" diyebilir. Ama ben sadece bir cümleyi o kadar kıskandım ki  "Şerrrrefsizim benim aklıma geldiydi!"nin kardeşi "Lan bu benim aklıma  nasıl gelmedi!"yle muhatap oldum. Ocak 2009'da, yani yaklaşık iki buçuk  yıl önce, Cindirella hakkında &lt;a href="http://diplexer.blogspot.com/2011/05/sindirella.html"&gt;buradan&lt;/a&gt;  okuyabileceğiniz yazıyı yazdıydım. İşbu sebepten şu cümleye hayran ve  gıcığım:"Ya da Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey  kardeşlerinden biriyle onu aldattı." Nasıl basit, nasıl net, nasıl  güzel bir cümledir ve hay lanet olsun nasıl benim aklıma gelmedi!  Kıskandım vallahi! Deselerdi ki Özcan Deniz'i kıskanacaksın günün  birinde "Kafayı neyle buldun?" derdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DBXT6lzC7kg/Tj7kcSgtW3I/AAAAAAAAAyg/66NBeNA3KiQ/s1600/ya-sonra_9048942.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-DBXT6lzC7kg/Tj7kcSgtW3I/AAAAAAAAAyg/66NBeNA3KiQ/s200/ya-sonra_9048942.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638194958170938226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ay neyse... Hiç bunu  diyeceğim aklıma gelmezdi ama film güzeldi ya. Hala yer yer soruyorum,  bunu Özcan Deniz mi yazmış diye... Hakikaten insanın aklı almıyor. Çok  müthiş değil, ama gayet seyredilebilir. Mesela Murat Şeker ki okullu  yönetmendir, filmleri bir şekilde de seyrettirir kendini ama "Aşk  Geliyorum Demez" nasıl kötü bir filmdir(doğru bir örnek olmamış  olabilir, zira filmin rezilliği tamamen bergüzar korel kaynaklı da  olabilir, emin değilim. tek bildiğim bünyesi her türlü romantik komediyi  kaldıran bendeniz, artık o kadar genç değilmiş.) Ulan örnekten nereye  geldim... Özcan Deniz, nerde ilim öğrendi geldi bilmiyorum ama film  gayet derli topluydu yahut ben minimum beklentiyle izledim. Tamam yer  yer bokunu çıkarmışlar reddetmiyorum. Ama Özcan Deniz yaa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JyyGT0mYUSQ/Tj7kxl6BIuI/AAAAAAAAAyo/AfrHJF_T6lY/s1600/ya-sonra12.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-JyyGT0mYUSQ/Tj7kxl6BIuI/AAAAAAAAAyo/AfrHJF_T6lY/s200/ya-sonra12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638195324154618594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Peşinen  söyleyeyim, bu noktadan sonra filmi anlatırken küfürü kalayı  basabilirim. Her zamanki gibi bir filmi içselleştirip bir karaktere  küfrediyorum zira. Şimdi elimizde bir adet Didem ve bir adet Adem'miz  var, yanlış hatırlamıyorsam 7 senelik evliler. Filmin başlangıcı,  ilerleyişi ve sonucu tahmin edilemez değil elbette. Baş kadın(deniz  çakır), onu baştan çıkarmaya çalışan bir adet çaka (çirkin ama  karizmatik adam) yardımcı erkek(barış falay), baş kadını geri alacağım  diye  kıçını yırtan baş erkek(özcan deniz); elbette yan karakterler,  sürekli birbirini kollayan arkadaşlar, patronlar felan feşmekan... Adem karakteri de bir uyuz, bir  uyuz, sormayın gitsin. Nasıl anlatayım, hani kötü bir koku duyarsınız da  yüzünüz buruşur ya... Ağız burun tutturup kaçırtacak kadar kötü değil.  Sadece surat buruşturan, yüzü hafiften geren cinsten bir koku... Adem;  işte tam da öyle bir surat ifadesiyle sakin, ama illallah demiş bir ses  tonuyla "Bi' s.ktir git Adem!" denecek bir adam. Bir kere bencil. Onun  müziği, onun işi, onun futbolu... &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-W47kFj-Fuqk/Tj7lB4p_WTI/AAAAAAAAAyw/ENG9SSGq6Rk/s1600/ya-sonra_9374154.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-W47kFj-Fuqk/Tj7lB4p_WTI/AAAAAAAAAyw/ENG9SSGq6Rk/s200/ya-sonra_9374154.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638195604065573170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Karısına varıncaya kadar her şey onun  emrine amade olmalı... Nitekim karısının günlerce uğraştığı projeye  kahve döküyor ve büyük bir şey olarak görmüyor, "proje çalışıcam bre  adam" dediği anda misafir getiriliyor, karısını koca iş toplantısının  içinden itekleyerek çıkarıyor, kadına ehliyetini kaybettiriyor, daha bir  sürü zırtapozluk da çabası... Hakikaten bi' s.ktir git Adem! İşte hikaye de aslında bu, Didem bu heriften bıkıyor doğal olarak:) Bu arada ona yazan playboy Barış Falay'a yüz veriyor filan... Her ne kadar kötü adam olarak lanse edilse de genel olarak, Barış Falay öyle bir bakıyor ki kötü diyemiyorsun adama. Ha bir de  Adem'in ayrı tutarsızlığı var(dönüp dönüp adem anlatıyorum yalnız, adem anlatmaya doyamıyorum:)) Bu kadar bencil bir karakter, eşi  görülmemiş derece de sadık. Erkeklerin sadakatine inanan bi' dişi zaten  değilim:) Hadi film bu ya, sadık diyelim. Ama şimdi onun da bir mantığı  var anacım. Adem'e hasta bir Aslı Hanım var ki hasta olduğunu tee filmin  başında &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=lKeXyUVP8Nc"&gt;şu sahnede&lt;/a&gt;  belirtmiş(o sahne de filmin en komik sahnelerinden biri yalnız:) orada  görüntü pek kaliteli değil, dikkatli bakm&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rkcclR3BrB8/Tj7lK564V_I/AAAAAAAAAy4/pTK9yH7APzI/s1600/Ya-Sonra-11.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-rkcclR3BrB8/Tj7lK564V_I/AAAAAAAAAy4/pTK9yH7APzI/s200/Ya-Sonra-11.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638195759023675378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;azsanız belli olmuyor ama ragıp  savaşın salyasının yaptığı pike görülmeye değer:D). Şimdi bu taş gibi  abla, karısından aylardır ayrı yaşamakta olan Adem'in üstüne çırılçıplak  atlıyor. Ey senarist Özcan Deniz sorarım sana, aziz niye ilan etmedin  Adem'i? Hayır, bak mucize gerçekleştirdi yani... Bizim Adem, cima etmek  üzerine nü vaziyet üstüne atlayan Aslı'ya "Napıyorsunuz Aslı Hanım?"  diyor. Sence napıyor:) Akıl var, mantık var, erkek fıtratı var...  Anladık tek eşlisin de o kadar da değil. Hani derbeder oldun da karının gidişinden, bokunu çıkarma. Hakikaten bi' s.ktir git Adem! Bir karakter tutarlılığı göster! Ama "Yazık kııııııız!" dediğin sahne yok  mu Adem'e? Anasını satayım o da var:) Film 'Bir Adem Hikayesi' olarak  isim değiştirebilir:) Şimdi anlatırsam çok mantıksız kaçacak, ama "Seni  Kimler Aldı" isimli güzide Sezen Aksu parçası eşliğinde bir çorba  sahnesi var, ben bile Adem karaterine uyuz olmama rağmen acıdım, yazık  kııııız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7Y-Dl-cNhyU/Tj7lVXsCETI/AAAAAAAAAzA/p1XUuhnob8A/s1600/Ya%2BSonra%2Bfilminden%2Bkareler%2B%252812%2529.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7Y-Dl-cNhyU/Tj7lVXsCETI/AAAAAAAAAzA/p1XUuhnob8A/s200/Ya%2BSonra%2Bfilminden%2Bkareler%2B%252812%2529.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638195938813153586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hani Adem'i eleştirip duruyorum ama aslen çok kötü bir  film değil. Türk romantik-komedi ekolünü bir şekilde oluşturmaya yönelik  orta karar bir adım gibi görüyorum kendisini. Murat Şeker'in yoğun  olarak yaptığı, içinde Yeşilçam filmlerine göndermeler olan yerel  esintiler içinde yeni nesil romantik komedi anlayışını taşıyor. Ha eleştir dersen, senaryoda bir ton arızası var. Ama zaten çok şey beklemediğim bir filmi eleştiresim yok, merak ettiğim için izledim. Nuri Bilge Ceylan seyretmediğimin bilincindeydim izlerken de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1DZAq2MSbsY/Tj7lcdlinjI/AAAAAAAAAzI/I8Kxq327wBw/s1600/Ya-Sonra-40.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-1DZAq2MSbsY/Tj7lcdlinjI/AAAAAAAAAzI/I8Kxq327wBw/s200/Ya-Sonra-40.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638196060655623730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Herkesin  yaptığını yapıp Mahsun Kırmızıgül'le de karşılaştıracağım, en azından  ben toplumsal mesaj vereceğim diye kıçını yırtmıyor(mahsun kırmızıgül  filmleri çok kötü olmasa da toplumsal mesajı sinemasıyla değil,  müziğiyle vermesi taraftarıyım. adam gibi yönetmenlere bıraksın o mesaj  verme işini. filmleri şık ama sadece şık, o kadar). Anlamsız yerleri var  filmin, lakin espiriler güzel(karadeniz düğünü hikayesi abartı, kabul eidyorum), mekanlar güzel... Bir gün bizim  de çok şahane romantik komedilerimiz olacak, buna inancım tam. O çok  şahane filme giden yolda işte bu da böyle bir taş:) Amaaa... Janset'le  Deniz Çakır'ın saçları çok kötü, bu kadar mı kötü olur. Canım sizi  kuaförünüz kim? (bi dk bakıyorum hemen) Özgür Saval'mış. Sayın Özgür  Saval, ne ettiniz yahu? O nasıl darma durman bir saç biçimidir? Nasıl  desem, çok modern sanat kalmış, hiçbir halt anlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yA-oideLx6Q/Tj7llEL9gJI/AAAAAAAAAzQ/V36rbJF6iYM/s1600/YA_SONRA_ALBUM2.png"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 130px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-yA-oideLx6Q/Tj7llEL9gJI/AAAAAAAAAzQ/V36rbJF6iYM/s200/YA_SONRA_ALBUM2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638196208456269970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oyunculuklar,  Özcan Deniz'in muhtelif sahnelerdeki bön bakışları ve duruşları hariç,  genel olarak iyi... Özcan Deniz biraz iyi oynayaymış, Deniz Çakır'ın  yanında sırıtmasaymış daha iyiymiş ama buna da şükür. Bütün karpuzları  aynı koltukta taşımaya kalkınca zayiat oluyor tabii... Bir de oyuncuları da sanırım Özcan Deniz seçmiş, erkekler tamam da bir tane çirkin kadın yok. Deniz Çakır olsun, Janset olsun, Naz Elmas olsun... Ha bir de Erdem Akakçe'nin karakter çok süper, kan şekeri düşünce babasını tanımayan sinirli avukat:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine çok yazdım, çok konuşuyorum ama bitireceğim. Genel olarak müzikler iyi olsa da Özcan Deniz'in "Hayat Arkadaşım" isimli o şarkısı ne ya?! Dinlemeyin, dinlettirmeyin. Temalı şarkı anladık da çok fantastik olmuş. Bu arada cart diye alakasız gireceğim ama filmin müziği de olan şarkının has yorumu Ajda'dandır bence, onda kalsın. Bu yüzden  film hakkında kestiğim ahkamı burada sonlandırırken söz Ajda'ya  bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/Ms7oa_5wFC8" allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-890153587360582509?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/890153587360582509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/08/ya-sonra.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/890153587360582509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/890153587360582509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/08/ya-sonra.html' title='Ya Sonra'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wWQpFDknaUQ/Tj7j_fOZAwI/AAAAAAAAAyI/fm9ae699OsM/s72-c/ya-sonra.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-9212109210504426445</id><published>2011-08-06T02:42:00.004+03:00</published><updated>2011-08-06T03:07:35.541+03:00</updated><title type='text'>One Day</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Ga5IdUhaKYM/TjyC9Ok4ybI/AAAAAAAAAyA/Z4ttbRYZbOk/s1600/One%2BDay.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ga5IdUhaKYM/TjyC9Ok4ybI/AAAAAAAAAyA/Z4ttbRYZbOk/s320/One%2BDay.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637524821957462450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu filmi bekliyorum, tee çekimlerinden beri bekliyorum hem de... Romanını okudum, bayıldım, tavsiye ettim, hala da ediyorum. Okuyun, okutun. Hiçbir şeyi değil de yılların insanın üzerinde nasıl değiştirici bir etkisi olduğunu görmek için bile okuyun. Hayat nasıl tükürdüğünü yalatıyor görmek için okuyun. Bak şimdi bir daha okuyasım geldi:) Sadece bu yüzden değil elbet, romanın aynı zamanda 20 yıllık bir popüler kültür geçidi olmak gibi bir durumu vardı, eminim filmde daha eğlenceli olmuştur. Gerçi uyarlama filan derken film hakikaten çok fena çıkabilir, rezil edilen kitaplar çok var. Göze alıyorum, Anne Hathaway kalitesiz yapımda oynamaz hacı diyorum bir yandan ama belli de olmaz. 19 Ağustosta Amerika'da vizyona giriyor, bizde ne zaman gireceği meçhullerde(ey dağıtımcılar duyun sesimi!). Aşağı filmin eğlenceli bir uygulamasını gömdüm, bir süre orada takılabilir. Filmin gösterime girmesinden sonra net çalışacağını sanmıyorum. Bunun yanında uzun süredir gördüğüm en çarpıcı film afişlerinden biriyle ahanda buyrun filmin fragmanı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object type="application/x-shockwave-flash" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" height="270" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.focusfeatures.com/swf/fifplayer.swf"&gt;&lt;param name="flashvars" value="showPlacard=true&amp;amp;orbUrl=www.focusfeatures.com&amp;amp;bronsonOrb=www.focusfeatures.com&amp;amp;videoUrl=one_day__the_trailer&amp;amp;anurl=http%3A%2F%2Ffif.s3.amazonaws.com%2F1308774222-5381e4a9e70cb2781f5155001994f7ac.480x270.mp4"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" src="http://www.focusfeatures.com/swf/fifplayer.swf" flashvars="showPlacard=true&amp;amp;orbUrl=www.focusfeatures.com&amp;amp;bronsonOrb=www.focusfeatures.com&amp;amp;videoUrl=one_day__the_trailer&amp;amp;anurl=http%3A%2F%2Ffif.s3.amazonaws.com%2F1308774222-5381e4a9e70cb2781f5155001994f7ac.480x270.mp4" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" height="270" width="480"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-9212109210504426445?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/9212109210504426445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/08/one-day.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/9212109210504426445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/9212109210504426445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/08/one-day.html' title='One Day'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Ga5IdUhaKYM/TjyC9Ok4ybI/AAAAAAAAAyA/Z4ttbRYZbOk/s72-c/One%2BDay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4620699706982254342</id><published>2011-07-03T14:36:00.006+03:00</published><updated>2011-07-03T14:43:26.048+03:00</updated><title type='text'>İncir Reçeli</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-NjgK82ZQTPM/ThBUTKDwlWI/AAAAAAAAAxA/Eoq9Jzeuxco/s1600/Incir-Receli-afisi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-NjgK82ZQTPM/ThBUTKDwlWI/AAAAAAAAAxA/Eoq9Jzeuxco/s320/Incir-Receli-afisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625088622680118626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadece böhüüü diyorum size. Arkadaşlardan biri ne zamanlardır izle  diyordu. Öylesine dün boş zamanımda bir açayım dedim. Sonunda filme  küfretmedim desem yalan olur. Ay bana mı çok acıklı geldi, yoksa film  hakikaten çok acıklı mıydı; bu aralar zuhur eden psikolojik durumumdan  kelli mi tayin edemiyorum. Her türlü ağlardım yani ben bu filme.  İnterneti tarasanız bol bol eleştiri bulacaksınız, belki izler kendiniz  de eleştirirsiniz. Ama anasını satayım 21.yüzyıldayız işte, insan kolay  aşık olmuyor, o yüzden en saçma aşk hikayesi bile bazen  yaralayabiliyor.Yoksa evet, eleştirirler yer yer haklı, yeri gelince  anlatacağım. Ama ne bileyim, Leyla ve Mecnunlar çağında değiliz. Bana  kaside yazacak ya da yazdıracak adamı bulmak çok mümkün değil. Hadi onu  geçtim, kimsenin derdi şerh etmek ya da edilmek değil, harala gürele  yaşıyoruz(Ben bu aralar çok ders çalıştım sanırım). İşin özü aşkın  bugünlerde şiirsel bir tarafı olduğuna inanmıyorum. İşbu yüzden film  bana çok şiirsel geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-EIlYp3OuIiU/ThBVWwp5bWI/AAAAAAAAAxI/TKlwTFViRLs/s1600/Incir-Receli-1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-EIlYp3OuIiU/ThBVWwp5bWI/AAAAAAAAAxI/TKlwTFViRLs/s200/Incir-Receli-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625089784091864418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film senaryoları beğenilip de bir türlü  çekilmeyen, sonra da kağıttan uçaklara dönüştüren skeç yazarı Metin,  hikayemizin baş kahramanı. Oyuncuları dizilerden tarif etmeyi sevmeyip  her seferinde aynı şeyi yapıyorum. Metin'i de Türkan dizisinden  hatırlayabilirsiniz; Türkan'ın kardeşinin kocasıydı kendisi. Tabii  oradaki bıyığıyla beni benden aldıydı. Ama burada canından bezmiş  karakteri güzel oynuyor. Duygu, yani esas kız da Melike Güner, hoş kız  ama yani çok süper &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-078cAK8xqZg/ThBVc9kjINI/AAAAAAAAAxQ/cbp439-uuWU/s1600/incir-re%25C3%25A7eli_113845.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-078cAK8xqZg/ThBVc9kjINI/AAAAAAAAAxQ/cbp439-uuWU/s200/incir-re%25C3%25A7eli_113845.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625089890638307538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir oyuncu diyemiyorum maalesef. Meseleyi özet  geçeceğim, hönkürmeyin sonra naptın diye, bu anlatacağım şey filmin  arası. Afişe bakıp da aldanmayın, acep Rain Man gibi bir hikaye mi, adam otistik mi filan diye... Yok değil. Kız AIDS (paldır küldür söyledim  çok pardon), işbu sebepten Metin'le ilişkileri bir türlü ilerlemiyor. En  büyük eleştiri şu: AIDS hastalarına haksızlık ediyorsunuz arkadaşım.  &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9M9C_I6mJkc/ThBVjGQOF6I/AAAAAAAAAxY/hiF2AgczJbE/s1600/incir-re%25C3%25A7eli_114546.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-9M9C_I6mJkc/ThBVjGQOF6I/AAAAAAAAAxY/hiF2AgczJbE/s200/incir-re%25C3%25A7eli_114546.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625089996048177058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir yandan hakikaten öyle, mesela bir yerde tedavi olursan kimliğin  açığa çıkar serzenişi var. İyi de benim bildiğim hasta hakları diye bir  hadise var, AIDS olsun soğuk algınlığı olsun, sen söylemedikçe kimsenin  bilmesi mümkün değil. Ayrıca AIDS'te ekstra bir gizlilik mevzu bahis  diye biliyorum. Bu kısımlara pek özenilmemiş hakikaten, biraz  araştırsaydınız diyor insan. Ama diğer taraftan da "lan, çok saf  anlatmış, yazık kııııız" nidalarıyla izleniyor mu? &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pSJyY-V3t9Q/ThBVvXC5XyI/AAAAAAAAAxg/_rFrjoymL_k/s1600/Incir-Receli-276459.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-pSJyY-V3t9Q/ThBVvXC5XyI/AAAAAAAAAxg/_rFrjoymL_k/s200/Incir-Receli-276459.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625090206714126114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İzleniyor valla.  Kanımca film, en saf yeşilçam duygularına hitap ediyor:) Tarık Akan'la  Emel Sayın'dan "Feryat" olsun, ne bileyim Tarık Akan'dan yine "Canım Kardeşim" olsun seven tiplerdenseniz -ki ben seven tiplerdenim-  sevilebilir bir film. Kusuru çok hacı, aldırmayın seyredin. Nitekim  sadece Sezai Paracıklıoğlu'nun &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=69oekyaALhY"&gt;Duman&lt;/a&gt;  performansı için bile izlenebilir, tabii ben buraya koydum diye  bitirmeyin filmi ama:) Ha bir de şarkıcı bir abla var, o mu söylüyor bilmiyorum ama filmin müziklerinin çok şukela olduğunu söyleyebilirim. Yoğun istek üzerine yeniden gösterime girmiş bu  aralar zaten. Ay ben yazmaya yazmaya enerjimi kaybetmişim yahu, kısacık  oldu, en iyisi sınav çalışmaya devam edeyim ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4620699706982254342?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4620699706982254342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/07/incir-receli.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4620699706982254342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4620699706982254342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/07/incir-receli.html' title='İncir Reçeli'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-NjgK82ZQTPM/ThBUTKDwlWI/AAAAAAAAAxA/Eoq9Jzeuxco/s72-c/Incir-Receli-afisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7668483755566525750</id><published>2011-07-02T20:31:00.001+03:00</published><updated>2011-07-02T20:32:48.850+03:00</updated><title type='text'>bunak</title><content type='html'>İyice bunadım. An Affair to Remember hakkında bir yazı yazdığıma emindim ben lakin bulamadım anacım bir türlü... Yazmadım mı yoksa? Yazmadıysam yazacağım zira:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7668483755566525750?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7668483755566525750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/07/bunak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7668483755566525750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7668483755566525750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/07/bunak.html' title='bunak'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3525530419102829256</id><published>2011-05-23T19:56:00.005+03:00</published><updated>2011-07-16T16:53:54.087+03:00</updated><title type='text'>sindirella</title><content type='html'>çocukken okunan ilk masalın kişinin kaderin üzerinde etkili olduğuna  dair anti-bilimsel bir şeyler okumuştum bir yerlerde. hani bilimsel  değilse de mantıklı, çünkü kendini karakterle özdeşleştirme filan  karakterin üzerinde etkilidir herhalde. fakat benim doğru kabul ettiğim  bu düşünceye göre sıçtım. benim hatırladığım ilk masal sindirella. hani  bir baktığın zaman daha anti-feministini bulamazsın herhalde. bir kere  bir salak kızımız var masalda, sindirellanın ta kendisi. hani pollyanna  mı daha salak sindirella mı diye sorsanız cevap veremem herhalde, o  kadar salak:) bir kere üvey anne ne derse o yapılıyor; ne isyan, ne  itiraz. yer sildirirler, yemek yaptırırlar, şömine yanında yatırırlar,  kendi evinde hizmetçi muamelesi ederler; bizimkinden üç kelime  çıkar:"peki üvey anne."insan kendine zulmedildiğini anlar da neden  sebebini sormaz? bir de baloya gitmek isteyişi var tabii. prense  yamanmak gibi açık bir niyet var ortada. balo dediğin açık pazar prens  için, seç-beğen-al. bir de kurguda bağlayıcı sistem olarak peri anne  öğesi var(bazı versiyonlara göre fındık ağacı bu işlevi yerine getiriyor  ama peri anneyi tercih ediyorum).her şeyi sineye çeken biri olarak peri  annenin iyiliğini hak edip etmemesi tartışılır mevzu. ortada alınan bir  tavır yok, mücadele yok, emek yok ama peri anne var nasılsa mantığı  nedir yani. hadi kadın üzüldü bunun ezikliğine geldi yardım etti, salak  kızımız baloya gitti. ne bu şekilcilik? niye altınlara, gümüşlere,  debdebeye bulanıp gidiyor o baloya? ben burdan şu noktaya çıkarım: süsü  püsü yerinde olmasa prens sindirellayı farketmeyecekti, böyle bir masal  hiç olmayacaktı. şekilci insanoğlunun yüzyıllara yansıması bu. ha bu  arada sindirellanın uslu bir kız olup gece yarısından önce eve dönmesi  şart, yoksa her şey eskisine dönüşür. aslında her şeyin eskisine  dönüşmesi daha ilginç bir adam tavlama methodu. düşünse blog, gözünün  önünde araba balkabağına filan dönüşüyor; hatunun ne zahmete girdiğinin  kanıtı resmen. bu prensin gözünün önünde olmadı ve varsayalım sindi  evlendikten sonra anlattı meseleyi, adam sana deli demez mi?ama bizim  yabani, sevdiceğine olduğu gibi gözükme istemeyip kaçıyor. halbuki  gerçek aşk adama terlikleriyle gidebilmektir, ama dedim ya şekilcilik  ruhuna işlemiş masalın.neyse gece yarısı, kaçış, ayakkabı deneme  seansları(ki ayakkabının bir tek sindiye olması ayrı bir gerizekalılık  meselesidir. 45 numara ayakları var da eşi mi bulunmuyor ayaklarının  koca ülkede)geçelim orayı. gelelim anti-feminizim zurnasının zırt dediği  yere. söz konusu bağyan, bugüne kadar üvey anne ve kardeşleriyle mutsuz  mutsuz yaşadı. mutluluğun formülü ise prensle evlenmek. prensle  evlenince onun gücünden, parasından ve isminden faydalanacak, kendi  gücünden değil. varlığına anlam katan şey prens; sindirellayı kişilikli  kılan şey prensin karısı sıfatı, sindirella oluşu değil. tamam, evlilik  bir mantık işi. ama daha dün tanıdığın adama da sadece statü ve  sıkıntıdan kurtulmak için varılır mı? farzedilim ki varılır, bu kadar  kişiliksiz mi varılır. çocuklara verilen mesajın doğruluğundan emin  değilim. yüzyıllar içerisinde masallar değişime uğruyor genelde günün  şartlarına göre ama bunda tık yok.  nitelikli bir ilişkide kadının  kişiliği, erkeğin kişiliği kadar önem taşır bence. ezik üvey evlat  sindi, ezik eş sindi olacaktır böyle bir durumda. niye bir masal  içerisinde "ezik olmak bu hayatta en çok işine yarayacak davranış  biçimidir." algısı taşır ki?neyse sindi ile tahtında otumaktan ve baloda  dans edebilmekten başka meziyetini görmediğimiz prens sonsuza kadar  mutlu yaşarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradan sindirellaya sesleniyorum:bre manyak karı  hadi küçüktün, ufacıktın, ses çıkarmadın, ezildin; anladık. eee, sonra?  ananın, babanın hiç mi ahbabı yoktu? prensler, saraylar, balolar  ekseninde geçtiğine göre aile zengin, adap edep biliyorsundur; bir yere  hizmetçi diye de mi giremedin. gurur mu yaptın, ailenin adına halel mi  gelir? üvey anan düşünüyor sanki bunları, senin gururunu yer bezi yapıp  eline vermiş. üvey anne-kardeş zulmüne razı geleceğine, gider alın  terinle çalışırdın; gururun daha yerinde olurdu.hayır, varsa bi  mecburiyetin bilelim. yüzyıllardır bunu açıklamayarak verdiğin ana fikir  ne? ezil ezilebildiğin kadar, nasıl olsa kurtarmaya salak bir prens  gelir! sen bir kere niye bu kadar bağımlı yaşamaya heveslisin  anlamıyorum ki! gerçi amaç kendini kurtarmaksa sen de haklısın, bu da  bir yol. ama bu kadar bekleyip hayatının yarısını ziyan zebil etmeye ne  gerek vardı? hem farkında değil misin adamın şekilciliğinin?sen kokoş  olup gelmeyeydin adam seni nerden bilip bulacaktı. bu mudur aşk  anlayışın?bak, yazının gelişimi süresince hislerim kızmaktan acımaya  geçti sana karşı. bir de hikayem var diyip çıkıyorsun meydana sindi.  eziksin kızım sen, nesillere kötü örnek oluyorsun. bunca nesil beyaz  atlı prens hayalleriyle telef oldu senin yüzünden. yok beyaz atlı prens  diye bir şey; varsa da aşık olma garantisi yok iki tarafında. kendi  tercihlerini yapan kişilikli bir hatun olup öyle evleneydin keşke.  köprüden önceki son çıkış gözüyle bakmayaydın adama, sen de suçlusun. ay  ne diyim daha sindicim allah uzun ömür versin sana da eşine de; üstüne  düşünülmemiş evliliğiniz de mutluluklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım benim ilk masalım kişiliğimde ters tepti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;not: bu yazı buraya ve bu tarihe ait değil elbette. daha önceden yazılmıştı ama kolay link verebileyim diye buraya ekledim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3525530419102829256?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3525530419102829256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/05/sindirella.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3525530419102829256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3525530419102829256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/05/sindirella.html' title='sindirella'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4245043856649667997</id><published>2011-05-02T00:50:00.007+03:00</published><updated>2011-05-02T01:00:09.522+03:00</updated><title type='text'>I skoni tou hronou / Zamanın Tozu</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-nwg7ovUS8CI/Tb3XmIngRQI/AAAAAAAAAw0/1GkNyxboSGY/s1600/2009303dust%2Bof%2Btime-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--IEHHg4VwH8/Tb3VyE8iCHI/AAAAAAAAAwM/ofaadhoKb4E/s1600/zamanin_tozu.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 227px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--IEHHg4VwH8/Tb3VyE8iCHI/AAAAAAAAAwM/ofaadhoKb4E/s320/zamanin_tozu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601868567816570994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ay şekerim ben geldim:) Uzun uzun yolları aştım geldim diyeceğim ama ortada yol yok yumurta yok. Tamam iğrencim, kabul:) Ama kendimi bir filme bıraktım ki sormayın anacım. Hiç bir bok anlamadım. Yazıyı iki parça halinde yazmayı planıyorum. Birincisi benim anladığım, ikinci bölümü ise bir şeyler okuduktan sonra(anlamışsam eğer) yazmayı planlıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci bölüm(başlangıç tarihi 25 mart 2011 23:45)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-YTl9lX16xes/Tb3V9DSABQI/AAAAAAAAAwU/V7ZgXZYprZU/s200/zamanin-tozu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601868756348306690" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 106px; " /&gt;Anlamadığım her filme tipik yurdum insanı gibi sanat filmi demeyi tercih ediyorum:) Bildiğiniz sanat filmi abi. Elimizde Yunan asıllı bir Amerikalı yönetmen rolünde Willem Dafoe var. Bir film çekiyor, muhtemelen annesiyle ilgili. Annesi Eleni de tam olarak siyasi eğilimini çıkaramadığım bir şahsiyet(komünist desem emin değilim, zira komüsnist sovyetlerde neden insan komünist olduğu için sürgüne gönderilir diye de bir soru geliyor aklıma). İki ayrı zaman diliminde başlıyor film. Biri 1999 yılının son günlerinde Roma'da(o da ayrı muallak), diğeri de 1953'te Rusya'da çıkardığım kadarıyla. Ki şimdi baktım netten, hakikaten 5 Mart 1953'müş, Stalin'in öldüğü gün başlıyor orada hikaye zira. Neyse efenim, pek anlamıyoruz ama yönetmen abi anasının hikayesini çekiyor galiba algısı oluşuyor. Bir de dayaklık kızı var Eleni. Kaçıp kaçıp duruyor el altından, niye pek anlamadım açıkçası, pek bir sebebi yok gibi, o yüzden dayaklık. Eski karısı var bi de Helga, o da eski kocasından kaçıp duruyor ama bir yandan kızı da sallamış kocayı sallarken, "bıktım senden herif, ne halin varsa gör"e getiriyor. Analık emaresi pek göstermiyor filmin başında. Ha bir de çekilmedik bir film var; Jane diye bir abla, yönetmen abiye yırtınıp duruyor "filmi bitirmiyor muyuz hacı?" diye. Yönetmen abi(ki ismini bilmediğimi şimdi farkettim) zaten sarsağın önde gideni bayrak sallayanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-oyH0ZRcEY40/Tb3WIGihJ6I/AAAAAAAAAwk/zdmVDoDjdU8/s200/zamanin-tozu%2B%25281%2529.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601868946201454498" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 100px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Bir de dediğim gibi paralelde bir hikaye saha akıyor. Yıl 1953, Sypros isimli bir bey Eleni isimli bir Hanım'ı aramakta. Anlamadığım bir sebeple Sypros'un gençlik halinin suratını doğru dürüst görmüyoruz. Anlıyoruz ki kaçaklar, kaçmaya devam edecekler. Neyse troleybüse binip giderken birbirlerine ne kadar aşık olduklarını öğrendik. Neyse şehir merkezine geliyor o troleybüs, öğreniyoruz ki Stalin ölmüş. Valla tam sınırlarını kestiremiyorum ama Edirne'den Ardahan'a kadar(rusya için düşünün azizim, rusya sınırlarından&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-lO0c0WdGaCM/Tb3XdgXsf-I/AAAAAAAAAws/kQdzfVFvlJ4/s200/xbabxr_zamanyn.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601870413424263138" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt; bi'haberim) memleket yastadır tipinde bir konuşma yapılıyor ki o sahnenin hikayeyle ne tip bir bağlantısı olduğunu da anlayamadım. Neyse o gece bizim bu aşık çiftimiz kaçacak teknik olarak, tren biletleri var, ama Maslov'un ihtiyaçlar hiyerarşisi azizim, kaçmak mı bekler. Aslında kaçmak da varlığı sürdürmek için gerekli olduğundan piramidin en dibinde yer alması gerekir, ama biz daha Freudyen bir bakış açısıyla bakıyoruz olaya, her şey döner dolaşır, sekse gelir. Herkes Stalin'e ağlamak için evlere çekilmişken, hazır da boş troleybüsü bulmuşken, kaçma vaktine kadar vakit öldürüp cima ediyorlar. Yönetmenimizin tohumlarının atıldığı yer de burası zaten. Tabii bozkır sessizliğinde cima edersen en kaçak halinle, devlet seni gelir bulur; ya hapishanede ya sürgünde bulursun kendini. Sypros hapishaneye, Eleni de sürgüne tabii. Yönetmen amca da sürgünde doğuyor zaten. Bu arada Eleni, ulaşıp ulaşmadığını bilmediğimiz bir sürü mektup yazıyor Sypros'a. Bu arada Eleni, 3 yaşındaki yönetmen amcayı trenle, bir arkadaşının -ki ismi Jacob ve anlıyoruz ki Eleni'ye yanık- kardeşinin yanına gönderiyor. Şimdi buraya kadar tamam. Sorun yok çok fazla. Lakin işler sonradan karışıyor. Niye derseniz bir kere sürreal unsurlar giriyor hikayenin içine. Roma'dayken anlaşılmaz bir biçimde yönetmen amca ve kızı the dayaklık Eleni, Berlin'e gidiyorlar. Ama nasılı niçini sorma. O arada yaşlı Eleni ve yaşlı Sypros Berlin olduğunu tahmin ettiğimiz memlekete geliyorlar. Yaşlı Jacob da bunlala aynı zamanda kalkıp Lepzig'den geliyor.&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-XFGYVCvWVGg/Tb3WDXGZHEI/AAAAAAAAAwc/6e4hsCu772M/s200/Zamanin-Tozu-3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601868864747543618" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 117px; " /&gt; Ama zaman kavramı o kadar çorba ki... Sadece iki sahneyi tuttum: Biri bir gecede toplatılıp depolara kaldırılan Stalin heykelleri, çarpıcı bir kareydi. Diğeri ise "Her şeyin üstünü örten zamanın tozuna" içen Jacob. Şimdi anlamadıklarımı maddeleştirmek gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Yönetmenin eski karısı Helga, kocasından ilgisizliği yüzünden boşanmış, onu anladım. Yönetmen zaten ayrı alem "ben hikaye anlatmadan yaşayamam ki" diye sayıklıyor sürekli kadına, meddah mübarek. Hadi adam sanatçı sıyrığı, kızı boşladı, kadın niye evladını boşladı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Jacob, Eleni, Sypros arasındaki ilişki pek bir çetrefilli. Eleni, Sypros'u seviyor ama Jacob'la beraber de olmuş. Terketmiş ama terkedememiş. 50 yıllık üçlü aşk hikayesinin sırrı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Ay ben taktım ona, o Sypros'un(ismi de ayrı terane zaten, yunan trejedilerinden fırlamış gibi bir isim) gençlik halinin suratını niye düzgün göremiyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Jacob amca içip içip sapıtıyor. Şimdi yazı yazarken şöyle bir mantık vardır: Eğer yazının içinden çıkardığınız parça, yazının akışını bozmuyorsa orası zaten fazladır diye, bence Jacob'u çıkarsak kesinlikle filmin akışı bozulmazdı. Ee hal böyleyken bir yan karakterliğini bil otur dimi? İçip içip niye sapıttı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Bir ara the dayaklık Eleni'nin bir arkadaşı Bruno diye bir çocuk hedef gösteriyor. Bruno ayak üstü çocuğun biriyle Romeo ve Juliet'teki Tybalt ve Mercitio misali bir düello yapıyor. Ama niye yapıyor, o sahneyi niye gösteriyorlar, Bruno'nun hikayemize katkısı ne gibi sorular muamma, Bruno'nun görevi o kadar, çocuğu bıçaklıyor, sahnesi bitiyor. Bruno ne iş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 1974'te bir Vietnam lafı çıkıyor. İyi de ABD o savaştan 1973'te çekildi, daha ne asker göndermekten bahsediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Roma'dan Berlin'e ne ara ışınlandılar? Bu sürreal zaman ve mekan kurgusu nedir hacı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bunlar böyle hezeyanlarım işte. Siz şimdiye kadar bir bok anladınız mı? Şu anlatımımla anlamadığınıza eminim. Zira ben de anlamadım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci bölüm (başlangıç tarihi 1 mayıs 2011 22:53)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi durum şu ki ben bu yazıyı bir şeyler okuyacağım "Zamanın Tozu" hakkında diye kapattım ve unuttum:) Tipik diyorum kendime sadece. Bir şeyler okudum mu film hakkında? Okudum. Bitti mi? Bitmedi? Bir bilene de az çok sordum. Şimdi olay şu ki ben filmden hakikaten bir bok anlamamışım. Bir daha izlesem bir daha anlamam o kadar iddialıyım. Özetlemek gerekirse öncelikle asıl mesele yönetmen abinin kafasından geçenlermiş (bir bilen söyledi). Sadece yaşananlar değilmiş mesele, yönetmen abinin kafasında çözemediği olaylar üzerineymiş hikaye. &lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-nwg7ovUS8CI/Tb3XmIngRQI/AAAAAAAAAw0/1GkNyxboSGY/s200/2009303dust%2Bof%2Btime-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601870561666942210" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 94px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Tam olarak alıntı yapayım altyazıdaki makaleden hatta "bölük pörçük olan anıları ve zamanın tozuyla savrulan aile fertlerini birleştirerek kendi içsel dengesini sağlamaya çalışıyor."  Bizim babasının gençlik halini ısrarla göremeyişimizin sebebi, yönetmen abinin(ki ismi a olarak geçiyor) babasının gençlik halini hatırlamıyor oluşuymuş(benim heee çektiğim yer). Film her şeyden ziyade üçlemenin ilk filmiyle bağlantılı(seyretmediğim için bi bağlantı kuramadım haliyle), zira onun bittiği yerden başlıyormuş. Theo Angelepoulos, kendi açısından 20. yüzyılı değerlendiriyormuş. Nitekim torun Eleni ile babaanne Eleni arasındaki ilişki ve gösterdiği fark ne kadar yalnız, çaresiz ve umutsuz bir nesil olduğumuzu anlatıyormuş(brunoyu da koyma sebebi bu sanırım. ne uğruna savaşacağımız bir aşk ne de bir ideal var şu içinde yaşadığımız çağda). Onu söylemeyi unutmuşum, bir de meleğin üçüncü kanat için yaptığı savaşla ilgili bir gönderme var. Şu filmin afişinde olan görüntüyle alakalı. Anlamadıydım. Yazarken de unutmuşum komple. o da gelecekteki güzel günlere duyulan ama bir türlü gerçekleşmeyen ütopik özlemle alakalıymış(sanırsam bu siyasal bir gönderme, babaanne eleni ve taalukatıyla alakalı). Nitekim sınırlar değiştikçe insanlar da değişiyormuş. Ay yeter, gına geldi anlatmaktan, kusura bakmayın. Yanlış anlamayın, o kadar üstüne okudum ettim, film hala sıkıcı. Kabul etmeli ki bazı sahneler şiir gibi çekilmişti, şık fotoğraf kareleri. Ama bana yetmedi. Ha bu biraz da benim kara cahilliğimden, zira Angelepoulos cahiliyim komple. William Dafoe olsun, Irene Jacob olsun kurtarmadı filmi maalesef. En nitekim aklında kalan ne oldu derseniz, waltz by the river oldu hacı. Dinleyip dinleyip üzülüp süzülmelik. Ağlatmaz süründürür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni bir başarısız sanat filmi izleme girişimimde buluşmak dileğiyle, esen kalın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4245043856649667997?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4245043856649667997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/05/i-skoni-tou-hronou-zamann-tozu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4245043856649667997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4245043856649667997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/05/i-skoni-tou-hronou-zamann-tozu.html' title='I skoni tou hronou / Zamanın Tozu'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--IEHHg4VwH8/Tb3VyE8iCHI/AAAAAAAAAwM/ofaadhoKb4E/s72-c/zamanin_tozu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8740964367580551441</id><published>2011-03-13T22:30:00.003+02:00</published><updated>2011-03-13T22:31:33.668+02:00</updated><title type='text'>pardon</title><content type='html'>Maalesef tamamlayıp yayına sokamıyorum, çünkü ben yazı yazarken kardeşim bilgisayarı istedi:) O yüzden başka bahara kaldı diyor, hepinize selamlarımı sunuyorum&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8740964367580551441?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8740964367580551441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/03/pardon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8740964367580551441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8740964367580551441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/03/pardon.html' title='pardon'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7042227036074957177</id><published>2011-03-13T21:45:00.002+02:00</published><updated>2011-03-13T21:49:02.057+02:00</updated><title type='text'>şükür kavuşturana!</title><content type='html'>Valla oscar gününde kıçımı devirip yattığım yerden töreni izlediğimden ve fazla kalkamadığımdan (yine en iyi yönetmende sızdım), blog olayına giremedim. Sonra da dangalak bir şirket profili olarak digiturk bloggerların kapatılmasını sağladı ki o gün bugündür giremiyorum. Neyse sonunda ayarlamayı becerdim giriyorum nihayetinde. Yarım bıraktığım yazılarımı tamamlayıp yayıma açacağım az sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece uyuyakaldığım için en çok da Colin Firth'in Oscar alışını izleyemedim ona yanıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7042227036074957177?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7042227036074957177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/03/sukur-kavusturana.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7042227036074957177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7042227036074957177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/03/sukur-kavusturana.html' title='şükür kavuşturana!'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2202417980351465525</id><published>2011-02-28T02:12:00.003+02:00</published><updated>2011-03-02T00:21:46.790+02:00</updated><title type='text'>oskar amca</title><content type='html'>Ay oydu buydu şuydu derkene dönemedim buraya. Colinciğimi beklemekteyim, Red Carpet'ı şereflendirmedi daha. Ayrıca Amy Adams'ın boynundaki kolye ne öyle takı takıcam diye kastırmış aaay!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2202417980351465525?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2202417980351465525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/02/oskar-amca.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2202417980351465525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2202417980351465525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/02/oskar-amca.html' title='oskar amca'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7955757790804032566</id><published>2011-01-08T22:11:00.007+02:00</published><updated>2011-01-08T23:21:49.730+02:00</updated><title type='text'>Bosch reklamları</title><content type='html'>Bilin bakalım gece gece neye sardım:) Sınav var ya illa bir şeye saracağım, rahat edemem yoksa...  Böyle erkek nere memlekette imansız Bosch! Gerçi sadece erkekler değil, nasıl perfekto bir insan manzarası çıkardılarsa her reklamı ağzım açık izliyorum ki zaten memleketin dişilerine oynamakla meşguller. Yaratıcı gruba Allah tepenizden baksın, kaç kızın ahını aldınız biliyonuz mu diyorum sadece. Ha bir de belirli bir kurgu içinde seyrederseniz fantastik bir romantik komedi çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 1:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http%3A%2F%2Fvideo.mynet.com%2Fmucurnet%2FBosch-reklam%2F64441%2F&amp;t=Bosch+reklam" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img3.mynet.com/sinema/facebook-paylas.gif" border="0" style="padding-bottom:3px;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;object width="400" height="334"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.mynet.com/mucurnet/Bosch-reklam/64441.swf" /&gt;&lt;embed src="http://video.mynet.com/mucurnet/Bosch-reklam/64441.swf" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="334"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://video.mynet.com/mucurnet/Bosch-reklam/64441/" target="_blank" title="Bosch reklam"&gt;Bosch reklam&lt;/a&gt; | &lt;a href="http://video.mynet.com" target="_blank" title="http://video.mynet.com"&gt;video.mynet.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 2:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color:#090909;width:440px;"&gt;&lt;embed src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFRAQVhHWxI=" type="application/x-shockwave-flash"wmode="window" bgcolor="#090909" width="440" height="360" allowScriptAccess="always" allowfullscreen="true" &gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="background-color:#090909;padding:5px;color:#CCCCCC; font: 11px Verdana;"&gt;&lt;a href="http://www.vidivodo.com/" style="color:#FFFFFF;" target="_blank"&gt;Vidivodo.com&lt;/a&gt; : &lt;a href="http://www.vidivodo.com/143712/bosch-reklami" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="bosch reklamı"&gt;bosch reklamı&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Etiket: &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/bosch" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="bosch"&gt;bosch&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/beyaz" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="beyaz"&gt;beyaz&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/e%FEya" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="eşya"&gt;eşya&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/reklam" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="reklam"&gt;reklam&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/sinan" style="color:#FFFFFF;" target="_blank" title="sinan"&gt;sinan&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 3:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/x8ewta?width=480&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/x8ewta?width=480&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x8ewta_bosch-utu-reklam_shortfilms"&gt;Bosch &amp;uuml;t&amp;uuml; reklam&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Y&amp;uuml;kleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/OlcaytoCengiz"&gt;OlcaytoCengiz&lt;/a&gt;. - &lt;a target="_self" href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/shortfilms"&gt;TV dizilerini ve programlarını online izleyin.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 4(kurban olsunlar sanaaaa, bunu bana diyecek erkek bul imansız bosch!):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="240"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xc37bb?width=320&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xc37bb?width=320&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" width="320" height="240" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xc37bb_murat-yyldyrym-ve-mine-tugay-reklam_shortfilms"&gt;Murat Yıldırım ve Mine Tugay Reklamları&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Y&amp;uuml;kleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tumbavolkia"&gt;tumbavolkia&lt;/a&gt;. - &lt;a target="_self" href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/shortfilms"&gt;Filmler ve diziler Dailymotion&amp;#039;da&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 5:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://player.vimeo.com/video/11235562" width="400" height="225" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/11235562"&gt;BOSCH - Beyler&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/kalafilm"&gt;KALA FILM&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 6:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.reklam.tv/watch/?v=8CB601C28CFBB60"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.reklam.tv/watch/?v=8CB601C28CFBB60" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="518"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 7:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://player.vimeo.com/video/8118321" width="400" height="301" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/8118321"&gt;BOSCH - Baba &amp; Oğul&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/kalafilm"&gt;KALA FILM&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşama 8:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://player.vimeo.com/video/8118358" width="400" height="301" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/8118358"&gt;BOSCH - Yıldönümü&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/kalafilm"&gt;KALA FILM&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay yeter ağliiiiciğim şimcik:) Görüldüğü üzere hep kadınların duygusallığı üzerine çalışılıyor:D Ama olmaz ki bu kadarı da yapılmaz ki! Bosch reklam ekibinin çöpçatan takımına dönüştürülmesini isteyen 1000 kadın bulabilirm:P&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7955757790804032566?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7955757790804032566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/01/bosch-reklamlar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7955757790804032566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7955757790804032566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2011/01/bosch-reklamlar.html' title='Bosch reklamları'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2407978996677740341</id><published>2010-12-27T21:27:00.019+02:00</published><updated>2011-01-01T01:40:45.985+02:00</updated><title type='text'>Evcilik Oyunu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5knVotpaI/AAAAAAAAAvA/fx6kn9ek-ig/s1600/fm1476.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 150px; height: 215px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5knVotpaI/AAAAAAAAAvA/fx6kn9ek-ig/s400/fm1476.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556989617207354786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Epey zamandır ne blog okuyorum ne yazıyorum. Maillerime bile doğru dürüst bakmıyorum. Canım çekmiyor, teknolojiden soğudum resmen. LaFea'nın ameliyat olduğunu bile yaklaşık bir ay sonra öğrendim, o kadar yani(Geçmiş olsun dileklerimi yeniliyorum kendisine). Neyse böyle depresif bir halim var. Soğukalgınlığı da cabası. Dedim azcık kendime geleyim, bir-iki eski Türk filmi seyredeyim, hava değişsin. Aslında niyetim "Küçük Hanımın Şöförü"nü izlemekti ki başladım. Youtube'dan izlerken yandaki seçeneklerde Belgin Doruk'un başka bir filmi gözüme çarptı. "Evcilik Oyunu", malum bir de Gülşen Bubikoğlu-Tarık Akan ikilisinin bir versiyonu var, onun ilk versiyonu sandım. Lakin değilmiş, benzeyen yanları varsa da... Nitekim ikisinde de bir aileden intikam almak için evlenen erkek modeliyle kiralık koca isteyen zengin kız var:)&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse Göksel Arsoy'un yakışıklılığının ve yakışıklılığının getirdiği ukalalığın zirvesinde olduğu yıllar. Yakışıklı da sevemedim gitti ben bu herifi:) Üstelik ukala adam severim, ona rağmen sevemedim. Ama film güzeldi, hatta Yeşilçam klasiklerine bakıldığında oldukça enteresan bir başlangıcı olan bir senaryosu var. Neden diye bi' sorun? Sormasanız da cevaplıyorum görüldüğü gibi, ben de ayrı ukalayım:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5kxwMEymI/AAAAAAAAAvQ/evVhkUxPj48/s1600/0.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 220px; height: 165px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5kxwMEymI/AAAAAAAAAvQ/evVhkUxPj48/s320/0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556989796133685858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere film gereksiz bir şekilde Rodrigo'nun gitar konçertosu(ilginç bir şekilde gitarsız versiyonu) eşliğinde açılıyor. Yönetmen koltuğunda da Halit Refiğ. Şimdi güzel ama pek tabii ki iş kadını olacağım diye güzelliğini arka plana atmış zengin ve başarılı bir hatun var elimizde: Süreyya(Belgin Doruk). Cemiyete(ay bu lafa da ayrı hastayım) dair hiçbir davete icabet etmeyen, burnundan kıl aldırmayan, küstah(güzel olduğunuz kadar küstahsınız da bayan!), zeki, çalışkan, iş konusunda başarılı, ama çalışanlarının nefret ettiği(zira boş bırakmıyor, hatta çalışanlarından biri durumunu "belediyede bir arkadaşım var her hafta bir kazak bitiriyor ben 20 gündür aynı kazağı örüyorum" şeklinde ifade ediyor, belediyenin işleyiş mekanizmasında pek bir değişme olmamış) bir hanım kendileri. Neyse bir şekilde, en yakın arkadaşı Rezzan'ın ikna ve refakatinde bir davete icabet ediyor. Ama bu yamacına hiçbir erkeği yanaştırmayıp tırıs tırıs Rezzan peşinden koşunca hakkında lezbiyen diye dedikodu çıkıyor:) Buna koptum bir kere. Hayır, senaryoyu nereden aşırdınız, hangi Amerikan filmi diyeceğim, ama Amerikan filmlerinde de o dönem çok işlenen bir tema değil. Uyarlandığı bir film varsa da ben bilmiyorum(Bilen biri varsa söylesin hakikaten). Ama tabii lezbiyen diye bir kelime olmasa gerek, "&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt; &lt;/span&gt;anormal bir kadın, arkadaşına aşık" diye dedikodu sütununda haber çıkıyor:) Süreyya Hanımcığım da tersini kanıtlayacak ya, evlenmeye karar veriyor, gazete ilanı yoluyla. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5lPxiODKI/AAAAAAAAAvY/9KIzwbHr1Z8/s1600/i655849_bscap0003.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 211px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5lPxiODKI/AAAAAAAAAvY/9KIzwbHr1Z8/s320/i655849_bscap0003.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556990311891078306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayır, bir de filmin bir alt metni var, kendimi duvardan duvara attım. Filmin mottosu resmen "erkeksiz kadın; tuzsuz yemeğe, götsüz erkeğe benzer." Anacım bir cümleler kuruluyor, at kendini bir yerden. Mesela Süreyya'yla Rezzan erkekler hakkında konuşurken bir sahnede, anlıyoruz ki Süreyya 17 yaşında onunla sadece parası için birlikte olan bir erkek yüzünden bütün erkeklere düşman. Bir kadının tek başına var olabileceğini, erkeklerin gereksizliğini, varlıklarının anlamsızlığını(feminizimle erkek düşmanlığını karıştıran bünye) filan anlatıyor. Onun üstüne Rezzan'ın kurduğu cümle şu: "Tüm bu hakikatlere rağmen biz kadınlara bu sevimli canavarlardan bir tane olmadan bu dünyada kolay kolay hayat hakkı tanınmayacağını da biliyorsun." La havle vela kuvvet! Tamam penis düşmanlığına da(var mı öyle bir şey, götümden terim mi uydurdum) gerek yok; bir şey iddia edilecekse iki taraftan birini yermek anlamsız. Ama kadın da bu kadar yerden yere vurulmaz ki anacım. Bir film nasıl kadının toplumsal varlığını kanıtlamak için yanında bir erkeğin bulunması gerektiği fikri üzerine kurulabilir?Senaristin yaptığı nasıl bir vajina düşmanlığıdır(ama bu var, illaki terim kullanıp entel olduğumu ilan edicem, huyum kurusun)? Neyse film benzer diyaloglar içermekte, yeri geldikçe arz edeceğim. Neyse gazete ilanı diyordum. "İmtihanla koca alınacak" ilanı vermek istediğini söylüyor Süreyya; Rezzan'la aralarında geçen diyalog şu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Fabrikaya demir boru alırken de böyle bir ilan vermiştin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Arada mühim bir fark yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5lx6km7XI/AAAAAAAAAvo/WgMEZG7ISZk/s1600/goksel.arsoy.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 226px; height: 154px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5lx6km7XI/AAAAAAAAAvo/WgMEZG7ISZk/s320/goksel.arsoy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556990898432568690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse Necmi de(Göksel Arsoy), Süreyya'nın ailesiyle bir şekilde düşman (süreyyanın babası necminin halasıyla sevişiyormuş, sonra kadın adam yüzünden intihar etmiş), kızdan intikam alacak. Ha bu arada Necmi; zeki, çevik, ahlaklı olmanın yanı sıra Oxford'u(hani şu urfada olmadığından ibonun okuyamadığı-bizim bildiğimiz yani)birincilikle bitirip arabalarda benzin tasarrufu sağlayan icadıyla ecnebi memleketlerinde altın madalya alan, sportmen(bahsin yapıldığı sırada göksel arsoyu at üzerinde görüyoruz ki at bildiğin kudurmuş, yerinde durmuyor), aynı zamanda ressam,  sonrasında mayolu bir sahnesini görüyoruz ki aynı zamanda taş, bir de filmin sonunda öğreniyoruz ki bir bankanın %51 hissesine sahip, centilmen, duygusal, tek eşli bir erkek. Mükemmel erkek deseymişim daha kısa olurmuş:) Neyse ilana başvuruyor, alınıyor, evleniyorlar. Ama nasıl oluyor da Süreyya'nın düşmanının yüzünü o ana kadar hiç &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5l6UUVROI/AAAAAAAAAvw/ovYOXaEPghM/s1600/s.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5l6UUVROI/AAAAAAAAAvw/ovYOXaEPghM/s200/s.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556991042782577890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;görmediğini(cemiyet dediğin ne kadarcık yer hemşire?), dahası adamın hökümet nikahı kıyılırken nasıl yanlış soyadı kullandığını biz seyirci taallukatı anlamıyoruz. Neyse evleniyorlar, balayı malayı, çalışanların ve cemiyetin "kesin adam jigolodur"(aynen böyle geçiyor) geyikleri, Süreyya'nın biraz da Necmi'nin yardımıyla dişileşme hadiseleri, üstüne Necmi'nin Süreyya'ya aniden ve katışıksız surette aşık olması(kesinlikle nasıl olduğunu anlamadım, eros geldi necmiyi tee göbeeenden vurdu sanırsam), Süreyya'nın da aşık olması ama gururuna toz kondurmaması örgüsünde geçiyor film. Bu arada Süreyya ile Necmi arasında da acayip diyaloglar dönüp duruyor. Daha doğrusu Süreyya'nın erkek düşmanlığı başından beri var da, onun yanında Necmi'nin cümleleri beni benden aldı. Necmi'nin incilerinden seçmeler:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;"Kadınlara zayıflık yaraşır, erkekler kadını koruyabildiği miktarda erkektir"&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;"Aslında her davranışın altında cinsiyet yatar Süreyya Hanım, bunun farkına varsak da varmasak da bütün hayatımız beğenme ve beğenilme çırpıntıları içinde geçer."(Buna ayrı hııı çektim, kadın-erkek ilişkilerinin özünde seksin yattığına dair en yoğun fikrin döndüğü sahnelerden biri. diğer taraftan filmin temelinde oldukça ciddi bir psikolojik tez yatıyor. işin tuhaf tarafı bu adam bunu kesin bilerek yaptı da-tesadüf olduğuna inanmıyorum- bunu nasıl yeşilçama kabul ettirip çektirdi?)&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Son bir kaç gündür ara ara Türk filmi izlemekteyim ve tuhaftır, 1960lar bir 10 yıl sonrasının filmlerinden çok daha başarılı. Nitekim "Evcilik Oyunu" da 1964 yılı yapımı... Aynı şekilde Ayhan Işık-Belgin Doruk-Sadri Alışık üçlüsünün Küçük Hanım serileri de aynı yıllarda. Yine ilginç bir akım olarak dönemin filmlerinde postmodern bir yaklaşım var, zira hiç alakasız bir yerde senin sinemada olduğunu, bunun da bir hikaye olduğunu hissettirebiliyor. Yani Sadri Alışık durduk yere "Bundan önceki filmlerde kızları sen koluna takıp götürürdün, şimdi bak eşitlendik" gibi bir cümle kurabiliyor. Ay neyse 1960lar eleştirisine döndü ki hiç harcım değil, o kadar bilgi sahibi değilim, kendimi Giovanni Scognamillo mi sanıyorum ne... Neyse nerde kalmıştım?&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir de akıllara zarar bir komiserimiz var ki Necmi'nin şu kadın-erkek ilişkilerine dair kurduğu cümleden sonraki sahnede çiftimiz arasında bir yakınlaşma zuhur ediyor, o sırada ahlak zabıtası basıyor bunları:) Daha jenerik akarken komiser Ahmet Tarık Tekçe adı ve şu satırlar karşılıyor izleyiciyi "kitapsız ilim Ahmet Tarıksız film olmaz"(60ların insanları daha geyikmiş). Ama diğer &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5mdy9x2oI/AAAAAAAAAv4/V9anV1q9fRo/s1600/ahmet-tar%25C4%25B1k-tek%25C3%25A7e.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 227px; height: 155px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5mdy9x2oI/AAAAAAAAAv4/V9anV1q9fRo/s320/ahmet-tar%25C4%25B1k-tek%25C3%25A7e.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556991652304902786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;taraftan da araştırınca Ahmet Tarık Tekçe aynı yıl vefat etmiş, acaba ondan kaynaklı mı konuldu bilmiyorum. Yine de "Ahmet Tarık Tekçe'ye en derin saygılarımızla Allah'tan rahmet diliyoruz" gibi bir ifade değil görüldüğü gibi, enteresan gelen de bu... Vefatından sonra konulduğu benim tahminim tabii, olmayabilir. Neyse 60lar insanı haklarını daha fazla savunuyor ve parkta öpüşmenin yasak olduğuna dair bir kanun bulunmadığını belirityorlar. Komiser de bir nefeste şu cümleyi kuruyor(alın teri azizim üç defa dinleyip yazdım): "Bu memleket yavrucaklarının temiz bir hava-i nesimi olarak neş’ vü neva  bulup yarının necip birer ferdi olmasını sağlayacak park gibi gayet  vatanperverâne hislerle inşa olunmuş, umumi bir mahalde alenen sevişmeye  kalkışmak alelade bir sevişme mevzuundan ziyade, aziz milletimizin ulvi  hislerle dolu namuslu varlığına karşı zalimce işlenen gayri ahlaki bir  cinayettir." Yürüüü be! Bunlar da niye kardeşim sevişemez miyiz mealinde bir cümle kuruyorlar ve komiserden ikinci bomba geliyor: "Sevişmek her evli vatandaşın kanuni bir hakkıdır."&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ay çok yazdım ben dimi yine? Ya olay budur, en nihayetinde kavuşuyorlar tabii olarak. Her ne kadar cemiyete gösteri diye evlendiyseler de öyle kalmıyor tabii ki olay. "En nihayetinde tabiat kanunları cemiyet kanunlarından üstündür."(evet, bu da repliklerden biri:D) Ha bu arada Rezzan'a ne oluyor söylemeyeceğim, filmin asıl süprizi. Bütün film boyunca hiç çaktırmadığı bir şey yapıyor, keşke biraz çaktırsaydı. Lezbiyen değil merak etmeyin:)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu kız niye kore dizisi yazmıyor diyorsanız, yazıcam anacım, bitirdim Pasta'yı:) Ama bu ara çok fena 60lar Türk filmlerine sardırdım, çıkamıyorum:) Şimdi de Türkan Şoray-Ayhan Işık'tan "Zorlu Damat"ı izliyorum, henüz Türkan Şoray kanunlarının zuhur etmediği zamanlar...&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Hanimiş: Tarihe aldanmayın, ben fotoğraf bulup yerleştirene kadar 1 Ocak 2011 oldu. Hepinize iyi yıllar!&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Hanimiş 2: Ya senaristi çok anmışım yazıda ama ismini geçirmemişim, filmin senaristi Bülent Oran.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2407978996677740341?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2407978996677740341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/12/evcilik-oyunu.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2407978996677740341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2407978996677740341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/12/evcilik-oyunu.html' title='Evcilik Oyunu'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TR5knVotpaI/AAAAAAAAAvA/fx6kn9ek-ig/s72-c/fm1476.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6244187036762885659</id><published>2010-08-30T04:38:00.021+03:00</published><updated>2010-08-30T06:03:13.600+03:00</updated><title type='text'>Beklenen Şarkı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsZPIZG3OI/AAAAAAAAAtQ/SupHpEEMatk/s1600/24w6p9v.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsZPIZG3OI/AAAAAAAAAtQ/SupHpEEMatk/s320/24w6p9v.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511026316759456994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Alt tarafı bir Türk filmi, ben niye bu kadar yamuldum bilmiyorum. Gerçi küçümsememek gerekiyor, sonuçta beni yamuluttu dimi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsa20_CVMI/AAAAAAAAAtg/APQeCNxNy3w/s1600/331161_2.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 138px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsa20_CVMI/AAAAAAAAAtg/APQeCNxNy3w/s200/331161_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511028098256229570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kitap okumaya başladım, "Mazi Kabrinin Hortlakları-Türklük, Melankoli ve Sinema" isminde... İlk bölümünde Zeki Müren'den bahsediyor. Özellikle de iki filmin adı geçiyor başlangıçta: Kırık Plak ve Beklenen Şarkı. Ayşegül o kadar çok anlattı ki meraktan izledim Kırık Plak'ı sonunda. Kitap için de ne zamandır izlemek istiyordum Beklenen Şarkı'yı. Okumadan en azından bilgi sahibi olayım diye başlamadım bile o bölüme. Kesinlikle abartmıyorum, bildiğiniz Yeşilçam melodramı:) Anne, annesiyle aynı kaderi paylaşan kızı, annenin "çalgıcı" gençlik aşkı,çalgıcı babanın müziğe fevkalade istidadı olan oğlu Zeki, kızı ve oğullarının aşkı; tipik Türk filmi...(Çok dalga geçiyorum şu melodram düzeniyle, hayat beni çok fena yamultmasın da... Gidip babamın eski sevgilisinin oğluna aşık olurmuşum:D)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbDajeQLI/AAAAAAAAAto/wUT3jkvoTdU/s1600/zekimuren03.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 139px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbDajeQLI/AAAAAAAAAto/wUT3jkvoTdU/s200/zekimuren03.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511028314499596466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her şey normal gidiyordu aslında... Yani baktığınız zaman bilindik. Türkan'la Zeki birine aşık, yetmez gibi müziğe de aşık, konservatuvarlı iki genç... Ha bu arada Zeki, harçlığını çıkarmak için konservatuvarda odacılık yapıyor. Kızın annesi Seniha'ya Zeki'nin babası(ismini söyledilerse de hatırlamıyorum) musiki dersi veriyormuş gençliklerinde(Bu arada onların gençlikleri osmanlının son demleri). Tabii ki meşk etmekle kalmamışlar, kanunun telleri erosun okları misali mızrap olup yüreklerine saplanmış, sonra da o teller birbirine bağlanmış. Ah o evin çalışanları yok mu ah! Aşk-ı Memnu'da da ortalığı birbirine kattılardı, burda da arap bacısından &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbc5o6ckI/AAAAAAAAAt4/O2b6EZBgay8/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbc5o6ckI/AAAAAAAAAt4/O2b6EZBgay8/s200/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511028752340644418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ahçısına kadar dedikodu çevirmedik insan kalmıyor. En sonunda Seniha'nın babası durumu farkediyor ve ikisini odada "meşk ederken" basıyor(yiyişme ölçütleri osmanlının son dönemleri elbette). Zeki'nin babası, istiyor kızı babasından. Ama adam kız babası, realist işte. "Ne iş yapıyorsunuz?" diye soruyor oğlana, çocuk da "Musiki muallimiyim, müzisyenim efendim" diyor. Adam da aynen şu cümleyi kuruyor, emek ettim yazıyorum:"Bir kelimenin alafrangasını söylemekle işin mahiyeti değişmez! Yani(burda küçümseyen bir vurgu boşluğu var), çalgıcısınız!" Yok böyle bir aşağılamak! Neyse Zeki'nin babası(harbiden karakterin ismi ne acaba?), Kurtuluş &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbkX59-TI/AAAAAAAAAuA/C1lNjH-GFwE/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbkX59-TI/AAAAAAAAAuA/C1lNjH-GFwE/s200/images.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511028880724326706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Savaşı'na gidiyor(iki dakikada tarihi giydirme yapmışlar), yolları ayrı düşüyor, başkalarıyla evleniyorlar, çoluk çombalak(biri Türkan diğeri Zeki) sahibi oluyorlar filan falan. Yıllar sonra aynı kaderi Zeki'le Türkan da paylaşıyorlar. Lakin Zeki farkında ayrı dünyaların insanları olduğunu, hatta bir ara Türkan'a "Sen gül dalında gonca, ben dağ yolunda yoncayım Türkan" diyor(aynen bu cümleyi kuruyor ama türk sanat musikisi eseriymiş bu güzide laf aynı zamanda, araştırmacı kovuşturmacı kişiliğim sağolsun). Tabii Türkan'la dağ bayır, Büyükada senin Burgazada benim dolaşmaya(dolaşırkende Zeki ara vermeksizin, su bile içmeksizin şarkı söylüyor) ve sevişmeye ara verdikleri nadir zamanların birinde diyor. Türkan'ın babası Zeki'ye vermiyor kızı&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbtKcLyQI/AAAAAAAAAuI/hhEai0TUdcw/s1600/0.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsbtKcLyQI/AAAAAAAAAuI/hhEai0TUdcw/s200/0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511029031728564482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;(aksini mi bekliyordunuz yoksa? herkes Sevmek Zamanı'ndaki kalender baba değil-gerçi bu da nispeten asil, para teklif ettiği için utanıyor sonra). Kızı alıp Evropa'ya gidiyor, Zeki de Seniha'nın yardımıyla musiki sektöründe muvaffak oluyor; Türkan'la kavuşuyorlar. Ha bu arada Beklenen Şarkı bestesi iki parça halinde; başı Seniha'da, sonu Zeki'nin annesinde. İki kadın bir araya getiriyorlar besteyi en asilinden(zaten Türkan'ın kuzeni hariç herkes pek asil, kuzen bildiğin amerikan mandası, zaten amerikan basketbolundan başka bir şey konuşmuyor). &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsb3miB7MI/AAAAAAAAAuQ/Sk4tN68_TxM/s1600/a.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsb3miB7MI/AAAAAAAAAuQ/Sk4tN68_TxM/s200/a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511029211067968706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kimse de bu adamı da ben sevdim, sen kimsin be kadın kıskanması yok. Olay bu yani... Ama niye bilmem, Zeki Müren kendini "Haysiyetimle nasıl oynarsınız! Beni yalnız sevdiğimden değil en tabii hakkım olan kendi kendimi muvaffakiyete eriştirme zevkinden de mahrum ettiniz!" diye duvardan duvara atarken ben zaten bi' pustum(bu arada farkettiniz mi, 1953 yılında kendi kendini gerçekleştirme olayına dem vuruyor, bir kişisel gelişim tadı sezdim ben Zeki'de). "Beklenen Şarkı"yı söylerken Zeki Müren, ben iyice yamuldum. Diğer taraftan da düşünüyorum, bu şarkının sözleri ne ara yazıldı diye. Söz yoktu çünkü, çalıp duruyorlardı. Ağladım, ama niye ağladığımı bilmiyorum. Hala da bilmiyorum bak, üstünden 45 dk geçti filmin. Şarkıyı da nasıl güzel söylüyor Zeki Müren; kurban olsunlar ona!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THscKD_2bII/AAAAAAAAAug/Yl2Txmtzkfg/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THscKD_2bII/AAAAAAAAAug/Yl2Txmtzkfg/s200/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511029528215317634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşin özeti, hakikaten çok iyi olmayan bir Türk filmi beni ağlatmayı başardı helal olsun! Bariz bir şekilde senaryo tuhaf, oyunculuklar abartılı, üstelik Zeki Müren dere tepe dağ bayır, non-stop şarkı söylüyor başka bir şey pek yok filmde. Bak Kırık Plak'ı izleyin öyle değil. Harbiden filmin bir geri plan konusu var, karakter gelişimi filan var. Bunda bir halt yok; bildim tek özelliği Cahide Sonku'un son filmi, Zeki Müren'in de ilk filmi oluşu... Dur ben şu kitabı bir okuyayım, bir özelliği olsa gerek... Ya da ben yaşlanıyorum a dostlar! Türk filmlerine ağlayan takımdayım artık, oh mis! Bütün yazıyı da o yüzden yazdım, ağladım lan ben bu filme, kendime inanamıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsfOQ2i4QI/AAAAAAAAAuo/YTDZSsAX8Nc/s1600/jeyan%2Bmahfi%2Bayral%2Bt%C3%B6z%C3%BCm.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 124px; height: 161px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsfOQ2i4QI/AAAAAAAAAuo/YTDZSsAX8Nc/s200/jeyan%2Bmahfi%2Bayral%2Bt%C3%B6z%C3%BCm.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511032898920308994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hanimiş: Bu arada Türkan'ı tanıdınız mı? Jeyan Mahfi Ayral Tözüm, bu filme kadar benim için tonton ve yaşlı bir oyuncuydu lakin bir ara genç olmuş kendisi:) Aynı his Münir Özkul'un genliğini gördüğümde de olmuştu, sanki hep yaşlıymış gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6244187036762885659?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6244187036762885659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/beklenen-sark.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6244187036762885659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6244187036762885659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/beklenen-sark.html' title='Beklenen Şarkı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/THsZPIZG3OI/AAAAAAAAAtQ/SupHpEEMatk/s72-c/24w6p9v.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6578324630984778164</id><published>2010-08-11T00:50:00.023+03:00</published><updated>2010-08-11T12:29:08.039+03:00</updated><title type='text'>Aşk-ı Memnu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHOlMxQwCI/AAAAAAAAAqw/AYeoY5dfwpM/s1600/a%C5%9Fk%C4%B1+memnu+final.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHNacv_kXI/AAAAAAAAAqg/TVjrC6m-cTM/s1600/askimemnu.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 301px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHNacv_kXI/AAAAAAAAAqg/TVjrC6m-cTM/s400/askimemnu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503906073901240690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hazır vakit bulmuşken iki kelam edeyim. Gerçi biter bitmez aklımdaydı ama zaman olmadı her zamanki gibi... Çok yakın arkadaşlarımdan biri Aşk-ı Memnu'nun finalinde kına gecesi yaparak dizi tarihime geçti. Bütün Türkiye'yle heyecanlanacaktım ben oysaki:D O kadar zaman geçti, millet unuttu bile ama yazmazsam çatlarım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238);"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHNrW0dC_I/AAAAAAAAAqo/DSdF0zs8I9A/s320/03022009121153.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503906364367113202" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px; cursor: pointer; width: 295px; height: 198px;" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;Bitti sonunda. Bana gına gelmişti. Arada o kadar zıbıtıp o kadar saçmaladılar ki bıraktım. Ama son bölüm kaçmaz minvalinde kınadan gelince seyrettim tabii netten son bölümü. Herkesin nefret ettiği bölümü ben sevdim valla. Kime sorsam(ki sormama gerek kalmadı, arkadaşlarıma rica ettiydim beni özetsiz koymadılar, kına boyunda 47 kısa mesaj aldım konu hakkında) sevmemiş bölümü. "Ay beğenmedim", "o ne biçim sondu", "o Behlül'ün hali neydi(gerçi bunda haklılar bence)" gibi serzenişler sonunda seyrettim diziyi. Ben eve geldiğimde özet yeni başlamıştı, Behlül berduştu, mezarının başında bile Bihter'e sevdiğini söyleyemiyordu. Neyse baştan alayım en iyisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum, en son kaldığı yerin bir gün öncesinden başladı dizi. Bir önceki bölümün birazını izlediydim, niye direk düğün gününe atladılar diyordum sebebi varmiş. Firdevs Hanım zevkinden köşe(Ziyagil Yalısı'nın gelinlerinden ya), Bihter desen sıyırmanın eşiğinde, Behlül ağlak mode on, geri kalanını saymıyorum-nasılsa yazıda isimleri geçer... Takdir edişim daha Behlül'le Bihter'in kavgasında başladı. Hani izlendiğini düşünerek yazıyorum bu araları. Sonra "ne, ne ki?" diye soru işaretleri kalmasın. Bihter'le Behlül kavga ederken bir ara ikisine de acıdım lan. Diziye uzun süre "ikisine de müstehak, hatta Ednan Bey'e de o boynuzlar müstehak; bir Firdevs bilir Firdevs söylerim, pirimizsin hacı" diyerek yaklaştım. Firdevs müthiş güçlü bir karakterdi. Ama son bölümde öyle bir oturtmuşlar ki taşları yerine, bakıyorsunuz ki aslında karakterli olan Bihter. Firdevs güçlü bir kadın, istediğini istediği gibi parmağında oynatır ama Bihter kadar karakterli değil. Neyse oraya da gelicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHQ_RtVTnI/AAAAAAAAAq4/q2JhhX4wqS4/s1600/A%C5%9Fk%C4%B1-Memnu-Veda.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; width: 208px; float: left; height: 140px;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503910005127335538" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHQ_RtVTnI/AAAAAAAAAq4/q2JhhX4wqS4/s320/A%C5%9Fk%C4%B1-Memnu-Veda.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İkisi koruda kavga ederken(nasıl bir zenginliktir yarabbim, korusu olan bir evde yaşıyorsun), ikisini izlerken baktım, aslında iki karakter de kendilerince artık huzur istiyor. Ama huzur tanımları paralel değil. Bihter'inki Behlül'in onun olması, Behlül'ünse artık kimseye ihanet etmemesi. Behlül hem amcasına ihanet edişinin vicdan azabını hem de Nihal'e bir şey olur korkusunu taşıdığı için pişman. Pişmanlığını Nihal'in, aslında dolaylı yoldan amcasının mutluluğuyla kapatmaya çalışıyor. Adam onu beslemiş, büyütmüş, kendi evladından ayırmamış; eh yenge de kütür kütür, dayanamadı çocuk diyeceğim ama Behlül ayrı bir arıza... Kişilik maalesef nanay Behlül'de. Hiç bir bok yapamıyor bildiğiniz üzere... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHRrOGMj9I/AAAAAAAAArA/M5XQOcc4ncs/s1600/A%C5%9EK-I-MEMNU-60.-B%C3%96L%C3%9CM-54-300x200.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHRrOGMj9I/AAAAAAAAArA/M5XQOcc4ncs/s200/A%C5%9EK-I-MEMNU-60.-B%C3%96L%C3%9CM-54-300x200.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503910760072122322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her ne kadar vefa borcu, vicdan azabı diyip Bihter'le kırıştırsa da Bihter'in elinden tutup götürecek gücü yok. Ama kendi başına da çekip gitmiyor. Alıp başını gidecek götü de yok. Aşık olmanın da kendi içinde adabı var. Nihal'i kullanarak kara Behlül aklamaya kalkıyor(İğrenç espiri de yaparım). Bihter'se farklı... Ortada değil gemi, bir kaç filo bırakmayacak kadar tutkusu gözünü bağlamış. Ne anası, ne ablası, ne Ednan(adnan'a da dizi boyunca ednan demeleri beni benden aldı, gerçi beren saat'in vurgusuna dikkat edin bir türk filmi tadı var adnan diyişinde)... Yakar bu gezegeni bakmaz yani... De işte aşk dediğin adam seçmiyor işte, fiziken Kıvanç Tatlıtuğ olmuş bir ergene aşık olabiliyorsun. E be insan, başkası yoktu da sen gidip alemin ağlağına aşık oldun, yazık değil mi kızanım sana. Behlül'ü de anlıyorum diğer taraftan, ama karaktersiz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Nihal'i kurban etmek zorunda değildi(Gerçi Behlül sayesinde Nihal evin beslemesinden vamp genç kız görünümüne geçti, o da bişey.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHTPPDVZyI/AAAAAAAAArQ/J_hM4Us-4fs/s1600/b722514860_406716589860_1602.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHTPPDVZyI/AAAAAAAAArQ/J_hM4Us-4fs/s200/b722514860_406716589860_1602.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503912478315472674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse akabinde gelişen Firdevs'in sonunda analık emaresi gösterip "Yavruuuuum" diye Bihter'i bağrına basmasından sonra Firdevs gözümden düştü. Hayır, gözümden düşmesinin sebebi analık emaresi değil:) Daha ziyade o bağıra basma eylemi sırasındaki "Bir hiç uğruna bütün imkanlarını elinin tersiyle itecektin" cümlesi beni benden aldı. Aslında bakıldığında güçlü bir kadın olmakla beraber Firdevs karakterli değil. Zira otu boku para uğruna yapıyor. Gerçi diyorsun ki en azından hayatının bir pusulası var, ona göre hareket ediyor. Ha erkekler ve aşk da belirleyici olmuş hayatında-nitekim dizinin başlangıcını hatırlatırım- ama en önemli unsur para... Gerçi ego aslen, para da ego tatminin bir yolu... Bihter bu açıdan hem anasının kızı hem değil... Neden derseniz Adnan'ı anasını solda bırakarak kaptı, gitti başkasına aşık oldu; annesi de aynısını yaptı başlangıçta. Bakıldığı zaman asıl amaç imkanlarını kaybetmek... Ben diziyi kesintisiz izlemiş değilim, ama Bihter nispeten dürüst davrandı. Adnan'la birkaç kere boşanmaya kalktı, evliliğini mümkün mertebe kağıt üstünde yaşadı, kaçmaya teşebbüs etti. Parası pulu olmayan, dizinin &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238);"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHOlMxQwCI/AAAAAAAAAqw/AYeoY5dfwpM/s320/a%C5%9Fk%C4%B1+memnu+final.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503907358101782562" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px; cursor: pointer; width: 226px; height: 148px;" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;sonuna kadar üniversiteden mezun olamayan bir Behlül'le hayat sürdürmek için istekliydi halbuki. İmkanlar? İmkanlar dahilinde yaşamak, kavrulup gitmek olmadı tercihi... Denediyse de anası gibi olmayı tutmadı, yapamadı. Aşık olduğuna inanmayan Behlül'e rağmen son dakikaya kadar vazgeçmeyip geleceğine inandı(insan herkesi kendisi gibi sanarmış). Aşkı için sıyırdı kadın resmen. Temiz bitirmek istercesine duşunu aldı, kendisine bembeyaz bir kıyafet seçti(ki ziyadece manidar olduğuna inanıyorum) ve kendi seçtiği şeyi yaptı. Sadece Bihter olarak gitti. Ne makyaj, ne bir süs, ne gösterişli kıyafetler, ne de topluklu ayakkabılar(zaten üstünde duramıyordu, onların üstünde gitseydi yanlış yeri vuracaktı zaar)... Hayatı mahvolduğu için panikleyen bir gerizekalı Behlül ve boynuzları kapılardan sığmayınca kapıları kıran Ednan Bey'in önünde, sadece Nihal'i öldüremedikleri için kendini öldürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHTeN8mu7I/AAAAAAAAArY/fsfvScT1xTs/s1600/aski-memnu-4.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 159px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHTeN8mu7I/AAAAAAAAArY/fsfvScT1xTs/s200/aski-memnu-4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503912735716850610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sanırım Bihter'i takdir ediyorum. Son bölümden de kaynaklı olabilir. Ama hayatta cinsiyet ayrımı olmaksızın bir insanın kolay kolay yaşayamayacağı bir şey yaşadı. Evet, kocasını aldattı. Bunu takdir ediyor değilim. Kocasını, çocukları ve bir sürü kişiyi aldatması değil mesele. Aşık oldu ve arkasında durdu. Hiçbir güvencesi yokken aşkının ardından gitmeyi seçti. Kim yapıyor ki bunu? Aile kurumunun saygınlığı ve sadakati yalanına kim sığınmıyor ki? Evlilik, bu çağda, sevdiğin ve kendini onun yanında mutlu gördüğün insanla aile kurmak olarak algılanmıyor. İmkanların iyiyse ancak teşebbüs ediyorsun evlenmeye, birlikte rahat edecekseniz zira. Aile bu mu gerçekten? İnsan bazen tükürdüğünü yalıyor(zaten böyle bir deyim oluşu tükürdüğünü yalamak eyleminin fazlalığına işaret etmiyor mu?). Bihter yaladı. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHUG7CY8TI/AAAAAAAAArg/xJZ3VJofZhs/s1600/askimemnu6lj2.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 164px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHUG7CY8TI/AAAAAAAAArg/xJZ3VJofZhs/s200/askimemnu6lj2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503913435015475506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Annesinin babasını aldatmasını affetmedi, ama diğer taraftan aynı şeyi kendisi yaptı; ama annesinin gittiği yoldan gitmedi. Biraz aile, biraz baba sevgisi özlemiyle kurduğu evliliği kendi elleriyle kendini aradan çıkararak sonlandırdı. Neyi takdir ediyorum: Yaptığı her şeyde "kendi" parmağı vardı. Küskün çocuk gibi son dakikasında Behlül'e "Peki" deyişinde bile istediğini yaptı. Behlül, elinin altına ne geldiyse onu yaşadı bir yerde. Kararsızlığından ve erkek gibi duramamasından her şeyi bok etti. Ama Bihter kendi hikayesini kendi yazdı. Başından beri. O ne istiyorsa yaşadı. Bir ev, bir aile istedi, aldı. Tutku istedi, onu da aldı. Öncelikle pek tabii olarak Halit Ziya'nın, sonra doğru yorumladıkları için senaristlerin mahareti bu... Bihter kişilikli bir kadındı; aşkı için entirika çevirdi, kötülük etti, birilerini kandırdı, hatta kafayı yedi. Ha Halit Ziya'dan beri ne değişti derseniz Bihter 2010 modeli utancı için değil, aşkı için vurdu kendini. Ama dediğim gibi senaristlerin mahareti, dizi yer yer acayipleşmiş olsa da karakterlerin tavırları kendi içinde tutarlıydı hep. Şimdi bana soracaksanız: Peki ya ahlak? Ahlak bunun neresinde? Ahlaklı olduğunu söylemiyorum ki Bihter'in; kişilikli olduğunu, kendi kişiliğinden şaşmadan yaşadığını söylüyorum. Adnan'dan &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVYbeXozI/AAAAAAAAAsA/ZEX5t1dfBeo/s1600/Resim_1277453802.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 165px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVYbeXozI/AAAAAAAAAsA/ZEX5t1dfBeo/s200/Resim_1277453802.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503914835292169010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;boşanıp nafakasını çatır çatır yiyebilir, bu arada Nihal'le evlenen Behlül'ü canının çektiği zaman ayartıp yer yer işi pişirmeye devam edebilirdi. Aşkı için çatır çatır ölebilecek cesarette bir kadın Bihter. Hiçbir şeye boyun eğmeden yaşayabildi. Aha aşkı için bir bok yapamayan karaktersiz Behlül'e bakınız berduş oldu. Ezgi'ye gülerdim Behlül karaktersizi yine şunu yaptı diye gelince, ben yapıyorum şimdi:) Gerçi eski versiyona bakarak da Behlül'ün en azından yaptıklarının açıklaması var, takdir etmek lazım. Karaktersiz karakter kendisi:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVOocxU-I/AAAAAAAAAr4/ba7w27TmxbE/s1600/ask-i-memnu.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVOocxU-I/AAAAAAAAAr4/ba7w27TmxbE/s200/ask-i-memnu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503914666976433122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabii bununla beraber Bihter fanatizminin getirdiği bir şey var. Ulan dizide Ziyagil taalukatından biri de üzülmez mi Bihter'in ölümüne! Ulan ne biçim insansınız be! Siz sanki çok ahlaklı hayatlar yaşadınız mı ki Bihter'e bok atıyorsunuz. Hadi Nihal bir salak, Behlül'den başkasını gözü görmüyor, tenzih ediyorum. Zaten kız o kadar olaydan sonra kafayı kırdı. Kıracağı kadar var; İstanbul'un en gözde playboyu Behlül Haznedar ile &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHXnlJJdpI/AAAAAAAAAsw/tNuXIZkrT1E/s1600/HnX03SICdA.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHXnlJJdpI/AAAAAAAAAsw/tNuXIZkrT1E/s200/HnX03SICdA.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503917294608807570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;evleneceği gün üvey annesiyle işi pişirdiğini öğrendi, bir de yetmez gibi üvey annesi intihar etti. Zaten salaktı malum. Bundan sonra ne iflah olur ne de kimse onu alır; evde kaldı yazık. Hadi onun Bihter'e karşı duyguları anlamlı, Ednan'a ne demeli? Adnan Bey ne kadar acısı olursa olsun "Zehirli sarmaşıklarımızdan temizlendik" demesi nedir? Tamam, hadi karısı olmasını geçtim, bir zamanlar sevdiğin bir kadının ölümü hakkında böyle &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHU-oK1daI/AAAAAAAAAro/L7tyjV_PkyE/s1600/i.php.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 139px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHU-oK1daI/AAAAAAAAAro/L7tyjV_PkyE/s200/i.php.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503914392023299490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;konuşmak, "Hak etti bunu o" demek nasıl bir kalıba ve karaktere sığar. Aldatır, canın acır, terkedersin, belki ölsün istersin. Ama ölsün istemekle senin gözünün önünde ölmesi bambaşka bir şey. Senin gözünün önünde aşkı için ölen bir kadın varken, nasıl onun ölümünü zehirli bir sarmaşık olarak adlandırabiliyorsun? Gözümden düştün Adnan. Herkes sana kart zampara derken, ben senin için "aşkın yaşı yok, o da insan, o da sevsin yazık kıııııız" diyordum. Yazıklar olsun! Zaten daha kapıya tekme atıp kurduğun cümlede hayır yoktu. "Sen benim oğlumdun!" Bihter'den nasıl bir vazgeçiştir? Resmen yok saydı orada Bihter'i... "Sen benim oğlumdun!" nasıl koyucu bir cümledir. Sona kadar bekleyen Bihter, Behlül'ün suratını o lafın üstüne aldığı ifade üzerine çekti tetiği. Bakmadı bile Adnan, Bihter'e... Sebep? "El kızı değil mi, her boku yer! Her boku yiyebileceğine göre gözümün önünde ölüp geberebilir." dedi resmen. Peki ya Matmazel'in yaptıkları? Sinsi karı seni!!! Arkadan iş çevirip gizli gizli adam gözetleyip Beşir'i hasta yatağında kışkırtıp sonra da Adnan'ı Beşir'in üstüne salan kim? Tabii ki Matmazel! Son bölüm demedim, nefret ettim karıdan! İnsan biraz onuruyla hareket eder, zarafetini korur yahu!&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHV9-4wwuI/AAAAAAAAAsQ/9e-gx4m308I/s1600/zerrin_tekindor6.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 170px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHV9-4wwuI/AAAAAAAAAsQ/9e-gx4m308I/s200/zerrin_tekindor6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503915480453268194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Madem bu kadar meraklıydın Adnan'a, Bihter gelene kadar aklın nerdeydi? O kadar sene boş niye durdun? Bihter'in toprağı kurumadan açılıp saçılıp ön koltuğa kurulmana sebep neydi? Aaaa sinirlendim! Sinsi şey seni, azcık karakter sahibi olur insan! Nihal'e yardım edeceğim ayağına Adnan Bey'e çalıştı fışırdak! Matmazelden geçmişken evin personelini atlamak olmaz. Adnan evdekileri sorarken, daha doğrusu böğürürken "Oh canıma değsin" tipinde bir duruşları vardı ya ne iki yüzlülüktür. O kadar zaman adamın yanında çalış, ekmeğini ye, neredeyse aileden ol, ondan sonra olan biteni bir kişi adama söylemesin. Gitsin Bihter'i öldürsün, Bihter kendisini öldürsün ya da Adnan çatıdan atlasın diye değil. Değer veriyorsan birine salak yerine konulsun istemezsin. Git söyle, ne bileyim kanıtla Beşir'in yaptığı gibi... Söyleyemiyorsan da zor geliyorsa bir şekilde göster doğru yolu. "Oh canıma değsin" de sadece oyuncağı elinden alınmış çocuk hissiyatı olduğu için... Çünkü Bihter ve Firdevs eve gelmeden çalışanlarla Ziyagiller arasında herhangi bir sınır yoktu. Bihter ve Firdevs'le araya uçurum girdi. Belki de o uçurumun gidişinden hiç kimse Bihter'in ölümüne ve Firdevs'in yamulumuna üzülmedi. Bir Beşir aralarında farklıydı... Çünkü karakterli, onurlu ve aşık yaşadı. Çekip gitmesini bildiğinde çekip gitti, Nihal üzülmesin diye elinden geleni yaptı, saçma salak davranışları olsa da arada sadece Nihal eksenli yaşadı, bir de aşkının alevinden tuttu verem oldu. Ha bu arada Hala içten pazarlıklısını saymıyorum. Kimsede gözü olmamakla beraber Matmazel ve çalışanlar için söylediklerim aynen geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVrgVXkkI/AAAAAAAAAsI/27HCvtgWmLY/s1600/1254054622-196.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHVrgVXkkI/AAAAAAAAAsI/27HCvtgWmLY/s200/1254054622-196.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503915163014107714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gelelim Firdevs'e...(Anam yazı bitmek bilmiyor) Kendisini bir ara pirim ilan etmiştim. Öğretilerini aklımın bir köşesine kaydetmekten hoşnuttum. Özellikle üstadın Çetin Özder üzerinde denediklerini hatırladıkça(mesela firdevsten alınması gereken dersler no.357: bir erkeğe hemen evet deme. sürünsün köpek.) saygı duyuyorum. Ama karakteri beklediğim kadar sağlam çıkmadı. Gemiyi en önce farelerin terk etmesi gibi o fırtına halinde terketmeye kalktı evi. Bir de üstüne üstlük durumu düzeltmek konunda en ufak çabası olmadı. Sadece kaçmaya odaklandı. Olan oldu zaten bu arada. En sonunda da evladının üzüntüsüne dayanamayıp yüz felci geçirdi. Ama üzüldüm kadına... Kim evladının ölümünü görmeyi hak ediyor ki? Bir de sonrası var tabii... Adnan'ı Behlül'ü filan geçiyorum, dizinin en gerzeği kim derseniz Çetin Özder! Cenaze biter bitmez çıkardı yüzüğü, Firdevs'in felçli yüzünde "Biliyordum böyle olacağını" diyen müstehzi bir gülümseme... Hani sevenler nerde? Hani kul olan nerde? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burdan gayrısı +18'dir&lt;/span&gt;, küfredicem. Bre pezevenk sen ne biçim adamsın, nasıl bir godoşsun ki kızı ölen bir kadını cenaze alanında terk edebiliyorsun?! Daha kız gömülmemiş bile, kızın ablası feryat figan ağlıyor, sevdiğin kadın yüz felci geçirmiş, zor yürüyor, zaten düşen düşmüş bir de sen vur a.q! Bunun yaptığı Adnan'ı Behlül'ü solda sıfır bırakıyor bence. Ay ben niye içselleştirdim bu diziyi bu kadar anlamadım. Ama son bölüm çok koydu be hacı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHXQ4cKHuI/AAAAAAAAAso/fV_U8K4GOuU/s1600/11348_48856.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHXQ4cKHuI/AAAAAAAAAso/fV_U8K4GOuU/s200/11348_48856.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503916904651824866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dizinin en sallamadıkları karakteri de Bülent oldu! Yazık, günah insan bu kadar mı önemsemez evladı... Ay vallaha acıdım! Abisi saydığı iki kişiden birisi ablasına aşık olup verem oldu öldü, diğeri üvey annesiyle kırıştırıp berduş oldu. O Bülent'in hali ne olacak? Bu sorunun aynısını patroncuğuma sorduğumda(evet, patronumla aşk-ı memnu konuşmuşluğum var:) gerçi biz o muhabbet üzerinden mutluluk kavramı üzerinde bayağı kafa yorduk, aşk-ı memnu felsefesi!) çok efsane bir cevap verdi ama cinsiyet ayrımcılığı olmaması adına söylemiyorum:) Gerçi bir efsane cevap da Behlül için verdi, ama onu da direk söylemeyeceğim; zira dünyanın en eski mesleği hakkında ileri geri konuşmayayım. En çok da onu merak ettim zati... Behlül hakikaten bundan sonra hangi parayla yaşayacak?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHWJ4H1mrI/AAAAAAAAAsY/xyUqe7fMqsI/s1600/84S7EEV481061180image1kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHWJ4H1mrI/AAAAAAAAAsY/xyUqe7fMqsI/s200/84S7EEV481061180image1kucuk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503915684795882162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ay neyse bitiriyorum. Beren Saat'i hiç sevmediğim, sevmeyeceğim. Güzel kız ona lafım yok:) Teee Mahsun Kırmızıgül'le oynadığı gudik diziden beri sevmiyorum. "Beni, beni, Bihter'ini..." gibi psikopat bir repliği söylemeyi becerememiş olmakla bence televizyon tarihine geçti. Yani kaç yılda bir bu kadar sayko replik yazılır Türk dizi tarihinde, bu replik Beren Saat gibi oynayamayan bir bir hatuna mı verilir; tartışılır konu... Beren Saat yüzünden o repliğin taşıdığı ruh halinin anlaşılmadığını düşünüyorum. Sevgili Kıvanç Tatlıtuğ'a gelirsek, kendisinin en yakın zamanda Tarık Akan'a dönüşmesini diliyorum. Bariz oyunculuk üzerine çalıştı kendisi. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHWt87yNuI/AAAAAAAAAsg/8NEXCFkI0cw/s1600/Nihal_k-rm-z-+elbise-55.bolum.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHWt87yNuI/AAAAAAAAAsg/8NEXCFkI0cw/s200/Nihal_k-rm-z-+elbise-55.bolum.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503916304562796258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarık Akan'ın ilk filmlerine bakınız nasıl bir kalastor, sonrasına bakınız ne olmuş. O yüzden babamla bu konuda hemfikiriz ki bu evlat çalışırsa iyi olacak. Gerçi son bölümdeki performansını intihar sahnesi hariç beğenmedim. Ama genel klasmanda iyiydi. Ha bir de Nihal rezilini oynayan üflesen uçacak kızcağız var Hazal Kaya. Üvey annesinden kötü olmasın, bu da kötü oyuncu. Diğerlerini hiç işin içine katmıyorum, zaten iyi oyuncular. Bir tek Zerrin Tekindor'u ağlatmasınlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse işin özeti bir dizi efsanesi daha bitti a dostlar! Ben en iyisi Bir İstanbul Masalı'na yeniden başlayayım, sulu zırtlak dizilerin en iyisi sanırım yine de o. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hanimiş: Ben senin en çok en üstteki afişini sevdim Aşk-ı Memnu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş 2: Hiii bir de diziyi tam izleseymişim nolcakmış!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6578324630984778164?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6578324630984778164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/ask-memnu.html#comment-form' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6578324630984778164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6578324630984778164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/ask-memnu.html' title='Aşk-ı Memnu'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TGHNacv_kXI/AAAAAAAAAqg/TVjrC6m-cTM/s72-c/askimemnu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2766515810495655317</id><published>2010-08-07T21:30:00.002+03:00</published><updated>2010-08-07T21:38:03.123+03:00</updated><title type='text'>dabulu dabulu dabulu nokta bumba bumba...</title><content type='html'>yanlış anlaşılmasın ismail yk dinleyen biri değilim:) yalnız bundan 5 sene önce turist olarak trabzona giderken (otobüs muavini olarak böyle adlandırıldık zira, "onlar gezmeye gidiyor" demişti muavin, bir teyzeye) fatmanur isimli minik bir müzisyen 17 saattlik yolculuğun 10 saatinde bu şarkıyı "90 90 bi de 100 vaaar" şeklinde söyledi. nerden çağrıştı bu bana anlatıp duruyom gari. bomba kelimesinden çağrıştı. bomba gibi dönüyorum a dostlar! beni bekleyin anacım:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2766515810495655317?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2766515810495655317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/dabulu-dabulu-dabulu-nokta-bumba-bumba.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2766515810495655317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2766515810495655317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/08/dabulu-dabulu-dabulu-nokta-bumba-bumba.html' title='dabulu dabulu dabulu nokta bumba bumba...'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7948359246461646051</id><published>2010-06-16T23:00:00.005+03:00</published><updated>2010-06-17T00:24:01.926+03:00</updated><title type='text'>A Single Man/ Tek Başına Bir Adam</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBlAa5LnORI/AAAAAAAAAqI/RxjgwluA4FQ/s1600/4497578630_06de020c91.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBlAa5LnORI/AAAAAAAAAqI/RxjgwluA4FQ/s320/4497578630_06de020c91.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483484852070594834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;O kadar uzun zamandır doğru düzgün yazmıyorum ki... Ve bu yazıya altıncıya başlıyorum. Daha doğrusu bir önceki yazıyı kopyala yapıştır yapıyorum, kaldığım yerden devam ediyorum. Zamansızlıktan çok fena şikayetçiyim a dostlar.  Bir gün 48 saat, bir hafta 21 gün olsun kampanyası başlatmak istiyorum. O  kadar ki geçenlerde La Fea'nın telefonunu bile o aradıktan 3 saat sonra  gördüm, kontörsüzlükten dönemedim de... Sanırım hayatımdan şüphe ediyor  artık:) Hemşire, hayattayım(sanırım). Annem sürmenaj olacaksın bu  gidişle diyip duruyor(beynin motor olduğu teşbihinden yola çıkarsak  motorun su kaynamasıymış, ben de yeni öğrendim, yanlış anlatmış  olabilirim). İş bu sebebepten üzerinden nerdeyse bir aydan çok fazla geçmiş  olan İstanbul Film Fesitivalini de yeni anlatacağım tabii yer yer. Biraz  hazırdan yiyorum tabii yeni bir şey olmadığından. Çok isterdim Yekta  Kopan'ın twitterda yaptığı gibi "elimizde tostlar koşturuyoruz bebeğim"  demeyi ama(cümle böyle değildi sanki:) neyse orjinalini bulurum  birazdan) olmadı. Elimde seyyar bir internet bulamadığından Yekta  Kopanlık yapamıyorum maalesef... Madem aradan bu kadar zaman geçti ben  de istedim ki gidip sevdiğim filmleri anlatayım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk7jvVYZhI/AAAAAAAAAoI/ppbqzO85XrE/s1600/a-single-man.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk7jvVYZhI/AAAAAAAAAoI/ppbqzO85XrE/s200/a-single-man.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483479506487895570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmi o  kadar uzun süredir belkiyorum ki tabii ki hayalkırıklığına uğradım. Ay  bu baştan söylenmemesi gereken bir şey değil mi, pardon:) Filme bilet  bulamam sonradan diye İKSV bana PasoFilm kartını aldırtmayı başardı ön  satıştan alabilmem için. Gerçi meselem filmden öte Colin Firth'dü itiraf  ediyorum. Ama vallahi bunun ıslak ve İngiliz olmasıyla alakası yok:)  Adam Oscar'a aday oldu bu filmle ya!(Sizi bilmem de savunma yaptıkça  kendi gözümde daha çok kendimi batıyorum:) Aman be Colin Firth filmi  işte kaçar mı:D) Neyse Tom Ford olması rahatsızlık yaratmış olsa da Tom  Ford'dan beklediğimden iyiydi. Ama abartılan kadar iyi değildi,  hayalkırıklığı yaratan kısmı o... Ay götüme göre don yok, bir öyle diyorum bir böyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk78uEgXQI/AAAAAAAAAoQ/lbZEgHiVKOs/s1600/A+Single+Man+movie+image+Tom+Ford.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk78uEgXQI/AAAAAAAAAoQ/lbZEgHiVKOs/s200/A+Single+Man+movie+image+Tom+Ford.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483479935645408514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tom Ford bir moda ilahı takdir  edersiniz ki... Modadan zerre anlamam, ama ben bile biliyorum adamın  ismini. Hiç hazetmem böyle şeylerden, sonra da takdir ederim. Yani  şarkıcıdan oyuncu, mankenden oyuncu, modacıdan yönetmen olsun ne gerek  var. Sonra da beklediğimden kaliteli çıkınca "iyiymiş ya" diyip  dengesizlik örneği sergiliyorum. Her neyse çok iyi değildi film kısaca,  ama seyredin, Colin Firth için... Colin Firth olduğu için değil  oyunculuğu için, valla bak:) Şaka bir yana nasıl bir oynamış, nasıl bir  oynamış; görmeden anlaşılmıyor. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9PFAF5SI/AAAAAAAAAow/RMPVeBlYpkE/s1600/asingleman_review1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 102px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9PFAF5SI/AAAAAAAAAow/RMPVeBlYpkE/s200/asingleman_review1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483481350550185250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film sevgilisini  trafik kazasında kaybetmiş eş cinsel bir adamın öyküsünü anlatıyor.  Eşcinsel deme ihtiyacı hissettim, zira sadece sevgilisinin ölümü değil  mesele, bir yana adam dik durmak zorunda. 60'lerin Amerika'sında  eşcinsel olarak yaşamak çok kolay değil; dik durmak ve hiçbir şey  olmamış gibi hayata devam etmek zorunda... Çünkü düşene bir tekme  vuracak gelen geçen... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9XS97OfI/AAAAAAAAAo4/mM4lnleOM9w/s1600/101381_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 83px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9XS97OfI/AAAAAAAAAo4/mM4lnleOM9w/s200/101381_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483481491738147314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğerleri gibi dağıtma lüksün yok çok fazla.  Jilet gibi gözükmek zorundasın. Zaten göz önündesin, daha fazla olma... Dikkat çekmeye gerek yok. Ama  diğer taraftan da o kadar yıllık hayat arkadaşını-ki yanlış  hatırlamıyorsam 13'tü-kaybet, cenazesine bile gideme... Çünkü meşru  değilsin, resmi değilsin. Bu yüzden aileden de sayılmıyorsun, haber  verecek insaflı bir akraba çıkmasa haberdar edilmeyecek kadar yok  sayılıyorsun; sen kimsin ki yas tutacaksın(Çok içerledim a dostlar, bildiğiniz gibi değil). George, üniversitede  edebiyat dersleri veren bir adam. Hayat arkadaşını kaybediyor. Ve işin  tuhaf tarafı neredeyse kendini hiç anlatmıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk8grU2gFI/AAAAAAAAAog/R-XgD9fbODI/s1600/a_single_man04.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 246px; height: 100px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk8grU2gFI/AAAAAAAAAog/R-XgD9fbODI/s200/a_single_man04.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483480553383952466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sabahları  uyanma zorluğu çektiğini, Jim'in bununla dalga geçtiğini öğrenerek  başlıyoruz. Gözüyle oynuyor resmen Colin Firth bu arada. Yakın yakın  çekmiş Tom Ford sahneleri, iyi de etmiş. Seneler önce televizyonda bir  Ayla Algan röportajı izlemiştim. Pek bir şey hatırlamıyorum röportajdan,  sinemada nasıl bir oyunculuk olmalı üzerine olsa gerek...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9zSN4CyI/AAAAAAAAApA/11kouwGDN_Q/s1600/101383_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 83px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk9zSN4CyI/AAAAAAAAApA/11kouwGDN_Q/s200/101383_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483481972572949282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; "Sinemada  gözlerinizle sevinip gözlerinizle üzülmeniz gerek" demişti. Bunu derken  de gözleriyle üzülüp sevinmişti, tek mimik kımıldatmadan... Bak onu hala  hatırlarım. Onun gibi gözüyle oynuyor. Jim'in kaza geçirmesinden sonra  geçen onca katlanılmaz ay sonunda George intihar etmeye karar veriyor.  Bütün bir günü anlatıyor film... Uyanmasıyla başlayıp yaptığı  hazırlıkları anlatıyor. Nasıl intihar edeceğinin provasını bile yapıyor.  Bu arada -belki de son noktaya gelmenin verdiği algı değişikliğiyle-  bir sürü şey görüyor. Kendi hayatına dair, en yakın arkadaşı Charley'e  dair, öğrencisi Kenny'e dair, diğerlerine dair... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-FgaPEwI/AAAAAAAAApI/eg7GUp409QE/s1600/101386_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 238px; height: 97px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-FgaPEwI/AAAAAAAAApI/eg7GUp409QE/s200/101386_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483482285620531970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Farkettiyseniz  filmi anlatmıyorum pek. Zira oyunculuk anlatacağım:) Dediğim gibi film George'un intihar edeceği günü anlatıyor, ama tabii ki intihar edip etmediği söylemeyeceğim:) Hani bu konuda kalifiye değilim, ama mirim böyle de oynanmaz ki! Ben bile ahkam kesme ihtiyacı duydum. Colin Firth olduğu  için değil, valla bak:) Ya şakası bir yana oha dedim. Filmi komple  sürüklemiş götürmüş. Adamın canı resmen acıyor, bakıp hissetmemek mümkün  değil... Jim'in gidişine, kabul etmek zorunda kalan haline, onu anlayan  birinin bulunmayışına... Yalnız, aidiyet duygusunu bir yandan reddetmek zorunda kalmış ama aidiyet arıyor. Dayanacak birini arayan yalnız bir adam... Jim biraz da zaman içinde her şey halini almış. Sevgi&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-sVbSlVI/AAAAAAAAApQ/nr1o_7JfC4U/s1600/single-man-matthew-goode-colin-firth.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-sVbSlVI/AAAAAAAAApQ/nr1o_7JfC4U/s200/single-man-matthew-goode-colin-firth.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483482952687064402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;li olmuş, arkadaş olmuş, yeri gelmiş hayatına itiraz edeni olmuş. Colin Firth, her şeyi giden bir adamın yorgunluğunu o kadar güzel anlatıyor ki Oscar amcayı fazlasıyla hak etmiş kanımca.  Islak ve İngiliz olmasının benim onu beğenmemle alakalı olmadığını  söylemiş miydim? Ama ıslak ve İngiliz oluşunu kendi de vurguluyor filmde  oraya çok güldüm:) Ama adamın ıslak bir İngiliz oluşu fenomen oldu ki o  sahnede o kadar seksi filan değil. Bilmeyenler için söyleyeyim, Pride  and Prejudice, bizdeki çevirisiyle Aşk ve Gurur'un BBC versiyonu 6  bölümlük bir dizisi var. Orada Fitzwilliam Darcy pek tabii ki Colin  Firth. Sağ olsun göle dalıp yüzme ve sonra ıslak ıslak karşılardan gelme  sahnesi var, kült oldu artık. Ondan beridir sinemacılar nerde bir  İngiliz görseler ıslatıyorlar abicim. Ay ben gene ne diyorum yaa?!?  Neyse, iyi yani... Süper aslında, apıştıracak kadar iyi... Zaten filmden  herkes çıkarken hemen herkes aynı şeyden bahsediyordu. Ezginin işi  çıkmasa ve filmi kaçırmasa ben de ona aynı şeyden bahsedecektim. Film  yeterince tatmin edici değil, ama Colin Firth'in muazzam oyunculuğunda  hepimiz hemfikirdik. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-069cLRI/AAAAAAAAApY/tb34avRRxq4/s1600/a-single-man9.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 112px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk-069cLRI/AAAAAAAAApY/tb34avRRxq4/s200/a-single-man9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483483100201364754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabii bir de Julianna Moore... O psikopat ruh halini o kadar güzel yansıtıyor ki... Tabii psikopat dediysem kanlı bıçaklı değil:) Kocası tarafından terkedilmiş, George'un eş cinsel olduğunu bilmesine rağmen ona dair romantik hayaller kuran(ki aslında bir yerde George'un eş cinselliğini kabul de etmiyor. aslında Jim'in gi&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_Fx7nRbI/AAAAAAAAApg/RkTc85MNp8Q/s1600/101382_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 82px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_Fx7nRbI/AAAAAAAAApg/RkTc85MNp8Q/s200/101382_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483483389835560370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;dişine de ufaktan sevinmiş gibi... Ölmesine değil, gitmesine. Kötülük değil, elinden oyuncağı alınmış çocuğun oyuncağına kavuşmak için rakibinin ortadan kalkmasını istemesi gibi... Vakti zamanında sanki George onunmuş da Jim onu elinden almış gibi...), yaşı geçkince ama güzel bir kadın Charley... Sürekli &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_SEmxZYI/AAAAAAAAApo/CKR7CeLR60k/s1600/101389_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 82px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_SEmxZYI/AAAAAAAAApo/CKR7CeLR60k/s200/101389_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483483601006847362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir "keşke"ler diyarında yaşayan, depresif bir ruh halinde, hayal dünyasında, histeri krizinin eşiğinde duran, ama kuruğu da dik tutmak için didinen bir hali var ve mükemmel oynuyor Julianna Moore. Sanki her an ağlamaya başlayacakmış gibi... Nasıl bu kadar ayrıntılı anlatabilirim ki zatne... Bir tek Nicholas Hoult -ki Kenny olur kendileri ve kendisini "About a Boy"daki boy olarak hatırlayabilirsiniz(bu arada yaşlandım lan, bu bile büyüdü ühüüü. seyreden var mı filmi? oradaki küçük çocuk olur kendileri) biraz donukçanaydı. Jim, iyidi. Göründüğü yer azdı, ama Jim'di yani; George'un aşık olduğu adam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin tamamı bir yana kanımca film sadece ve sadece görüntüler &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_pNWn_CI/AAAAAAAAApw/ehiI1F4CKd0/s1600/101385_700.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 83px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBk_pNWn_CI/AAAAAAAAApw/ehiI1F4CKd0/s200/101385_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483483998492032034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;için bile izlenebilir. Fotoğraf karesi gibi... Elbette George'un ruh haline göre değişen renkler de ayrı güzellik. Tabii bir de1960'larda geçmesi de ayrı dava. Anacım bir Bond, James Bond filmi gibi bir şıklar ki sorma gitsin! Hele erkekleri nasıl güzel giydirmişler, nasıl hoş salınıyorlar. George'undan jigolo Carlos'una kadar herkes bir şık, bir fotoğraf karesi içinde... Ama zannettiğimin aksine Tom Ford değilmiş kostüm tasarımcısı Arianne Phillips, görüntü yönetmeni de Euard Grau imiş; ellerinden öpüyorum, hastanızım. Bu arada 1960'lar şarkılarıyla beraber müzikler şahane, Julianna Moore ve Colin Firth'in dansları daha şahane:) Ha bir de bu alttaki tayyörlü resmi niye koydum? George'un komşusu olur kendileri, tayyörüne bayıldım:D&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBlADz5W1iI/AAAAAAAAAp4/EB4fX35ovB4/s1600/101387_700.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 166px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBlADz5W1iI/AAAAAAAAAp4/EB4fX35ovB4/s200/101387_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483484455514854946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kısaca ayrıntısal olarak şahane bir film... Ama genele çıktığınızda yeterince doyurucu değil. Bazı yerlerde görseli kazanacağım diye geneli mi kaybetti diye düşündüğüm bile oldu. Zira film muazzam estetik bir film. Ama seyredin, Colinciğim için seyredin. Ya Julianna Moore için de olabilir. Ama tabii Colin'in ıslak ve İngiliz hali daha çekici yalan değil:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Yekta Kopan'ın twitterında değilmiş o cümle, blogundaymış. Festival öncesinde yazdığı bir yazıda,  tam olarak "Herkes yine elinde kitapçık, katalog ve tostlarla filmden filme koşacak.  Herkes yine birbiriyle film sayısı yarıştıracak. Herkes yine sadece  film konuşacak." şeklinde geçiyor cümle. Ben nooldu söyleyeyim: Ben dahil herkes elinde Gloria Jeans yahut Starbucks bardaklarıyla sinemadan sinemaya koşturdu, kapitalizmin gözü kör olsun. Ve evet(siz sormadan ben söyleyeyim), bi' kahveye o kadar para veriyoruz, güzel yapıyorlar zira:) Yekta Kopan fazla romantik takılmış yine her zamanki gibi, ama Beyoğlu'nu festivalciler işgal etti. Böyle işte. Benden şimdilik bu kadar. Dur bakalım ben başka hangi filmi beğendim, zaman bulursam yazarım. Esen kalın!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7948359246461646051?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7948359246461646051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/06/o-kadar-uzun-zamandr-dogru-duzgun.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7948359246461646051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7948359246461646051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/06/o-kadar-uzun-zamandr-dogru-duzgun.html' title='A Single Man/ Tek Başına Bir Adam'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/TBlAa5LnORI/AAAAAAAAAqI/RxjgwluA4FQ/s72-c/4497578630_06de020c91.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6146991742593986042</id><published>2010-04-25T20:05:00.005+03:00</published><updated>2010-04-25T20:12:24.925+03:00</updated><title type='text'>deneme 1-2-3</title><content type='html'>Dur bakalım, müzik ekleme çabalarımda son nokta! Blog blogdan üstündür diyip deniyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" id="divplaylist" width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11164661-29d"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11164661-29d" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="335" height="28"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çabadan sonra gelen hanimiş: Evet oluyormuş yuppi:) Üstelik indirebiliyorsunuz da a dostlar duyrulur!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6146991742593986042?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6146991742593986042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/deneme-1-2-3.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6146991742593986042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6146991742593986042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/deneme-1-2-3.html' title='deneme 1-2-3'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5714803431616629139</id><published>2010-04-10T03:42:00.001+03:00</published><updated>2010-04-10T03:45:41.803+03:00</updated><title type='text'>şimdi reklamlar</title><content type='html'>Çekemediğim için her ne kadar koyamasam da şu linklerden bakılabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/relevance/search/istanbul+film+festivali#hp-h-9"&gt;29. İstanbul Film Festivali reklamları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/d7d951c769287258edc9d04f84ecf76d9c33c5b42280310fa5c0340de54a53b0d81a9f55b5ecb43ef9ceb8d82a1bcdc1dde71d5f019bcc5216960"&gt;26. İstanbul Film Festivali reklamı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-5714803431616629139?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/5714803431616629139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/simdi-reklamlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5714803431616629139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5714803431616629139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/simdi-reklamlar.html' title='şimdi reklamlar'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4788910521495189123</id><published>2010-04-10T03:09:00.002+03:00</published><updated>2010-04-10T03:18:26.917+03:00</updated><title type='text'>Reklam reklam festival:)</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-4943672f2a2bfa15" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v18.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4943672f2a2bfa15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3C46D99B5D96BFAFE0510DC647D4AA771A765BC4.52FBA6BBEFC273CAD7441D4CF028990747F33E4C%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4943672f2a2bfa15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DURJk1KlJ0CQ3BXBb2c7aUOYAaGY&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v18.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4943672f2a2bfa15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3C46D99B5D96BFAFE0510DC647D4AA771A765BC4.52FBA6BBEFC273CAD7441D4CF028990747F33E4C%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4943672f2a2bfa15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DURJk1KlJ0CQ3BXBb2c7aUOYAaGY&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Bu seneninkini ararken diğerlerini de buldum, hepsi çok güzelmiş be:) En sönük bu sene, zira Yeni Melek'te çekildi desem "ne demagoji yapıp duruyosun" diyebilirsiniz. Olabilir, demagoji de yapıyor olabilirim, ama yapacağım:D Emek sempatizatınıyım lan ben! Bu da 27.İstanbul Film Festivali... Ama beni ağlatan hangisi derseniz 26.cının reklamı. Hakikaten festival tam da 26.cıda gösterdiği gençlikle dolu olduğu için belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi beni genel olarak reklamlar ağlatıyor, festival olması gerekmez. Manyağım lan ben, yapan reklamcının biri okusa kendisiyle gurur duyar herhalde. Ay ben yine ne anlatıyorum yaaa!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4788910521495189123?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4788910521495189123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/reklam-reklam-festival.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4788910521495189123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4788910521495189123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/reklam-reklam-festival.html' title='Reklam reklam festival:)'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5374669376876968527</id><published>2010-04-10T03:02:00.003+03:00</published><updated>2010-04-10T03:09:46.492+03:00</updated><title type='text'>Emek Sineması</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-3127f3110025c320" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v16.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D3127f3110025c320%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3DF5FFCA75A505EB7AB76EDD1FD4541C22EDF9450.6D4C1548D13FDFC13160D061A6C0340C9B6524DD%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D3127f3110025c320%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dnz0aV4QVi56_fE0NWfyk3tVCVgk&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v16.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D3127f3110025c320%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3DF5FFCA75A505EB7AB76EDD1FD4541C22EDF9450.6D4C1548D13FDFC13160D061A6C0340C9B6524DD%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D3127f3110025c320%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dnz0aV4QVi56_fE0NWfyk3tVCVgk&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;"Hayat hızla değişirken bazı şeylerin kalıcı olduğunu bilmek güzel" dedikleri yer Emek Sineması gördüğünüz gibi ve alışveriş merkezine dönüştürülmek üzere...Yukarıdaki çok eski bir zamana ait değil, geçen senenin reklam filmi; yani bu reklamı çekeli neredeyse "daha bir yıl bile olmadı"  Bilmiyorum neden böyleyim, festivale ilk başladığımdan beri filmi Emek'te seyretmek hep güzel oldu, resmen içim acıyor. Festival Emek demek, bunu festivale yapmayın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-5374669376876968527?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/5374669376876968527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/emek-sinemas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5374669376876968527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5374669376876968527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/emek-sinemas.html' title='Emek Sineması'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8504376029242092726</id><published>2010-04-10T01:28:00.008+03:00</published><updated>2010-04-11T01:49:13.983+03:00</updated><title type='text'>29.İstanbul Film Festivali/3-18 Nisan 2010</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S7-q82h91mI/AAAAAAAAAn4/oLEAQHFSFMc/s1600/poster.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 220px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S7-q82h91mI/AAAAAAAAAn4/oLEAQHFSFMc/s320/poster.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458269235803182690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başlayalı bir hafta oluyor, sorsanız ben biletleri zaten 19 martta, ön satışta aldım, ama ancak şimdi yazabiliyorum. Şimdilik iki filme gidebildim gerçi, benim asıl filmlerim haftaya. Gerçi Emek'siz bir festivali neyliyim o ayrı ama... Teknik olarak bariz aksaklığı var bu sene festivalin. Bir kere Sinepop ve Yeni Rüya  gayet kötü(bugün bir vatandaş filmi koltuk koluyla izledi mesela). Bilet satış desen ayrı terane, Tiyatro Festivalinin de biletleri çıktı ve onlar da Atlas'ta satılıyor, ortalık karman çorman. Emek zaten yok. 19 martta bilet sırasında öğrediğimizden beri Ezgi'yle dönüp dönüp birbirimize hayıflanıyoruz, Emek niye yok?! Elimizde bir Beyoğlu kaldı sinema gibi sinema, o da kapanacak diye ödüm patlıyor. Ha bu arada Yeni Rüya, Rüya Sineması'ndan devşirildi malum, hani iki süper film birden hesabı:) Koltuklar kesin yenilenmiştir lafı döndü durdu bir ara, teselli ediyorduk birbirimizi ama bence yenilenmemiş abicim. Bugün bunu gördüm bunu söylerim:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama her eşye rağmen en güzeli ne derseniz, İstiklal Caddesi'nde dolanıp duran insan kalabalığının çoğunda İstanbul Film Festivali'yle ilgili bir şey olması... Bilet, kitapçık, çizelge... Bütün o kalabalıkla, birilerinin anlattığı hikayeleri aynı anda dinleyip ağlayıp gülme hissini seviyorum. Herhangi bir film değil, o an hepimiz, aynı anda, hiç olmadığımız kadar sinema için ordayız. Eski sinema salonlarında, alışveriş merkezi sinema salonlarının konforundan uzak gözükse de elinde çayıyla sıkış tepiş, birbirini ezerek geçen insanların aynı heyecanlarla koltuklarına yerleştiğini görmek, neredeyse tam dolu bir salonla pür dikkat film izlemek, film bittikten sonra emek verenleri alkışlamak(entel festival seyircisi:)) normalde sinemada izlediğin filmle aynı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar yazıdan sonra çıkacağınız sonucu tahmin eder gibiyim. Entelim evet, hatta dantelim de...Üstelik entel dantel bi de kuntel olmak yetmiyor, bunu sizin gözünüze sokuyorum:D evet anacım, "ister vuuuuur, ister okşaaaa, ister tuuut, ister yollaaa, ister seeeeev, ister zorlaaaa ben böyleeeeeğiiiim!" Bu şehrin sinema adına tek medar-ı iftiharı bu bence, umarım gün gelir bozmaz kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.İstanbul Film Festivali başladı a dostlar! Duyduk duymadık duyurmadık demeyin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8504376029242092726?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8504376029242092726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/baslayal-bir-hafta-oluyor-sorsanz-ben.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8504376029242092726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8504376029242092726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/04/baslayal-bir-hafta-oluyor-sorsanz-ben.html' title='29.İstanbul Film Festivali/3-18 Nisan 2010'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S7-q82h91mI/AAAAAAAAAn4/oLEAQHFSFMc/s72-c/poster.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8992914104654656042</id><published>2010-03-10T23:25:00.013+02:00</published><updated>2010-03-12T00:32:19.174+02:00</updated><title type='text'>Baek-man-jang-ja-wa gyeol-hon-ha-gi/Bir Milyonerle Evlenmek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lrUpWfxVI/AAAAAAAAAmg/xaldA_F14CE/s1600-h/photo12.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lrUpWfxVI/AAAAAAAAAmg/xaldA_F14CE/s320/photo12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447503226723091794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonunda bayağı çileden sonra bitirmiş bulunmaktayım:) Araya o kadar çok şey girdi ki izleyecek bitmedi bir türlü. Yukarıdaki ismi niye yazdım, çünkü ingilizce isimlerini yazınca tuhaf gelmeye başladı. Kore dizisi izliyorum ama ingilizce ismini yazıyorum... Neyse efenim, gelelim fasülyenin faydalarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere farklı bir konu izlemek isteyenler bu konudan uzak dursun. Çünkü konu, Türk sineması tarafından çokça işlenmiş birkaç konunun sıkı bir birleşimi. Ama tabii Kore dizilerinin şöyle bir avantajı var ki bizim diziler gibi coşup sulandırmadıkları için "bi de get, başlarına gelmedik bi bu gelmişti" diyebileceğiniz şeylere o kadar da söylenmiyorsunuz. Yoksa hikaye epey ağdalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lrgrAUlYI/AAAAAAAAAmo/0YWDQHPXUZo/s1600-h/14dg3h0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 254px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lrgrAUlYI/AAAAAAAAAmo/0YWDQHPXUZo/s200/14dg3h0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447503433325385090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ay nasıl anlatsam nerden başlasam... Şimdi malum, Kore dizisi, klasik bir örgü var: Bir kız, bir oğlan, onlara aşık başka bir kız ve bir oğlan daha... Han Eun-young bankada çalışan, savurganlık örneği üvey annesi ve üvey kardeşiyle yaşayan bir kızımız. O kadar ki burunları borçtan çıkmıyor. Neyse bir gece kardeşinin yüzünden barda bir kavgaya karışıyor ve birileriyle kavga ediyor.O arada Kim Young-hoon ile karşılaşıyor. İkisi lisede küçük bir zaman okul arkadaşı olmuşlar. Birbirlerinin ilk aşkları... Lisede Han Eun-young, Kim Young-hoon'a mektup yazmış, ama karşılığını bulamadığından utançla hatırlıyor. Fakat Kim Young-hoon da aşık aslında belli edememiş. Sonrasında okul değiştirmişler, taşınmışlar filan. Ha bu arada Kim Young-hoon da ailesi üzerinde acayip sorumluluk hisseden, hazır sorumluluk hisseden biri bulunmuşken abisi ve babası tarafından paso ezilen ama yine de saygıda kusur etmeyip günde 5 işte çalışmaya devam eden bir adam. Kısaca erkek pollyanna, Erol Taş tarafından ezilen Sezerciğin Koreli olanı... Neyse tekrar karşılaşıyorlar filan, önce kız kaçmaya çalışıyor utancından, sonra araları düzeliyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lsNioPJAI/AAAAAAAAAmw/QZsIYbCPAiI/s1600-h/jsas.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lsNioPJAI/AAAAAAAAAmw/QZsIYbCPAiI/s200/jsas.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447504204170994690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ama olay şu ki bir de televizyon yapımcısı bir ajushimiz var, Yoo Jin-ha. Bir yarışma düzenliyor, Bir Milyonerle Evlenmek diye. Bu yarışmada züğürt olan ama milyoner taklidi yapan bir genç adamla bir miktar kız evlenmeye çalışıyor. Yarışma değil reality şov yani, gerçekten var olsa sosyoloji tezi çıkar. Şovun sonunda da soracak adam seçtiği kıza "para mı ben mi?" diye. Milyoner rolünü oynayacak genç adam olarak Young-hoon seçiliyor, ilk aşkı olarak da yarışmaya Eun-young çağırılıyor. Neyse yarışmaya katılıyorlar, zaten körüklenmek üzere bekleyen eski bir hikaye var, tekrar aşık oluyorlar. Bu arada ortalıkta milyoner eğitmeni ve yarışmanın sunucusu kızımız Jung Soo-min var. ha bu arada bir de kötü adamımız var, dğer yapımcı Jung Sung-sik var. Jung Sung-sik'in katakullesi yüzünden bizim kız, bizim oğlana(ay kusura bakmayın her seferinde isim yazamıyorum) kıyametleri kopartıyor yalan söylediği için. Bizim Sezercikte gurur yapıyor, "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı" demek üzere özür dilemiyor kızdan. Ama yine de böyle intikam alayım, Hülya Koçyiğit kılıklı kızımızı sürüm sürüm süründürmek değil niyeti(Evladım bundan böyle senin ismin Sezercik, kızım senin isminde Hülya olsun); tamamen iyi niyetli duygula&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lsvoiH4kI/AAAAAAAAAm4/83t4HUWPJyc/s1600-h/YooSangHyun.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 102px; height: 131px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lsvoiH4kI/AAAAAAAAAm4/83t4HUWPJyc/s200/YooSangHyun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447504789871518274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rla kızın karşısında güçlü bir erkek olarak çıkmak istiyor. Zira ezik ezik dolaşmaktan o da bıkmış. Gerçi ezik, hani kandırdığı için neyse, ama zengin ve güçlü olmadığı için özür diler mi insan? Bizim Koreli Sezercikte "zengin ve ünlü olup geleyim, o zaman seveceksin beni, sevdiricem kendimi" anlayışı var. Kendine özgüven dipte anacım. Program bitince yalandan ilişkilerini sürdürmek zorunda kalıyorlar. Ama bu arada bizim Sezercik'le Hülya'ya kimler aşık oluyor bilin bakalım:) Arım Balım Peteğim'de Bora Ayanoğlu Türkan Şoray'a aşık arakadaşı rolündeydi. Aşıktır, kötülüğü yoktur, kıza sürekli yardım eder, bir de dürüsttür, kesinlikle aşkını gizlemez; aha işte Prodüktör Yoo'da aynen öyle(Senin adın bundan böyle Bora olsun yavrum). Dizideki abartmıyorum, en harbi karakter. Gizlemek yok, saklamak yok, arkasından iş çevirmek yok; içinden ne geçiyorsa patır kütür söylüyor ve yapıyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5ltIGZSUCI/AAAAAAAAAnA/uzqTxDoG5SU/s1600-h/SonTaeYoung.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 88px; height: 128px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5ltIGZSUCI/AAAAAAAAAnA/uzqTxDoG5SU/s200/SonTaeYoung.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447505210204377122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hülya'ya aşık tahmin edebileceğiniz gibi... Diğer çaprazda ise kızımız Soo-min var ki kendisini yeşilçam karakterlerinden birine benzetemediğimden isim de bulduramadım. Zira kanımca ne idüğü belirsiz. İyi gibi duruyor, ama pek değil. Bizim Hülya'nın yüzüne gülüp gülüp arkadan iş karıştırıyor ve tabii Sezercik'e aşık. Ama sorsan kötü de değil. Şimdi Sezercik diyorum diye aklınıza yaşça küçük biri gelmesin. Dediğim gibi kendisi Erol Taş kılıklı aile üyelerine ses çıkarmayan temiz yüzlü Kore delikanlısı. Tabii şimdi muhtemelen soracaksınız, temiz yüzlüsünü geçtim bir Kore delikanlısıyla adam gibi tanıştın mı diye. Evrensel bir temiz yüzlülüğü var.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5ltYrBE96I/AAAAAAAAAnI/kisZPcwmmFs/s1600-h/millionaire.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5ltYrBE96I/AAAAAAAAAnI/kisZPcwmmFs/s200/millionaire.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447505494912858018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ay neyse, bizimkilerin başına gelmeyen kalmıyor. Soo-min, bizim oğlana batsın da bana gelsin diye etmediğini bırakmıyor Sung-sik'le beraber. Koreli Bora'nın çabasını çok takdir ediyorum, zira kıza yardım ediyor, kız üzülmesin diye bizim çocuğa yardım ediyor, bu arada kendi hayatını da alt üst ediyor. Bir tepeye çıkıyorlar, bir iniyorlar, bizim kızın neredeyse orospu olarak adlandırılacak bir pozisyonda ismi çıkıyor, ikisi birden dibe vuruyorlar, sonra tekrar çıkıyorlar... Özetle başlarına gelmedik kalmıyor anacım. Ama o kadar sulandırmadıklarından çok da göze batmıyor. Ha nereye koyarsın bunu ey Canan, Kore dizileri arasında dersen; eh idare eder derim. Süper değil, ama kötü de değil. Başrolde Boys Before Flowers'ta Goo Joon Pyo'nun biricik çatlak ablasını oynayan Kim Hyun Joo var. Kanımca onun hatrına bile izlenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8992914104654656042?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8992914104654656042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/baek-man-jang-ja-wa-gyeol-hon-ha-gibir.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8992914104654656042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8992914104654656042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/baek-man-jang-ja-wa-gyeol-hon-ha-gibir.html' title='Baek-man-jang-ja-wa gyeol-hon-ha-gi/Bir Milyonerle Evlenmek'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5lrUpWfxVI/AAAAAAAAAmg/xaldA_F14CE/s72-c/photo12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5418128041760054705</id><published>2010-03-09T01:51:00.004+02:00</published><updated>2010-03-09T02:22:54.198+02:00</updated><title type='text'>Oscar amcanın ardından...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5WQ34CGUMI/AAAAAAAAAmY/M1kMhK16Wlo/s1600-h/tara0002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 308px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5WQ34CGUMI/AAAAAAAAAmY/M1kMhK16Wlo/s400/tara0002.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446418613982875842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir Oscar daha geçer. Ne yalan söyleyeyim, 82 yıllık tarihinde ilk defa kadın yönetmenin ödülü alması dışında pek alameti farikası yoktu. Zira espirilere takla attırmalarını beklediğim Steve Martin ve Alec Baldwin ikilisi çok da süper yürütmedi programı. Hele hele geçen sene Hugh Jackman'lı sunumdan sonra yavan geldi. Gerçi bu senenin süprizi sanırım Neil Patrick Harris'li müzikal açılıştı, seviyorum ben bu adamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmek isteyen çoktan öğrenmiştir, ama yukarıda kendi tuttuğum listeyi koydum. Kendi adaylarımı filmlerin hepsini seyretmedim için oraya işaretlemedim. Zaten bana kalsa hepsini Up-Yukarı Bak'a verirdim:) Zaten anı anına da veremedim, benim canlı yayın anlayışım bu kadar, son yarım saatte sızdım. İşin en güzel yanında ben mışıl mışıl uyumuşum. En iyi yönetmen alkışlanırken alkış sesine uyandım, filmi duyduktan sonra da kapatıp yattım. NTV stüdyo nolmuştur bilmiyorum. Tahminim yabancı filmde şaşırmışlardır, Arjantin pek beklenmiyordu. Gerçi şaşırtmaya meyilliler, geçen sene alakasız gözüyle bakılan Japon filmine gitti ödül-ve film kesinlikle şahaneydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse geriye kalan neydi derseniz kesif bir uykusuzluk dostlar. Ben uyumaya gidiyorum. Zira dün gece yattığımda 7, zorla kalktığımda 11 buçuktu. Şu an saat 2 buçuk ve yarın kalkacağım saat 9. Öff!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-5418128041760054705?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/5418128041760054705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscar-amcann-ardndan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5418128041760054705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5418128041760054705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscar-amcann-ardndan.html' title='Oscar amcanın ardından...'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5WQ34CGUMI/AAAAAAAAAmY/M1kMhK16Wlo/s72-c/tara0002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5636196074088504047</id><published>2010-03-08T05:33:00.003+02:00</published><updated>2010-03-08T05:43:58.543+02:00</updated><title type='text'>Oscar amca yedin beni bitirdin</title><content type='html'>Kendi çabamı kendim takdir eder oldum. Ben bittim Oscar bitmedi bea. Hala verilmesi gereken 10 ödül var ve 6ya kadar bitmesini umuyorum. 9 kaldı, görüntü yönetmeni avatara gitti. NTV'dekiler de bezmiş duruyor diğer taraftan. Sabah haberlerine bağlayacaklar sanırım. Neyse artık ben direk okula giderim bu törenden sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-5636196074088504047?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/5636196074088504047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscar-amca-yedin-beni-bitirdin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5636196074088504047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5636196074088504047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscar-amca-yedin-beni-bitirdin.html' title='Oscar amca yedin beni bitirdin'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2462391107964369574</id><published>2010-03-08T03:25:00.002+02:00</published><updated>2010-03-08T03:29:30.447+02:00</updated><title type='text'>Alacakaranlık</title><content type='html'>Twilight'ın tamamı orda neredeyse bir tek Robert Pattinson'ı göremedim. Zira az önce kendinden işkilli rahatsız vampir adayını oynayan Kristen Stewart'la yakışıklı ama benden epeyce küçük olduğundan kendimi sübyancı gibi hissettiren Taylor Lautner salona girdi. Anna Kendirck zati içerde, yardımcı kadın oyuncu ödülüne aday.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2462391107964369574?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2462391107964369574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/alacakaranlk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2462391107964369574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2462391107964369574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/alacakaranlk.html' title='Alacakaranlık'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6431163622666697680</id><published>2010-03-08T03:22:00.001+02:00</published><updated>2010-03-08T03:23:25.029+02:00</updated><title type='text'>Gerard Butler</title><content type='html'>Gerard girdi meydane, kalan yiğitler birbirinden terane; Colin hariç:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6431163622666697680?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6431163622666697680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/gerard-butler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6431163622666697680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6431163622666697680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/gerard-butler.html' title='Gerard Butler'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6460374122460993758</id><published>2010-03-08T03:14:00.001+02:00</published><updated>2010-03-08T03:15:29.776+02:00</updated><title type='text'>Uykusuzluk başa bela</title><content type='html'>Hain Oscar, başla lan! Uykum geldi çok fena!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6460374122460993758?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6460374122460993758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/uykusuzluk-basa-bela.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6460374122460993758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6460374122460993758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/uykusuzluk-basa-bela.html' title='Uykusuzluk başa bela'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6715908780649375669</id><published>2010-03-08T02:57:00.004+02:00</published><updated>2010-03-08T03:14:30.650+02:00</updated><title type='text'>Sunum</title><content type='html'>Tamam süper sunmuyor ama Kate Winslet hayranlığını belirtirken çok sevimli olduğunu reddetmeyeceğim:) Uykusu açıldı resmen Kate Winslet gelince... Bir edebiyat adamı olarak Yekta Kopan'ı acayip karizmatik bulurum. Yok ama, sunuculukta gönlümü çelemiyor bu adam. Çok söz bölüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de NTV gösterse ne hoş olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6715908780649375669?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6715908780649375669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/sunum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6715908780649375669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6715908780649375669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/sunum.html' title='Sunum'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3614667382727527283</id><published>2010-03-08T02:08:00.004+02:00</published><updated>2010-03-08T02:29:50.853+02:00</updated><title type='text'>Colin Firth varken diğerleri ayrıntı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5RCgOdIwrI/AAAAAAAAAmQ/d0aSaHYOsY0/s1600-h/colin_firth.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 160px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5RCgOdIwrI/AAAAAAAAAmQ/d0aSaHYOsY0/s200/colin_firth.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446050970801324722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dilek Hanif, şu ana kadar hiçbir kıyafeti kötü bulmadı. Ya be kadın birini kötü bul! Yekta Kopan'ın çabasını da takdir etmiyor değilim, ısrarla drapenin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor:) Bu adam seslendirme sanatçısı ve yazar olarak kalmalı. Valla bu kaçıncı Oscar'ı bilmiyorum ama bu adam canlı yayınlara çok hakim değil kanımca. Ve yine Dilek Hanif'ten aynı cümle geldi "çok başarılıydı". Hazır drape derken öğretsin bari ne demek olduğunu ahahah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aha canım benim Colin Firth girdi mekana. Colin Firth sanırım girişten kameralara ancak 20dk da ulaşır. Bu arada incir çekirdeğini doldurmayacak muhabbetler ediyorlar gına geldi. George Clooney ne kadar yaşlanmış. Aaaaaay Carry Mulligan'ın saçları çok kötü olmuş. Film iyi bir filmdi ama bu hatun Oscar almaz bu gece sanmıyorum. Bana kalırsa her ne kadar seyretmesem de kariyerine bir saygı duruşu olarak Sandra Bullock alacak. Bana kalırsa Meryl Streep almalı, Julie and Julia'da mükemmeldi ama o kadına nereye kadar ödül verecekler bilemiyorum:)  Bu arada Yekta Kopan niye acaba "... tören öncesi konuştuğumuz kişilerden biriydi" diyip duruyor. Canım sen mi konuştun, biz kim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3614667382727527283?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3614667382727527283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/colin-firth-varken-digerleri-ayrnt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3614667382727527283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3614667382727527283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/colin-firth-varken-digerleri-ayrnt.html' title='Colin Firth varken diğerleri ayrıntı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5RCgOdIwrI/AAAAAAAAAmQ/d0aSaHYOsY0/s72-c/colin_firth.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8161261518685703131</id><published>2010-03-08T01:53:00.003+02:00</published><updated>2010-03-08T02:02:15.713+02:00</updated><title type='text'>Tom Ford, A Single Man ve diğerleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5Q-R9WSJII/AAAAAAAAAmI/gsxpSBSdKMI/s1600-h/a-single-man-f9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 140px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5Q-R9WSJII/AAAAAAAAAmI/gsxpSBSdKMI/s200/a-single-man-f9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446046327644497026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tom Ford-tasarımcı ve yeni yönetmen- yakasına o çiçeği takmamalıydı. Daha şık olabilirdi. Tuhaftır böyle mankenden şarkıcı, mankenden oyuncu, tasarımcıdan yönetmen gibi mesleki geçişler pek mantıklı gelmiyor bana. Ama bulamadığımdan seyredemedim, bu adamın çektiğini merak deli gibi merak ediyorum. Bir rivayete göre A Single Man, Colin Firth'in hayatının rolü diyolar. Neyse kısmetse İstanbul Film Festivaline, şans bu ya kesin aynı güne ya da ertesi güne sınavım olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Penolope Cruz geldi, sevmedim kıyafetini pek. Aman ben kırmızı halıdan ne anlarım. Sinemadan da çok anlamıyorum da onda tutamıyorum kendimi işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8161261518685703131?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8161261518685703131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/tom-ford-single-man-ve-digerleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8161261518685703131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8161261518685703131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/tom-ford-single-man-ve-digerleri.html' title='Tom Ford, A Single Man ve diğerleri'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5Q-R9WSJII/AAAAAAAAAmI/gsxpSBSdKMI/s72-c/a-single-man-f9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1579068388621347694</id><published>2010-03-08T01:08:00.002+02:00</published><updated>2010-03-08T01:10:20.396+02:00</updated><title type='text'>Dilek Hanif</title><content type='html'>Ay Dilek Hanif'in kıyafet hakkında söylediklerinin ben yarısını anladım ordaki erkeklerin hiç anlamadıklarına eminim. Ama Anna Kendirck'in oyunculuğu hakında tek kelime etmediler bea. Ay ben Red Carpet'ta Up in the Air'ı izleyeyim bari.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1579068388621347694?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1579068388621347694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/dilek-hanif.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1579068388621347694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1579068388621347694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/dilek-hanif.html' title='Dilek Hanif'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3392949357352007159</id><published>2010-03-08T00:49:00.005+02:00</published><updated>2010-03-08T01:02:03.336+02:00</updated><title type='text'>Uyuyan Güzel</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QwPaDKFPI/AAAAAAAAAmA/dzGhcdz5HAU/s1600-h/090612-ekran.widec.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 77px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QwPaDKFPI/AAAAAAAAAmA/dzGhcdz5HAU/s200/090612-ekran.widec.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446030890646508786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de Yekta Kopan uyumak üzere gibi duruyor:D ya şimdi ben red carpetta Up in the Air filmini mi izlesem yoksa The Hurt Locker'ı mı izlesem bilemedim. Up in the Air çok ilginç duruyor lakin. Yekta Kopan kesin ikinci Pelin Batu vakası olacak, çok mahmur bakıyor ahahah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3392949357352007159?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3392949357352007159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/uyuyan-guzel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3392949357352007159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3392949357352007159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/uyuyan-guzel.html' title='Uyuyan Güzel'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QwPaDKFPI/AAAAAAAAAmA/dzGhcdz5HAU/s72-c/090612-ekran.widec.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4351379494160320613</id><published>2010-03-08T00:44:00.005+02:00</published><updated>2010-03-08T00:49:42.986+02:00</updated><title type='text'>En İyi Animasyon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QtZYfu8xI/AAAAAAAAAl4/uHa0TAlGFxE/s1600-h/up-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 137px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QtZYfu8xI/AAAAAAAAAl4/uHa0TAlGFxE/s200/up-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446027763493303058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Animasyondan bahsediyorlar şu an, bence en iyi filmi değil ama en iyi animasyonu Up alır abi, birazdan anlatacağım red carpet sırasında, o ne filmdi be! Bak animasyon demiyorum, zira bence küçükler için değildi bence. Herkes de de aynı fikir sanırım:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4351379494160320613?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4351379494160320613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/en-iyi-animasyon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4351379494160320613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4351379494160320613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/en-iyi-animasyon.html' title='En İyi Animasyon'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QtZYfu8xI/AAAAAAAAAl4/uHa0TAlGFxE/s72-c/up-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8342625608571648210</id><published>2010-03-08T00:12:00.006+02:00</published><updated>2010-03-08T01:46:52.916+02:00</updated><title type='text'>Oscar'dan sevgiler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QnRabseJI/AAAAAAAAAlo/iD4v7TjGaIg/s1600-h/oscar714660hz0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 142px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QnRabseJI/AAAAAAAAAlo/iD4v7TjGaIg/s200/oscar714660hz0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446021029504514194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yekta Kopan NTV'den yayın yapıyor, ben de onun yayını üzerinden kendi blogumdan Oscar canlı yayındayım! Tabii şu an kim var derseniz Ece Sükan, Vouge Türkiye'nin Paris lansman partisinden bağlandı. Ne alaka bilmiyorum. Neyse döndük NTV stüdyolarına şekerim. Nitekim benim en çok tuhaf bulduğum kısma parmak bastılar, en iyi filmde 10 film aday. Valla 10 film saçma, mantıklı dediler ama. Neyse birazdan tekrar bağlanırım. Ay yine Paris'e bağlandılar, sarhoş bir top modelle röportaj yapmayı beceremiyor Ece Sükan. Ama gazeteciliğine övgü aldı, Yekta Kopan da çaktırmadan yergi aldı ahahah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlı yayınımız sürecek:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8342625608571648210?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8342625608571648210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscardan-sevgiler.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8342625608571648210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8342625608571648210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/03/oscardan-sevgiler.html' title='Oscar&apos;dan sevgiler'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S5QnRabseJI/AAAAAAAAAlo/iD4v7TjGaIg/s72-c/oscar714660hz0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6100954370172244283</id><published>2010-02-11T01:21:00.014+02:00</published><updated>2010-02-11T03:36:11.554+02:00</updated><title type='text'>House M.D.- İçimdeki Greg aşkı bambaşka!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3Nbro_vNjI/AAAAAAAAAlg/UWAQ_DnGeS8/s1600-h/6174_1235966856809_1158346564_731711_7768453_n.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3Nbro_vNjI/AAAAAAAAAlg/UWAQ_DnGeS8/s320/6174_1235966856809_1158346564_731711_7768453_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436789980463576626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Valla yazılmak için sırada bekleyen bir ordu film varken niye başladım bu yazıya bilmiyorum. Şekerim, dayanamıoooorum artık, haykıracaim içimdeki aşkımı! Şu dizi aleminde House'tan gayrısı yalan, seviyorum ulen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3NZzGLP-pI/AAAAAAAAAlA/us5QD69Bv74/s1600-h/hugh+laurie.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 206px; height: 154px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3NZzGLP-pI/AAAAAAAAAlA/us5QD69Bv74/s320/hugh+laurie.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436787909532318354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O kadar zamandır diyorum ki kendime "Bekle canan, sezon bitsin. Her türlü manas destanıyla yarıştırıcan yazıyı, bari sezonu bitseydi de yer kaplamasaydı"(evet, bloggera acıdım birden). Ama olmuyor, zira senaristler yerinde durmuyor. Sezonun başından beri bir şeyler yapıyorlar, ama beni serseme çevirmiş durumdalar. House hiç bilindik bir düzlemde yürümüyor şu an. 5 sezon boyunca House üzerinden yürüdü dizi. Bir vaka geldi, yanlış teşhis, doğru teşhis, akabinde çözülmesi vs. House vicodini yuttu, hayat devam etti. Piç olan, ama piç olmak için bir takım sebeplere tutunan, özünde pörfekto bir adam olan Gregory House dışında herkesin hikayesi yandan yandan anlatıldı. Ama House o kadar piçti ki diğerlerinin iyiliği ve kötülüğü pek belli olmuyordu. Sadece Foremen diğerlerinden farklı ve House'a benzer duruyordu, o kadar. Diğer karakterleri pek görmediydik, ama anlatılmadı da değil. Yaptıkları hareketlerin hepsi tutarlıydı, hoş hala da tutarlı. Dizinin en güzel tarafı bu zaten, gerçekmişçesine &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3Na-xwxAnI/AAAAAAAAAlQ/p4dN283yREA/s1600-h/Peoples_Choice_Awards_ac36.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 237px; height: 159px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3Na-xwxAnI/AAAAAAAAAlQ/p4dN283yREA/s320/Peoples_Choice_Awards_ac36.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436789209722585714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;karakterler hepsinin gerçekçi bir kişiliği var ve verecekleri kararlar temelde buna asla ters düşmüyor. Ve 6.sezonla insanileşen House sonucunda diğer karakterlerin de aslında ne kadar ilginç olduğu anlatılmaya başlandı. Aslında piç olabiletesi olanın sadece House değil diğer karakterler de olduğu görüldü. Zira 14 bölümde Chase bir diktatörü öldürdü, Cameron kişiliğine tamamen ters düştüğü için her şeyi bırakıp gitti, Chase-Taub-13 bir olup Foreman'ı yemeye çalıştılar... Wilson bile House'la çıkmadığı için Cuddy'den intikam aldı. Hatta House'ın piçliğine ayak uydurmak adına eşcinsel taklidi yapıp, House'a evlenme teklif etti:D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3NbJ7wyf2I/AAAAAAAAAlY/ryGbDYGtpnQ/s1600-h/108422_large.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3NbJ7wyf2I/AAAAAAAAAlY/ryGbDYGtpnQ/s200/108422_large.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436789401385598818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her neyse sezon sonu için çeşitli komplo teorileri yok değil, bol miktarda var. Zira House'ın sezon sonunda yeniden tımarhaneyi boylayacağını düşünenler az değil. Fakat ben önceki bölümde baba olacağı için askere gitmek istemeyen ve bu uğurda ayağını kaybeden adama bakarken aile kavamına saygıyla bakmaya başladığını düşünüyorum. Sırıttı diyenler var, hayır sahneyi iki kere açıp izledim(evet, öyle bir psikopatım), sırıtma filan yok; bariz afallama var. Zaten o bölümde de Foreman ve hapisten çıkan abisini barıştırmaya çalışıyordu. Bana kalırsa ilerleyen bölümlerde baba olmayı deneyebilir(Greeeeg, evinin kadını, çocuklarının anası, koltuğunun köşe yastığı olurum kurban olduğum!). Wilson'ın deyişiyle "You are the diabolical, yet benevolent puppet master!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gregciğimi düşünürkene nereye bağlayacağımı unuttum yahu... Kısaca House izleyin, izletin, izlettirin. Hayatımın erkeeeni bütün dünya sevsin anacım. Gerçek olsa keşke bea. Valla hayatımın erkeği resmen. Hayal edemediğim kadar sorunlu. Seviyorum seni Gregory House!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6100954370172244283?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6100954370172244283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/house-md-icimdeki-greg-ask-bambaska.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6100954370172244283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6100954370172244283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/house-md-icimdeki-greg-ask-bambaska.html' title='House M.D.- İçimdeki Greg aşkı bambaşka!'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3Nbro_vNjI/AAAAAAAAAlg/UWAQ_DnGeS8/s72-c/6174_1235966856809_1158346564_731711_7768453_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-556329558997157115</id><published>2010-02-08T15:51:00.024+02:00</published><updated>2010-02-21T01:27:03.476+02:00</updated><title type='text'>Ultimo tango a Parigi/ Paris'te Son Tango</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BSwV53XJI/AAAAAAAAAkQ/-FoVG7nweHM/s1600-h/LastTango3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 211px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BSwV53XJI/AAAAAAAAAkQ/-FoVG7nweHM/s320/LastTango3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435935740703235218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BR7_KZgxI/AAAAAAAAAkA/1uLsvztfe6Y/s1600-h/18843122_w434_h_q80.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 136px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BR7_KZgxI/AAAAAAAAAkA/1uLsvztfe6Y/s200/18843122_w434_h_q80.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435934841245369106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kaç gündür filmi yazmaya oturup yazamıyorum. Başka alakasız şeyler yazdım arada ama bir türlü oturup yazamadım. Niye bu bu kadar anlatasım var? "Porno diyip geçme tanı" klasörüme bir film daha eklemiş bulunuyorum. Bu arada yazım da belli bir yaş üstü içeriğe sahip olacak muhtemelen, haberiniz olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi şimdi nasıl anlatsam nerden başlasam durumum var. Zira film Bernardo Bertolucci isminde bir İtalyan yönetmen amcanın. Fransız, İtalyan oldu mu kıllanıyorum arkadaş, muhakkak filmin bir yerinde bir sembolizim neyim vardır dediydim, okuduğuma göre zaten varmış. Avrupa sineması, olmaz mı? Ha okudum da anladım mı? Hayır. Zira Fransız Yeni Dalga akımıyla alakalı bir mesele varmış, yok örtü örtünce bu olmuş, yok koşunca şu olmuş... Ama ben sembolizimden zerre anlayan bir seyirci olmadığım için hiçbirini anlamadım. Bir tek tango sembolizmini anladım, ona da ayrı değineceğim(değinmem mi, sembolik bir şeyi anladım). Diğer hiçbir haltı anlamadım anacım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRUqrNOMI/AAAAAAAAAjY/VAgBXN8b54o/s1600-h/lasttangoremake.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 109px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRUqrNOMI/AAAAAAAAAjY/VAgBXN8b54o/s200/lasttangoremake.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435934165730932930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film Paris'te geçiyor isminden de anlaşılabilceği gibi... Paris'te olduğu pek anlaşılmıyor gerçi, filmin geçtiği mekanlar çok sınırlı. Ha bu arada uyarmadı demeyin. Türk ailesiyle oturup seyredilcek bir film değil. Zira anne, baba, amca, teyze filmin yarısında "tövbe estağfuğrullah..." diyip size höbölö höbölö çığırabilir. Ne bileyim yakın arkadaşla yahut sevdicekle bile izlemek kastırabilir adamı. Porno mu yani? Hayır, değil. Bütün sertliğine rağmen değil. Aslını &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CG1i1pH8I/AAAAAAAAAkY/7Kx3LVQpekY/s1600-h/97805506_4b182f74b4_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 189px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CG1i1pH8I/AAAAAAAAAkY/7Kx3LVQpekY/s320/97805506_4b182f74b4_o.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435993004679176130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;isterseniz aradaki farkıda çok iyi bildiğimi söyleyemeceğim. Zira oturup porno seyretmişliğim yok. Bak şüpheye düştüm lan şimdi yazarken. Edebiyattan gidiyim bari(Gerçi bunu söyleyen insan böyle bir örneğin içinde kullandığımı duysa beni öldürür, pişman da olmaz). Adamın biri zamanında "Bir eser eğer belli bir edebi kaygıyla vücuda getirildiyse en kötü eserin bile belli bir edebi değeri vardır" dediydi. Aynı mantıktan gidersem: Sanırım belli bir sinematik kaygı güdüldüğünü düşündüğümden porno diye isimlendiremiyorum. Ay beş saattir anlatamadım derdimi. Açık ve net söyleyeyim, +18 olması bir yana filmin estetik tarafı çok gelişkin değil. Ha bu demek değil ki film kötü. Sahnelerin bir kısmında tamamen hayvansı güdüler hakim, aslında filmin hikayesi de biraz bu sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRn3ijg-I/AAAAAAAAAjw/IHyfWUvpNo8/s1600-h/049shneiderbrando_468x373.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRn3ijg-I/AAAAAAAAAjw/IHyfWUvpNo8/s200/049shneiderbrando_468x373.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435934495601820642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Biri erkek, biri dişi; söz konusu iki kişinin sıradışı, isimsiz, sıfatsız birlikteliği anlatılıyor temelde. Sonda aslında ama ben başta anlatacağım, bir orayı anladım net olarak çünkü. Ha uyarmadı demeyin bu arada, sonundan başlıyorum bir yerde. Tango sembolizmini en sonunda gözüme gözüme sokmasaydı tabii ki anlamayacaktım. Ama ilişki tango yapar gibi yürüyor. Az çok biliyorum ya, şekerim hazır olun, ahkamımla geliyorum:) Tangoda geleneksel olarak dansı erkek yönetir, kadın onu izler. Daha doğrusu erkek adımı teklif eder, kadın oraya gidip gitmeyeceğini karar verir. Zira tango kadını gururlu ve ne yaptığını bilen bir kadındır şekerim:P İşin özeti Paul, Jeanne'i bir ilişkiye davet ediyor ve Jeanne de kabul ediyor. Ama ne isimlerini biliyorlar, ne yaşlarını, ne iş yaptıklarını, ne bileyim nerde yaşadıklarını... Filmde yönetmen, ruhsal parametrelerini olabildiğince ilişkinin içine karıştırmak istemediğinden isimsiz bir varoluşu yaratmaya kalkışan iki kişinin, nihilist bir devinimin kıvrımlarında sadece &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CHP9XVeyI/AAAAAAAAAkg/bLbhIU2vUE4/s1600-h/18776397.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 207px; height: 138px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CHP9XVeyI/AAAAAAAAAkg/bLbhIU2vUE4/s320/18776397.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435993458476415778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;insan bedeninin olanaklarını kullanarak paralojik yok olma isteğini kusursuz bir eksperimantalist bakış açısıyla yorumluyor. Kısaca paso seks yapıyorlar. Aslında tam kelime biraz kaba kaçacağını biliyorum ama sevişmiyorlar çoğu zaman, birleşiyorlar. Çok duygusuz ama başlangıç noktaları "bir şey" olmadıkları bir dünyada varolmak. Hayvanlar misali sadece çiftleşme amaçlı bir birliktelik(gerçi imparator penguenler bu tanıma uygun değiller. zira tek eşliler, çocuk yapımında eşit görev dağılımına sahipler, aile kavramları var ve yer yer insandan daha insanlar. imparator penguen olmak istiyorum muntazaman. tabii konuyla ne alaka?). Özellikle erkek sevişmenin sosyal tarafını kesinlikle ilişkilerinde istemiyor. Anlatıp yazıyı boğmayacağım şimdi ama elbette bunun sebepleri var. Kimlikleri varolduğu anda büyüsünün bozulacağını düşünüyor. Kimliksizleşme özgürlüğü de getiriyor yanında. Aslında bir yerde tango gibi... Zira orda da bir isimsizlik hakim aslen. Kim olduğunun, ne olduğunun, neli dondurma yediğinin, hangi takımı tuttuğunun, ne okuduğunun dans ederken bir önemi yok. Sadece tango yapmak için üç-dört parça bir araya iki insan, zamanı gelince yine birbirleri hakkında hiçbir şey bilmeden yerlerine oturabiliyor. Ama işte kadın, her yerde kadın, anlamlandırmaya çalışmasa olmaz. Jeanne daha fazlasını istiyor, hatta tu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRuL0vDZI/AAAAAAAAAj4/Sj5H52VTBg0/s1600-h/LastTango.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 162px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRuL0vDZI/AAAAAAAAAj4/Sj5H52VTBg0/s200/LastTango.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435934604125998482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;tuyor o bilinmezliğe aşık oluyor. Zaten insan bilmediğine aşık oluyor, bildiğinde bir tadı kalmıyor. Jeanne için de kalmıyor. Gerçekliğe attıkları adımla adam çekiciliğini yitiriyor. Diğer taraftan aslında adam dansı hala kontrol etmeye devam ediyor. Zaten başından beri ilişkide Paul'ün muazzam kontrolü var: Hiçbir şeyin bilinmemesini de isteyen o, gerçekliğe adım attıran da o. İlişkiyi istediği yere götürmesini bilecek kadar dansa hakim ve istediği tamamen yok olmak bir yerde, dibine kadar da zorluyor. Film biterken kızın "ismini bile bilmiyorum" demesi yalan değil, ismini bile bilmeden yerlerine oturuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında filmin simgelediği bir ordu şey varmış. Paul'ün orta yaş bunalımı ve onu aldatan karısının intiharından sonra istediği kimliksizleşme ihtiyacı, Jeanne'in hayatındaki baba figürünün eksikliğiyle büyümeyi reddedişi falan filan... Allah sizi inandırsın hiç sembolik bir insan değilim, anlamadım da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla ortalıkta çok fazla oyuncu yok zaten. Bir Marlon Brando, bir de Maria Schneider var genel olarak. Kızın nişanlısı, erkeğin intihar eden karısının annesi gibi yan karakterler var onların dışında. Pek bir şey anlatmadım yan hikayelere dair. Aslında Jean ve Paul'ün hikayelerine dair bir şey de anlatmadım, ama ne bileyim diğer kısımları daha mühim geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRN8iL-FI/AAAAAAAAAjQ/pn5APwCXC8I/s1600-h/Tango_1212789854.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 159px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BRN8iL-FI/AAAAAAAAAjQ/pn5APwCXC8I/s200/Tango_1212789854.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435934050265856082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Babaanne cümlesi kullanayım: Marlon Brando'nun Marlon Brando olduğu zamanlar mirim(bir babaannenin mirim deme olasılığı nedir emin değilim tabii).  Marlon Brando'nun neden bu kadar tutulduğunu anladım. Hani yakışıklı bulunması bir yana hakikaten iyi oyuncuymuş. Yakışıklı bulmuyorum, daha ziyade iyi oyuncu olmanın kendi içinde bir karizması olduğuna inanıyorum. Abartmıyorum, filmi adamın oyunuculuğu sürüklüyor. Yoksa akışı yavaş bir film. Psikopat mısın nesin demeyin ama ben birinin oyunculuğuna bakarken nasıl ağladığına bakıyorum. Adamın bir köşeye çekilip bir ağlaması var, kitledi geçti. Valla ben şu bir garip sinema seyircisi halimle Marlon Brando'yu bırak eleştirmek, yorum yapmaktan acizim. Henüz izlemediğim Baba serisine de bu adam yüzünden başlayacağım. Özellikle tek sahnelerinde muhteşem. Ay ne desem bilemedim bitirmek için paragrafı. Marlon Brando bea...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CHrnyk_hI/AAAAAAAAAkw/1ckcJeDeIcw/s1600-h/screenshot-A-1209.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3CHrnyk_hI/AAAAAAAAAkw/1ckcJeDeIcw/s200/screenshot-A-1209.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435993933721435666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Maria Schneider, tam bir Parizyen(Parisli yani). Biraz çocuk, biraz kadın, ortada kalmışlığını güzel anlatıyor. Marlon Brando'yla oynadıktan sonra adama aşık olup psikolojik tedavi gördüğünü söylüyorlar:) Bilmiyorum o raddeye geldi mi gerçekten ama hakikaten Marlon Brando'nun büyüsüne kapılmış bir hali var. Adamın peşinden sürüklenen kadın olması bir yana, neden bu sürüklenmeyi seçtiğini anladım ben. Ne bileyim iyi dans eden bir adamdan sınırları ihlal ettiğini bilmene rağmen ayrılmama hissi... Bir süreliğine hayatı kendi yaptığın duvarların dışında; Ayşe, Fatma, Asude, Roberta, Maria olmadan yaşamak isteği... Aşırı bir hikaye, aşırı bir bakış açısı ama neden yaptığını anlıyorum. Sanırım buradan da iyi oynadığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de anlayacağınız üzere bir miktar serseme çevirdi film. Zira yazıyı tümevarım yöntemiyle yazdım resmen. Film hakikaten sert bir film. Perihan Mağden'in "aşkın kimyası üzerine gelmiş geçmiş en mühim eserlerden biri" tespiti var film hakkında. Bu kadar kesin bir şey diyemem kendi adıma, ama aşk kavramı üzerine bambaşka bir bakış açısı sunduğu kesin.&lt;span style=";font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:85%;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-556329558997157115?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/556329558997157115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/kac-gundur-filmi-yazmaya-oturup.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/556329558997157115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/556329558997157115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/kac-gundur-filmi-yazmaya-oturup.html' title='Ultimo tango a Parigi/ Paris&apos;te Son Tango'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S3BSwV53XJI/AAAAAAAAAkQ/-FoVG7nweHM/s72-c/LastTango3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7852446453722558014</id><published>2010-02-03T19:10:00.005+02:00</published><updated>2010-02-03T19:31:36.506+02:00</updated><title type='text'>My Life Without Me/Bensiz Hayatım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2mw64RY22I/AAAAAAAAAjA/82ozhLLn1vA/s1600-h/184696.1020.A.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 140px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2mw64RY22I/AAAAAAAAAjA/82ozhLLn1vA/s200/184696.1020.A.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434068950983433058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Valla reyting savaşlarını yönlendirmede nasıl bir katkım olur bilmiyorum ama izleyin ağlayın diye bu akşama film koymuşlar. Daha doğrusu kaçıncıya yayınlandığını bilmiyorum, epey bir süre önce aynı kanalda izledim. Önerin mi desen tam olarak değil aslında. İnce ince anlatmaya niyetim yok.  Sadece görmezden gelmiş gibi davranmak istemedim bu filme, zira zamanında çok etkilemişti beni. Film bitince "lan hakkaten olabilir, benim de başıma gelebilir" hissiyle bakmıştım televizyona. Kalakaldıran bir film olmuştu ne bileyim. Konu klişe bilmek isteyene, iki ay sonra öleceğinin haberini alan genç bir kadının hayatında olup biteni anlatıyor. Bilmiyorum niye bu kadar koydu, nasıl anlattı da beni bu hale getirdi diye düşünürüm hala. Saat 21.15'te tv8'de yayımlanacak bu gece. Ben tekrar izler miyim? Açıkçası bilmiyorum, o midemle boynum arasında uzanıp giden boruların birinde löpçük oturup kalmış bir yumru hissini tekrar ister miyim hakikaten emin değilim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7852446453722558014?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7852446453722558014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/my-life-without-mebensiz-hayatm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7852446453722558014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7852446453722558014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/my-life-without-mebensiz-hayatm.html' title='My Life Without Me/Bensiz Hayatım'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2mw64RY22I/AAAAAAAAAjA/82ozhLLn1vA/s72-c/184696.1020.A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3716622264691712449</id><published>2010-02-03T00:18:00.007+02:00</published><updated>2010-02-03T00:33:58.699+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bu Kalp Seni Unutur mu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tansel Öngel'/><title type='text'>Bu Kalp Seni Unutur mu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2inJCNLH8I/AAAAAAAAAh4/lXcm2f4w230/s1600-h/top_bukalpseniunuturmu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 379px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2inJCNLH8I/AAAAAAAAAh4/lXcm2f4w230/s320/top_bukalpseniunuturmu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433776724075290562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Taze taze, mis mis kritik... Dizinin son sahnesi henüz başlamadı, reklamın bitmesine bir-iki dakika var. Ailecek dizideki en beğendiğimiz oyuncuyu açıklıyorum: Yalçın'ı oynatan Tansel Öngel! Ama nasıl bir beğenmek. Annemle beraber büyük bir zevkle ve ağız dolusu küfrediyoruz Yalçın'a. Pezevenkler, piçler, şerefsizler havada uçuşuyor. Aha şimdi bitti dizi bir kez daha ben şerefsizi patlattım, babamdan da bir gebermedi geldi. Anlatmak istediğim nasıl bir oynuyorsa valla sürekli küfü&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2inRjopc9I/AAAAAAAAAiA/ImSBflwBpZU/s1600-h/b_bukalpseniunuturmu02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 158px; height: 106px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2inRjopc9I/AAAAAAAAAiA/ImSBflwBpZU/s320/b_bukalpseniunuturmu02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433776870487847890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;r halindeyiz. Resmen kendi çocuğu olmayan Ali'ye tiksinerek ve burnunun üstünde bok varmışçasına bakıyor. Çocuğa bir ilgi göstermeyişi var, küfrü hak ediyor ama! Aa bak sinir geldi, Yalçın Gece'nin velayetini de aldı, bir de göstermeyeceğini ima etti Cemile'ye. Pezevenk seni! Küçücük çocuk anasında ayrılır mı, yatacak yerin yok şerefsiz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3716622264691712449?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3716622264691712449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/bu-kalp-seni-unutur-mu.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3716622264691712449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3716622264691712449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/02/bu-kalp-seni-unutur-mu.html' title='Bu Kalp Seni Unutur mu'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2inJCNLH8I/AAAAAAAAAh4/lXcm2f4w230/s72-c/top_bukalpseniunuturmu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5295387980857631320</id><published>2010-01-24T20:54:00.010+02:00</published><updated>2010-02-03T00:55:06.487+02:00</updated><title type='text'>The Proposal/Teklif</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2itOZMvhYI/AAAAAAAAAi4/hUQUETBVSgM/s1600-h/teklif.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2itOZMvhYI/AAAAAAAAAi4/hUQUETBVSgM/s320/teklif.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433783413216609666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Ali'yle bir muhabbet ettik, sağ olsun beni dumurlardan dumurlara sürükledi. Önce kafa buluyor zannettim, zira espirili bir bünye, ama romantik komedi seven bir erkekle romantik komedi muhabbeti çevirmek keyifli oldu:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2itFyVG0pI/AAAAAAAAAiw/hvm8-ai2PGg/s1600-h/the_proposal.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2itFyVG0pI/AAAAAAAAAiw/hvm8-ai2PGg/s200/the_proposal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433783265343754898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu filmi de "seyret, fena değil, hem de bir editörün hikayesi anlatılıyor" diyen de Ali oldu zaten. Klasik romantik komedi, bildiğimizden. Bir adet aile kavramını uzun süre önce unutmuş bir editör kızımızla ailesiyle köklü bağları olan fakat bu her aşırı köklülükte olduğu gibi boyunduruk sorunu olan asistanı ile aşık olmalarını anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2irXeUUzWI/AAAAAAAAAiI/GUNyfmrowd4/s1600-h/The-Proposal-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 142px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2irXeUUzWI/AAAAAAAAAiI/GUNyfmrowd4/s200/The-Proposal-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433781370186157410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere çok iddialıyım bir konuda, Sandra Bullock'u bu tip rollerde görebileceğiniz artık nadir filmlerden. Artık kadın 46 yaşında, romantik komedilerde oynamak için biraz yaşlı maalesef. Zaten filmde de genç bir kadını oynamıyor. Orta yaşlı bir Kanadalı bir editör, çeşitli sebeplerden dolayı vizesi yenilenmeyince ülkesine dönmemek için asistanını evlenmeye zorlamasını anlatıyor. Asistan da Ryan Reynolds, Two Guys, A Girl and A Pizza Place'in Berg'ü:) Hastasıydım o dizinin, cnbc-e'nin efsanelerindendi. Neyse konuyu dağıtmayalım, prosedürde bir yamuk olmasın diye çocuğun ailesiyle tanışmaya Alaska'ya gidiyorlar. Ama pek tabii olarak işler beklenildiği gibi gitmiyor. Aile kavramını kaybetmiş, sert editör Margeret, kölesi bellediği Andrew'a karşı yumuşayıveriyor. Aşkın açamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer mi var? Tabii ki yok. Neyse efendim, işin özet tarafı şu ki bilindik romantik komedi. Ama özel bir tarafı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2irrhUAikI/AAAAAAAAAiQ/HDB3e4EsUIQ/s1600-h/the_proposal04.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2irrhUAikI/AAAAAAAAAiQ/HDB3e4EsUIQ/s200/the_proposal04.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433781714587519554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sandra Bullock satnadartını tutturmuş oyunculukta. Ryan Reynolds da eh işte. Manzara güzel, yalan söylemeyeyim şimdi. Ha bir de filmde Malin Akerman var. Zira kendisi Twilight'ta Rose rolünü oynaması gerektiğine inandığım iki kişiden biri(diğeri için bkz.&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0683253/"&gt;Rosamund Pike&lt;/a&gt;) ve kadın güzel oynuyor. Rolü çok büyük sayılmaz. Zira kötü ve ayıran eski sevgili değil, aksine peşinden git duruyo musun hala diyen bir eski sevgili kendisi:) Kötü olsaydı rolü fazla olurdu. Zaten filmin en tuhaf tarafı bu bence, kötü yok. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2isYkgPfGI/AAAAAAAAAiY/Vt28mlzUq8o/s1600-h/the_proposal06.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2isYkgPfGI/AAAAAAAAAiY/Vt28mlzUq8o/s200/the_proposal06.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433782488538250338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Daha doğrusu romantik komedilerde çoğu zaman iki karakterin aşk hikayesini geciktiren ve doğal olarak aradaki aşkı körükleyen bir kadın ya da bir erkek vardır. Bu filmdeyse sadece eski sevgili dekoru var, o kadar. Aslında illa kötü birini bulacaksak o da baba olabilir, fakat sadece Andrew'la babası arasında çatışma unsuru var o kadar. Aşklarını engelleyen tek unsur Amerikan Göçmen Dairesi ki pek haz vermiyor seyirci açısından. "Hahah noldu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2isjCoJ_nI/AAAAAAAAAig/RwnMB1lNRSc/s1600-h/the-proposal-2009-movie.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 138px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2isjCoJ_nI/AAAAAAAAAig/RwnMB1lNRSc/s200/the-proposal-2009-movie.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433782668423200370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; orrr.spu aldın mı ağzının payını" ya da "sen ayırmaya çalışır mısın alırsın babayı" tipinde bir tepki veremediğim için sanırım sıradan diyorum filme. Ne bileyim her filmde beklemiyorum ama filmin en ufak bir süprizi bile yok. Ne olacağını bilmek yetmiyor, İngilizcem süper olsa replikleri bile tahmin edicem o kadar bilindik. Sevimli ama sadece sevimli olmakla kalan bir film. Bir de Ryan Reynolds, Sandra Bullock'un yanında çok genç duruyor, fazla genç. Ay ne bileyim, imdb 6.8 demiş, ben mi değerini anlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2istc2Q8QI/AAAAAAAAAio/IZhJUltlQBo/s1600-h/the_proposal_oscar1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2istc2Q8QI/AAAAAAAAAio/IZhJUltlQBo/s200/the_proposal_oscar1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433782847260389634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin en güzel yanı ne derseniz, kim oynuyor bilmiyorum ama Ramone:) Seksi dansçı, ilginç tezgahtar ve çapkın rahip olarak epey bir güldürme alanı yaratıyor. Özellikle striptiz yaparken ki hali görülmeye değer. Ramone için izlenebilir film bak:) Öff ne bileyim, ben anlamadım galiba. Ama vakit geçirtiyor mu, evet geçirtiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-5295387980857631320?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/5295387980857631320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/proposalteklif.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5295387980857631320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/5295387980857631320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/proposalteklif.html' title='The Proposal/Teklif'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S2itOZMvhYI/AAAAAAAAAi4/hUQUETBVSgM/s72-c/teklif.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7187778604964456256</id><published>2010-01-22T01:34:00.018+02:00</published><updated>2010-01-24T20:49:47.596+02:00</updated><title type='text'>P.S.I Love You/ Not. Seni Seviyorum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRnPz7GMI/AAAAAAAAAgg/EdiYwJ7jz5c/s1600-h/fqnBKFkQ69.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRnPz7GMI/AAAAAAAAAgg/EdiYwJ7jz5c/s320/fqnBKFkQ69.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430375354147215554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bahsi açılınca herkeste "ama muhteşem bi fiiiiiilm nası' izlemezsiaaaan" nidalarından bıkmış idim. Ama ondan izlemedim. Geçenlerde kanal d'de yayınlanınca, filmin sonunu izlemek zorunda kaldım bir şekilde, bari başını da izleyeyim dedim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRvyOdVTI/AAAAAAAAAgo/0cMI_qwjTJ4/s1600-h/inside-ps-i-love-you.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRvyOdVTI/AAAAAAAAAgo/0cMI_qwjTJ4/s200/inside-ps-i-love-you.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430375500824270130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere filme romantik komedi diyenleri bir güzel pataklamak istiyorum. Gerçi izlemeden ben de aynı kategoriye koydum o çok ayrı:) Ama izledikten sonra "romantik komedi bu film" diyenler size sesleniyorum huuu, ne romantik komedisi lan, adam filmin başında ölüyor?! Romanik bile değil neredeyse aslında, psikopatça. Zira adam beyin tümöründen ölmeden önce karısına mektuplar hazırlıyor ve ondan sonra bir şekilde ona ulaşmasını sağlayarak Holly'nin hayatını düzene koymasında yardım ediyor. Bir kadın için kocasını kaybetmek, yaş önemli değil, asla küçümsemiyorum; eminim çok büyük bir şeydir.Holly'nin acısı elbette büyük, ölende Gerard Butler olunca acıyı siz tahmin edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRGKLceeI/AAAAAAAAAgY/v-WXz-wu1Jk/s1600-h/ps1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRGKLceeI/AAAAAAAAAgY/v-WXz-wu1Jk/s200/ps1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430374785699576290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere ölen adamı Gerard Butler yapmak, kafadan kadın seyirciyi ağlatmak. İkinci sahneden ben "gitti caaanım herif, göremicez mi" diye dövünmeye başladım zaten. Bir filmin içine bir Büyük Britanya'dan birilerini koyduysan sonuna kadar göstermek zorundasın; kaç kadının göz hakkı var biliyor musun sen ey yapımcı sorarım sana? Vallahi çarpılırsın, filmin izlenmez. Havasından mıdır suyundan mıdır nebatından mıdır nedir bilmiyorum bu Büyük Britanya erkekleri bir başka olıyorlar &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySP1ttVrI/AAAAAAAAAgw/Kyao3TQ7eKg/s1600-h/00864782-photo-gerard-butler-dans-ps-i-love-you.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySP1ttVrI/AAAAAAAAAgw/Kyao3TQ7eKg/s200/00864782-photo-gerard-butler-dans-ps-i-love-you.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430376051516462770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;anacım. Yakışıklıdan ziyade karizmatikler bir kere. Bir Hugh Laurie olsun, ne bileyim bir Alan Rickman olsun, efenime söyleyeyim Colin Firth, Robert Pattinson, Matthew Macfadden, Hugh Grant, Jonathan Rhys Meyers(kurban olsunlar böyle 8. henrye), Gary Oldman, Jude Law olsun, tabii ki Gerard'im Butler'ım olsun(kendimi sapık gibi hissettim, listeye bak) hepiciği Büyük Britanya'nın nadide çiçekleri... Ben şimdi bu adayı nasıl sevmeyeyim. Allah Büyük Britanya'nın erkeklerine zeval vermesin:) O değil de ben bu uzun erkekli paragrafı bir yere bağlayacaktım ama nereye bağlayacağımı unuttum:D O kadar İngiliz erkeği saydıktan sonra kendimden geçmemi normal sayıyorum, mazur görün:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySo0qVl_I/AAAAAAAAAg4/DHo0OcZeSL0/s1600-h/alg_ps_love_you.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySo0qVl_I/AAAAAAAAAg4/DHo0OcZeSL0/s200/alg_ps_love_you.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430376480730617842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her neyse ölen koca Gerard Butler. Kadın kendini acayip bir derbederliğe vurmuşken mektuplar gelmeye başlıyor. Bir şekilde o mektuplar hayata bağlamaya başlıyor, Holly'nin hayattaki yolunu bulmasına yardım ediyor. Bir yandan hoş, ama diğer yandan psikopatça. Öyle mektuplar yazıyor ki sanki hayatında ne olduğunu bilirmiş gibi... Aslında hala yaşadığına inanmak daha kolay o mektuplarla. Yani kadının acısını dindirebilir geçici olarak belki ama gerçekliği kabul etmesini zorlaştırır gibi geliyor bence. Her şey ayarlanmış bir biçimde, karısını İrlanda'ya tatile bile gönderiyor arkadaşlarıyla. Koca da nereden baksan mükemmel koca, Gerard Butler olması &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySxp-4JLI/AAAAAAAAAhA/mKZuDiub6uA/s1600-h/40294_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 132px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1ySxp-4JLI/AAAAAAAAAhA/mKZuDiub6uA/s200/40294_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430376632482800818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;dışında. Adamın yapmaya çalıştığı şey karısının yeniden birini ve yolunu bulup hayatını devam ettirecek hale gelmesi... Romantik, tutkulu, gözleri gülerek bakan, karısına hala aşık, pozitif bir adam... Mükemmel şarkı söylüyor, sürekli espiri yapıp güldürüyor. Holly onunla 10 yıl evli kalıyor(19 yaşında evlenmiş) ve evlilikleri mükemmelden ziyade gerçek. Kavga ediyorlar, sonra barışıyorlar daha ilk sahnede.Sen de kendini iç çekerken buluyorsun işte... Abi yok böyle adamlar piyasada, bizi kandırıp duruyorlar. Özetle sonunda kendi yolunu buluyor, yüzeye çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yS8s_VHrI/AAAAAAAAAhI/ilu-qb4uOLI/s1600-h/40278_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 132px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yS8s_VHrI/AAAAAAAAAhI/ilu-qb4uOLI/s200/40278_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430376822268567218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Açıkçası benim filmde ilgimi çeken Holly'nin hikayesi, mektuplar filan değildi. Herkesi deli divane oralara ağlıyor. Holly'den hoşlanan bir karakter(ki onu da sesine kurban olduğum Harry Connick Jr. oynuyor) "Ben de birilerinin Gerry'si olmak istiyorum" kabilinden bir cümle kuruyor. Herkes birilerinin bir şeyi olabileceğine hala inanıyor sanırım. Ne bileyim Mecnun'un Leyla'sı ya da Aslı'nın Kerem'i olmak bir kaç yüzyıl öncesinde kaldı gibi geliyor. Ben birilerinin Canan'ı olabileceğime inanmıyorum artık-evet inandığım bir dönem oldu-, çünkü farzedelim evlensem bile ait olabilmek şu çağda kolay değil. Bir adama güvenirsin de nasıl bu kadar güvenebilirsin ki?  Bence hala bunu yapabilme ışığını kendilerinde görenler çok ağlıyor filme. Gerry'nin Holly'si Gerry'sini kaybediyor çünkü. Eğer inanıyorsan, hele de bunu yaptığın biri varsa, içselleştirmek kolay oluyor bazıları için. Özellikle mi yaptılar bunu bilmiyorum ama filmde Gerry ve Holly'nin isimleri sürekli aitlik haliyle kullanılıyor: Gerry'nin Holly'si, Holly'nin Gerry'si... Eee sonra noluyor, benim dışımda herkes anladığım kadarıyla sel bastırtmış evlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yUlfWJO0I/AAAAAAAAAhQ/XLGfKZbxWO4/s1600-h/ps3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yUlfWJO0I/AAAAAAAAAhQ/XLGfKZbxWO4/s200/ps3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430378622492425026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Heh, benim ilgimi çeken diyordum; yan karakterler. Bir şekilde niyeyse onları daha iyi tandığımı düşündürttü film. Holly'nin iki yakın arkadaşı var. Birinin kocası-ki Gerry'le iyi arkadaşmış- ve Holly'nin annesiyle kız kardeşi var. Ha bir de Harry Connick Jr'ın oynadığı rol var. Başka karakterler de var da bunlar Gerry'nin ölümünden sonra Holly'i&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yUv4gWI6I/AAAAAAAAAhY/B2Z23DKAEd4/s1600-h/psiloveyoupic18.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 147px; height: 98px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yUv4gWI6I/AAAAAAAAAhY/B2Z23DKAEd4/s200/psiloveyoupic18.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430378801044792226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; normale döndürmeye çalışan kişiler. Ne bileyim sonrasında tavladığı İrlandalı yakışıklı filan... Hepsi destek olmaya çalışırken Holly diğer taraftan itiyor onları. Ne bileyim Holly dışındaki karakterlerin hepsi iyi çizilmişti bence. Hadi kabul ediyorum, aradaki İrlandalı yakışıklı hikayesi çok alakasızdı, olmasa da olurmuş. Arkadaşlarının desteği, Gerry bir şekilde iyi anlatılırken Holly havada kalıyor bence. Yoksa sadece Hillary Swank'la alakası yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yVBxbH7pI/AAAAAAAAAho/ZdDezznL-IU/s1600-h/40300_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yVBxbH7pI/AAAAAAAAAho/ZdDezznL-IU/s200/40300_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430379108381486738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oyunculara gelirsek Hilary Swank gibi iki oscarlı bir kadın bu rolde nasıl oldu bilmiyorum ama oturmamış. Onun dışında oyuncular süperdi. Film boyunca "ya ben bunu bir yerden tanıyorum James Masters adı da yabancı değil ama nerden" diye düşündüğüm adam nette bakınırken farkettim ki çok tanıdıkmış: Spike! Hani şu Buffy'deki, önce kötü olup sonra iyilik abidesi olan. Hiç bozulmamış, sarı saçlarından gayrısı bizim spike. Muhtemelen ondan tanıyamadım, adamı sezonlar boyunca sarı boyalı kafayla görünce... Buffy'i özlediğimi farkettim, en kısa zamanda indireceğim. Anne rolünde Katey Bates vardı, bütün oscarlıları filme toplamış gelmişler:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yU6X_RE8I/AAAAAAAAAhg/kYevoqZf5DI/s1600-h/P.S.+I+Love+You3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yU6X_RE8I/AAAAAAAAAhg/kYevoqZf5DI/s200/P.S.+I+Love+You3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430378981294674882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi Gerard'a geleceksek o ayrı bir paragrafı hakediyor:) Gerek Gerard Butler oluşundan gerek derinlerden bir ah çektirtecek bir kocayı oynayışından... Güzelin nazına, Gerard'ımın ara gazına hastayım. Bir &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=1NwsaSzbUCY"&gt;Mustang Sally&lt;/a&gt; söylüyor filmde, ben bile bilgisayarın başından "ride sally ride" kısımlarına katıldım. Gerçi adam filmin neredeyse tamamında şarkı söylüyor, sesi de fena değil, zaten enerjisi de güzel. Bir de hani resmen duygusallığın dozunu arttırmak için kocayı böyle yaratmışlar. Kimse ölümü haketmez &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yWBhQXK1I/AAAAAAAAAhw/_rpskwWJZZo/s1600-h/gerard_butler-759718.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 163px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yWBhQXK1I/AAAAAAAAAhw/_rpskwWJZZo/s200/gerard_butler-759718.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430380203553008466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ama adam öyle bir adam ki Holly için üzüldüğün bir yana, sen üzülüyorsun ayrıca böyle bir adam gittiği için. Bu arada az önce izlediğim bi vidyodan öğrendimki ismi aslında cerard okunmuyormuş, cerıd'mış. Ama bütün amerikalılar adama cerard diyor. Gerçi eklerden de anlayabileceğiniz gibi ben de her tarafta cerard okudum:) Yalnız şimdi farkettim, adamın oyunculuğuna dair hiçbir şey dememişim:) Benim izlediğim Gerard Butler filmlerinin hiçbirinde-bu film de dahil- kendini zorlayacak bir rolde değildi. Safi karizmasıyla olayı kotarıyor zaten. Gerçi şimdi hakkını yemeyeyim, vermek istediği duyguyu da veriyor. Ay neyse çıkalım bu konudan, Gerard Butler seyrederken oyunculuğunu seyrettin mi diye bir sorsana... Ay evet, oynadığı rolün de etkisi var, ben bir Gerard Butler fanatiği olma yoluna ilerliyorum. Neyse kısaca virajların ustasıyım Gerard'ımın hastasıyım. Raaaaayd cerıd raaayd!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ya sevmedim desem filme ayıp etmiş olurum, ama söyledikleri kadar çıkmadı. Bir şekilde Gerard Butler hayranı olmak yolunda ilerleliyorum, yazı boyunca kendimde onun farkına vardım. Mutlaka seyredilecek filmler değilse de vaktiniz varsa bu da değişik bir hikaye diyebileceğim bir film oldu açıkçası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7187778604964456256?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7187778604964456256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/psi-love-you-not-seni-seviyorum.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7187778604964456256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7187778604964456256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/psi-love-you-not-seni-seviyorum.html' title='P.S.I Love You/ Not. Seni Seviyorum'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1yRnPz7GMI/AAAAAAAAAgg/EdiYwJ7jz5c/s72-c/fqnBKFkQ69.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1132407812084650126</id><published>2010-01-18T22:20:00.003+02:00</published><updated>2010-01-18T22:38:27.540+02:00</updated><title type='text'>Kapalıçarşı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1TCnFBQRbI/AAAAAAAAAgI/a5wUjai219M/s1600-h/Enstrumantal-Kapalicarsi_5_9622_533690a2fba.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1TCnFBQRbI/AAAAAAAAAgI/a5wUjai219M/s200/Enstrumantal-Kapalicarsi_5_9622_533690a2fba.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428177427506415026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Normalde Kapalıçarşı dizisini izlemiyorum.Niyeyse sevemedim; daha doğrusu ilgimi çekmedi, başlamadım. Gerçi nereden baksan tutmak için tasarlanmış bir dizi, zira Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen'in içinde olduğu bir senarist ekip yazıyor diziyi. Hatunların yazıp da tutmadığı dizi neredeyse yok. Üzgünüm Leyla, Bir İstanbul Masalı, Aliye, ne bileyim Bıçak Sırtı'nı filan yazdılar. Ne alaka diyorum kendime, diziyi seyretmiyorum onlara rağmen. Halbuki güzel konularla dizilere başlıyorlar. Sonrasını konuşmayalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse olay şudur ki Nejat İşler'i setten sepetlediler mi yoksa Nejat İşler mi istemedi devam etmek hakikaten bilmiyorum; çeşitli rivayetler var dizi hakkında. Nejat İşler diziden ayrıldı özetle. Ay gelemedim anlatmak istediğime. Nejat İşler'in oynadığı rolü bir öldürdüler, diziyi izlememekle beraber ben ağlıyordum neredeyse. Arkadan bir ağıtlar, bir replikler... Ay içim bunaldı diğer taraftan da... Nejat ne ettin, niye gittin de şu dizinin kalitesiyle oynadın. Anam şimdi diziyi ağlak pembe dizi yapmasınlar da... Gerçi seyretmiyorum bana ne:) Engin Altan Düzyatan geliyormuş diziye Nejat İşler yerine. Severim kendisini, ama Nejatçığımın yerini tutmasını beklemiyorum. Bir de Nejat İşler'in oynadığı rolün kız kardeşi girecek tahminim. Kısaca, ey seyredenler, dizi bok yoluna doğru adım adım ilerliyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyretmesem de dayanmam, konuşurum. Dizi demeyin bana...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1132407812084650126?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1132407812084650126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/kapalcars.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1132407812084650126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1132407812084650126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/kapalcars.html' title='Kapalıçarşı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S1TCnFBQRbI/AAAAAAAAAgI/a5wUjai219M/s72-c/Enstrumantal-Kapalicarsi_5_9622_533690a2fba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1379553384246094820</id><published>2010-01-13T22:06:00.015+02:00</published><updated>2010-01-15T12:23:02.993+02:00</updated><title type='text'>Thelma and Louise/ Thelma ve Louise</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_ao4HJGI/AAAAAAAAAfA/aJjmwHQFvmU/s1600-h/thelma_and_louise.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_ao4HJGI/AAAAAAAAAfA/aJjmwHQFvmU/s320/thelma_and_louise.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426766540375008354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar zamandır yazmıyorum buraya, dönüşüm muhteşem mi olacak? Yok be hacı, pek değil. Yarım kalan filmi izledim valla. Birazdan da yarım kalan bir başka film olan Küçük Hanımefendi'nin Şöförü'nü izleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir gitmediğim torna tesviye kursu ya, senaryo derslerine de gittim. Buna da vakti zamanında o sebeple başlayıp yarısını seyretmiş idim. Ama seyrederken de düz seyretmedim, kendisi klasik anlatının kurallarına bire bir uyan bir örnekmiş zira. Hatta kendisinin ilk üç sahnesini senaryo yazım adabına göre yazmışlığım ve çok doğru yazdığım için hocam övgü almışlığım var(övünmeden de geçemiyorum şekerim:P) :) O yüzden aman burası tetikleyici olay, ay çatışma unsuru, oy katharsis diye diye izlediğimden filmden bir bok anladım da zevk aldım mı emin değilim. Gerçi bunu diyip destan yazabilirim; huyumdur, uyarmadı demeyin.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_APxlWpNI/AAAAAAAAAfw/tRDQKFPJXUc/s1600-h/thelma-n-louise.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 131px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_APxlWpNI/AAAAAAAAAfw/tRDQKFPJXUc/s200/thelma-n-louise.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426767453245318354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Konuyu nasıl anlatsam bilemedim, çünkü böyle iki-üç cümleyle özetlenince çok basit gibi duruyor. Thelma'yla Louise tatile çıkıyorlar. Thelma neredeyse tecavüze uğrayacakken Louise adamı öldürüyor, kaçmaya başlıyorlar. Konu bu kadar. Konu bu da film bu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_u5cfqvI/AAAAAAAAAfQ/B0vulSTc2Uw/s1600-h/thelma%26louise3-thumb-600x336.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 112px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_u5cfqvI/AAAAAAAAAfQ/B0vulSTc2Uw/s200/thelma%26louise3-thumb-600x336.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426766888419961586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere film müthiş bir ayrıntı canavarı. Thelma'nın ve Louise'in her yaptıklarından kişiliklerinin haritasını çıkarmak mümkün. Neyi niye yaptıklarını da anlamak da mümkün diğer taraftan. Film tutarlı akıyor çünkü. Değişmelerinin bir sebebi var. Başlangıçta Louise, deli dolu, her çılgınlığı yapabilecekmiş gibi duran, erkeğe minnet etmeyen, rahat bir kadın gibi duruyor. Thelma'ysa tam tersi. Kocası Darryl tarafından sürekli ezilen, aşağılanan, muhtemelen aldatılan, ama yine de ses çıkarmayan, korkak, sinik bir ev kadını gibi duruyor. Zaten ilk karşı çıkışını da kocasından izin almadan Louise'le hafta sonu tatiline çıkarak yapıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_4eQxz7I/AAAAAAAAAfY/81Th1AdxgQY/s1600-h/thelma_louise.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 148px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_4eQxz7I/AAAAAAAAAfY/81Th1AdxgQY/s200/thelma_louise.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426767052921753522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İkisi birilerinin yazlığına mı, dağ evine mi, kır bayırına mı bir yerlere gidiyorlar. Ama bavul toplamalarında bile fark var. Zira Louise temizliğe ve düzene takıntı derecesinde düşkünken, Thelma "koy g.tüne rahvan gitsin" tadında takılıyor. Neyse yolda biraz mola için durdurkları barda Thelma'yla oradan bir adam çok samimi oluyor, sonra da tecavüz etmeye kalkıyor. Tam bu sırada Thelma'nın güvenlik olsun diye yanlarına aldığı ama tutmaya bile korktuğu Darryl'in silahıyla Louise adamı öldürüyor. Şoku atlattıktan sonra kaçmaya başlıyorlar. Ama bu sırada değişim de başlıyor. Zamanla rolleri değişiyorlar bir kere onu söyleyeyim. Geçişlerin belli evreleri ve sebepleri var. Ama başlangıçta panik olan Thelma, soğukkanlı olan Louise. Bu arada hayatlarına &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_-X5z5uI/AAAAAAAAAfg/kAymavX_u-o/s1600-h/thelma-and-louise.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_-X5z5uI/AAAAAAAAAfg/kAymavX_u-o/s200/thelma-and-louise.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426767154294023906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir şekilde hırsız olan Brad Pitt giriyor ve erkek açı Thelma'yla yakınlık kuruyor. Heh, anlatmak istediğim yere geldim asıl. En çok etkileyen bu oldu çünkü. Aslında basit bir psikolojik tavır. Sıkıştırdığın şeyin dışarı çıkması. Ne kadar sıkıştırırsan sıkıştır bir yerden çıkıyor çünkü. Thelma kocası tarafından o kadar ezilmiş, toplumun istediği biçimde evlilik kurumunun olmazsa olmazları olduğu düşünülen bir takım kurallar yüzünden kendi kişiliğini o kadar bastırmış ki tam tersine dönüşmesi hiç o kadar zor olmuyor. Bu bana çok mantıklı geliyor, bilmiyorum. Bana göre uçtaysa bir mesele tam zıttına dönmek o kadar zor olmuyor. Ne bileyim ateistin dindar, komünistin faşist &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_AHq0AqjI/AAAAAAAAAfo/QQQzyJ17Ii4/s1600-h/Thelma__Louise-thumb-300x378-32356.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 159px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_AHq0AqjI/AAAAAAAAAfo/QQQzyJ17Ii4/s200/Thelma__Louise-thumb-300x378-32356.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426767313988790834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;olması bana o kadar tuhaf gelmiyor. Doğal bir süreç. Aslında fiziksel bir kanun. Dünya üzerindeki hemen her şeyin zıttı var; bir tek maddenin zıttı teori hala, onu da bulacaklar hadron çarpıştıcısını çalıştırmayı becerbilirse çok umutluyum. Ay aman ben ne anlatıyorum gene ya! Thelma da benzer bir uç değişim geçiriyor kısacası kendi içinde. Tabii bunda Brad Pitt'le odayı kullanılmaz hale getiren sevişmelerinin etkisi yok değil:) Zaten ondan sonra varolan paralarını Brad çalıp götürüyor ve asıl macera başlıyor. Meksika'ya kaçmaya çalışıyorlar. Bu arada özellikle Thelma, sanki doğal hayatlarında varmış gibi kanun kaçağı ve suçlu olmayı kolayca benimsiyorlar. Thelma market soyuyor, ikisi beraber şöförü tacizci olan bir tankı patlatıyorlar, polisin birini bagaja kitleyip kaçıyorlar, bir şekilde onları takip eden bir polis sürüsünü atlatmayı başarıyorlar... Bu arada tam olarak hiç söylenmese de Louise'in başından geçen bir tecavüz hikayesi var. Bu yüzden erkeklere güvenmiyor. Ama polis şefi ona güven verirken geriye dönüp &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_Abk9wkMI/AAAAAAAAAf4/qkGRJiQ9zoc/s1600-h/thelma-and-louise1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_Abk9wkMI/AAAAAAAAAf4/qkGRJiQ9zoc/s200/thelma-and-louise1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426767656016449730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;teslim olmayı düşünüyor. Bir yerde güven istiyor. Bağımsız gibi görünen oyken aslında bağımlı olmak isteyen o. Belli ki güven problemini bir şeylere takılarak aşmaya çalışmış. Temizlik takıntısı, sürekli her şeyi kontrol altında tutmaya çalışma... Bu aslında sarılacak kimse olmadığından kendine sarılmak... Birine güvenmek istiyor belli ki. Bunun sonunda tutuklanmak ve ömür boyu hapis olsa da sırtını birine dayayabilmek istiyor. Şimdi düşündüm de çok yorucu hakkaten lan. Gardının düşüp Thelma'nın lafına girmesi filmin sonlarına doğru bu yüzden. Hayal kurarken "polis bundan iyi teklif yapamaz" demesi de bu yüzden. Yapmasını istiyor çünkü. O kara bela güvensizlikten çıkarıp bir şeylere güvenebilmek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse sonunu anlatmayayım. Benim beklediğim son gelmedi, hayal kırıklığı oldu bir miktar. Zaten bence filmin asıl amacı Thelma ve Louise'deki değişimi anlatmaktı. Onu da az önce bir miktar anlatmış olabilirim, kusura bakmayın:) Ama yine de bir yol hikayesi olarak güzel. Yaşadıkları değişimi görmek güzel. Söz konusu oyuncular da iyi olunca amacına ulaşmaması mümkün değil. Geena Davis ve Susan Sarandon(o tim robbinsden nasıl ayrıldı ya, o adam bırıkılır mı) çok güzel oynuyorlar. Hadi Susan Sarandon'un iyi oyunculuklarına alışkınım ama Geena Davis'i çok seyretmişliğim yok, bir Beter Böcek'ten aklımda kalmış yanlış hatırlamıyorsam, ondan da emin değilim. Bana kalırsa sonradan ipini koparmış ezik ev kadınını güzel oynamış.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_D9FZU8YI/AAAAAAAAAgA/keIZZTFRpa4/s1600-h/brad+pitt+cowboy+hat+thelma+louise+get+back.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 136px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0_D9FZU8YI/AAAAAAAAAgA/keIZZTFRpa4/s200/brad+pitt+cowboy+hat+thelma+louise+get+back.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426771530192580994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gelelim Brad Pitt'e... Malumunuz dünya kadınlarının göz bebeği olur kendileri. Ama ben burada kendisini çok çıtır buldum. Koreli çıtırları överken iyiydi demeyin, o meseleyi karıştırmayalım lütfen. Tercihen olgun Brad Pitt... Thelma ve Louise'de 28 yaşında-ki çok da çıtır değil aslında ama -haliyle yahut Joe Black'teki şebelek haliyle değil, ben Benjamin Button'daki misss gibi 40lı yaşlardaki halini seviyorum. Zaten sarışın sevmem pek. Sevdiğim sarışınları saysam bir elin parmaklarını geçmez. Ahanda sayayım: Candy'deki Anthony, Vahşi Güzel'deki Ivo, Kıvanç Tatlıtuğ, bi de Brad var işte... Anthony'i de saymak ne kadar doğru emin değilim, Candy'deki favorim oydu; yoksa ben Mamoru Chiba'cıydım, ay savaşçısındaki. Of ben yine ne anlatıyorum ya... Neyse genç bir Brad Pitt var kısacası, oldukça piç olduğu bir rolde. Yakışmış da, zaten Brad Pitt bu rollere çok yakışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay neyse yatıyorum, çok uykum geldi. Yoksa Brad ve kaslarını anlatırdım uzun uzun. Şimdi ne kadar tuttuğuna bakınca kendime yuh diyeceğim hissediyorum. Aman neyse dönüşüm muhteşem değilse de en azından eh iyi oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1379553384246094820?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1379553384246094820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/thelma-and-louise-thelma-ve-louise.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1379553384246094820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1379553384246094820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2010/01/thelma-and-louise-thelma-ve-louise.html' title='Thelma and Louise/ Thelma ve Louise'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/S0-_ao4HJGI/AAAAAAAAAfA/aJjmwHQFvmU/s72-c/thelma_and_louise.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3918602037491118689</id><published>2009-12-02T00:25:00.017+02:00</published><updated>2009-12-06T14:26:44.529+02:00</updated><title type='text'>(500) Days of Summer/Aşkın (500) Günü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxugAPpUTVI/AAAAAAAAAdw/VMveVSnV5hg/s1600-h/94416.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxugAPpUTVI/AAAAAAAAAdw/VMveVSnV5hg/s320/94416.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412095303276055890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nasıl sınıflandırabilirim bilmiyorum. Sinema sitelerine girerseniz göreceğiniz şey muhtemelen romantik komedi olacaktır. Ama değil. Drama da değil. Ya da sadece komedi de... Kız filmi diye adlandırmak istiyorum ama erkeklerin de seyredemeyeceği bir film de değil. Şöyle anlatayım: Harici diskte filmlerim standart bir sınıflama sistemiyle ayrılmıyor. Zira filmleri, seyrettikten sonra hissettirdiklerine göre sınıflıyorum. Bir komedi filmi beni derinden etkilemişse dram klasörüne gir&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrNNxO45-I/AAAAAAAAAco/rcYTkGWm2yA/s1600-h/94397_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 147px; height: 97px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrNNxO45-I/AAAAAAAAAco/rcYTkGWm2yA/s320/94397_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411863538676852706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ebiliyor mesela. Bu film "hayat bea" klasöründe şu an. Muhtemelen dram çağrışımı yapmıştır ama benim anladığım başka türlü bir şey. Biraz duygusallık, biraz hüzün, gülünecek bir sürü ufak tefek şeyin olduğu, çok içeriden bir hikaye; sonunda iç çekip "hayat gibi lan" dediğim hikayeler... Neyse durdum film sınılandırma sistemimi anlatıyorum:) O film bu filmlerden işte... Beğenmeyenler ya da sıradan romantik komedi diye düşünenler çok olacaktır, tahmin ediyorum. Ama ne bileyim bu film o klasörün listesinde başa oturmasa da iyi bir yerden giriş yaptı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek kelime okumamışım filme dair. Muhtemelen ciddi etkilenip okuduklarımı arayacaktım. Beğenip beğenmemek değil hamdan kendi fikrimin oluşmasını seviyorum.Ha şu an ben yazan oluyorum o ayrı:) Filmi daha önce afişten kaynaklı görmek istemiştim zaten. Afiş ilginçti, isim ilginçti, o günler neden parantez içinde yazılıyordu:) Her neyse tamamen spontane gelişti bu gece bu filmi izlemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrNn7BUIgI/AAAAAAAAAcw/qjFYMiScFi8/s1600-h/Askin-500-Gunu-9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrNn7BUIgI/AAAAAAAAAcw/qjFYMiScFi8/s200/Askin-500-Gunu-9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411863987980870146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin başında bir koptum zaten. Karanlık ekranda art arda yazanlar şunlar:Authors note: The following is a work fiction. Any resemblance to persons living or dead is purely coincidental (Yazarın notu: Bu hikaye hayal ürününden ibarettir. Yaşayan ya da ölü biriyle herhangi bir benzerlik görürseniz tamamen tesadüften ibarettir.) Especially you Jenny Beckman(Özellikle de seninle Jenny Beckman). Bitch(Sürtük). Bakmadım ama öyle biri varmış facebookta diyorlarlar:) Pazarlama kampanyası da olabilir bilmiyorum. Her neyse konu Summer ve Tom'un aşk hikayesi etrafında dönüyor. Arkada sürekli &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrPyjIeUXI/AAAAAAAAAc4/lLRmZ3izVME/s1600-h/Askin_%28500%29_Gunu-603_resim_5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrPyjIeUXI/AAAAAAAAAc4/lLRmZ3izVME/s200/Askin_%28500%29_Gunu-603_resim_5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411866369570263410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kaçıncı gün olduğuna dair dönüp duran bir sayaç var ve Summer'ın 500 günü kronolojik olarak akmıyor. Sürekli zaman değişikliğiyle ilişkinin nerede doğru nerede yanlış olduğu aranıyor. Ama ne çekilen acı ne de aşk hikayesi standart. Aslında diğer yandan da oldukça standart bir hikaye, çünkü gerçekçi:) Ama roller tersine işliyor: Kaçan Summer, kovalayan Tom. Summer ve Tom iş yerinde tanışıyorlar ve sayaç işlemeye başlıyor. Summer ilişkiye ve bağlanmaya inanmayan bir tip olarak değilse de tutum olarak erkeksi bir kız. Tom ise tam tersi, hayatının kadınıyla evlenmeyi hayal eden bir romatik canavar. İşte bu noktada sadece ilişkilerinin başlangıcını, cicim zamanlarını değil, ilişkinin bitişinden parçaları da art arda gösteriyor. Filmin bir yerine kadar öyle bir hissiyat oluşuyor ki Summer sanki Tom'a geri dönecekmiş gibi duruyor, ama dönmüyor. Söylediğim için pişman değilim, zira filmin hikayesi bu değil. Bir yanda aşık olurken diğer yanda ayrılık acısından kurtulmaya çalışmak çok güzel anlatılmış. Vidyo eklemek adetim değil yazılara ama dayanamadım. Aşağıdaki vidyo Summer'a aşık olamaya başladıktan sonra Tom'un ruh haliyle ilgili... Aşk ve pozitivizim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c35a6859e42d3db5" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v6.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc35a6859e42d3db5%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D84F46508EFF96F16011D72451D9A1497B0375016.4FB56A6F59720EF94340C6CADE8DEF1BAEB88256%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc35a6859e42d3db5%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D9iLo4CEGWL7zQl_yseBqcTJers0&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v6.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc35a6859e42d3db5%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D84F46508EFF96F16011D72451D9A1497B0375016.4FB56A6F59720EF94340C6CADE8DEF1BAEB88256%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc35a6859e42d3db5%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D9iLo4CEGWL7zQl_yseBqcTJers0&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrQQmaaC0I/AAAAAAAAAdA/9yzAdTqhvS8/s1600-h/94391_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrQQmaaC0I/AAAAAAAAAdA/9yzAdTqhvS8/s200/94391_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411866885846862658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sahneyi ekledim diye dans filmi neyim sanılmasın, tamamen ruh halini anlatmak amacı:) Tom'u oynayan oyuncunun çektiği acı ya da o aşkın getirdiği süper hissetme halini çok güzel yansıttığı için mi bilmiyorum, Tom'u en yakın arkadaşımmışçasına benimseyebilirim gelse. Aşık oluyor, Summer'la İKEA'ya gidip geyikler döndürürken muhtemelen evlilik hayalleri kuruyor, çok güzel müzikler dinliyor, oturup arkadaşlarına her şeyi anlatıyor, oturup ciddi ciddi kendini bunalıma bağlıyor, acı çekiyor, kendinden epey küçük kız kardeşine dert yanıyor... Çok kız gibi sizin anlayacağınız. Ama diğer yandan da insan. Bütün insani duyguları yaşıyorlar. Diğer romatik komedilerde olduğu gibi her iki taraf da kazanmıyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrQm6S-fII/AAAAAAAAAdI/5EjHlWGjKEo/s1600-h/59ad6ae0f388c554.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 85px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrQm6S-fII/AAAAAAAAAdI/5EjHlWGjKEo/s200/59ad6ae0f388c554.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411867269141527682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ne bileyim gerçek hayatta olduğu kadar adaletsiz bir aşk hikayesi... "Biri her zaman daha çok sever"in film olmuş hali... Aşık olunca her şeyi pozitif görüş, dünyanın en harika insanıymış gibi görme halini, Tom'ın zirveye çıkış ve dibe iniş psikolojisini ve bütün olan bitende Summer'ın yerini anlatıyor hikaye. Ama bütün bunları hüzün böceği olarak yapmıyor. Aksine olabildiğince eğlenceli anlatmaya çalışıyor. Bir yandan müzik zevkleri, entellektüel bakış açıları, kimi tuhaflıkları uyuşan iki insan aslında hiç uyuşmuyorlar. Aman ne bileyim konuyu anlatmak isteyince beceremedim sanırım, yazmak istediğim fazla şey var:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrSbmyaPkI/AAAAAAAAAdQ/Hi2tk53-wEw/s1600-h/resim002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxrSbmyaPkI/AAAAAAAAAdQ/Hi2tk53-wEw/s200/resim002.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411869273949355586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmde en çok beni etkileyen sanırım sürekli kendi hikayesinin kendine yetemeyip bir şeyleri referans göstermesi oldu. Ne bileyim belki de sık sık ben yaptığım için çok kendimden bir şeyler buldum orada. Varlığımı kanıtlamak deyin isterseniz ya da varlık sebebimi desteklemek, kanıt göstermek için mi yapıyorum bilmiyorum ama alıntıları severim. Beni anlattığına inandığım şarkıları, bir şiirden bir cümleyi, bir romanın konusunu, bir filmden bir repliği kalabalıkların içinden çekip çıkarmayı seviyorum. Film de bunu sık sık yapıyor. Öncelikle müzikleriyle... Summer ve Tom'un bir şarkı yüzünden tanışmasıyla başlıyor. Romanlardan, filmlerden yapılan alıntılar, göndermelerle devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxuaJbvbQzI/AAAAAAAAAdY/2bRwL2eBpsU/s1600-h/askin-500-gunu-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxuaJbvbQzI/AAAAAAAAAdY/2bRwL2eBpsU/s200/askin-500-gunu-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412088864071959346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir de ne bileyim aslında bir gerçekçi tarafı daha var. Tom rolünü oynayan Joseph Gordon-Levitt normal bir adam. Ekstra bir yakışıklılığı ya da çekiciliği yok, filmde de ekstra bir yeteneği olan birini de oynamıyor. Sıradan biri... Üstelik mimarlık okumasına rağmen pes edip mesleğini yapmayan hayatın çarkları uğruna kutlama kartı yazan biri... Summer'ı oynayan Zooey Deschanel ise tersine çekici ve güzel bir kız. İstediğini alabilecek, süründürebilecek, sonra da siktirip olup gidebilecek türden... Cinsiyet genellemesi değil yaptığım, tam tersi de düşünülebilir. Erkek piç, kız alelade olabilir. Ama olası bir şey; hani güzelin yanında çirkini ya da daha az güzeli görürürüz de "çirkin şansı" deriz ya o hesap Tom ve &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxuaXpET1jI/AAAAAAAAAdg/JzPe8Iqenps/s1600-h/0rz3vpy3678440888.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 85px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxuaXpET1jI/AAAAAAAAAdg/JzPe8Iqenps/s200/0rz3vpy3678440888.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412089108167382578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Summer. Özellikle Joseph Gordon-Levitt hakkını veriyor bence rolünün. Bir de Tom'un arkadaşlarına hasta kaldım:) Filmin altyazısını, özellikle McKenzie'nin dediklerini çeviren arkadaşları(LeeLoo&amp;amp;nazo82) kutlamak lazım. Zira bir yerde "Aşk mı? O ne lan?!" diye bir laf geçiyor, o kadar doğal bir çeviri vardı yani:) Zaten arkadaşları kendi içinde ayrı bir terane... Bir tanesi 6. sınıftan beni kimseyle çıkmayan bir çocuk, diğeri de hayatının aşkını bulmuş ama diğerlerinin aşk hayatına karımadan duramayan bir tip. Özellikle sarışın olanı benim eski ingilizce kursundaki hocama benziyor ki güzel bi benzerlik oldu benim için:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin müzikleri zaten başlı başına harikaydı. Sadece filmde kullanılan şarkılar değil tema müzikleri de güzeldi filmin. Zaten şarkılar üzerine kurulu bir tarafı var. Yer yer yeni keşfettiğim insanlar var, mesela The Smiths. Bilmezdim etmezdim ama güzelmiş. "Aman siktiret romantik komediymiş ne izleyecem" diyenlere film müzikleri önerilir. Ay işte güzel be sevdim ben:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sxuflnoj58I/AAAAAAAAAdo/qPHyYjJFpoc/s1600-h/9Cunhv1v4qsau7w0WYlNBiIoo1_500.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sxuflnoj58I/AAAAAAAAAdo/qPHyYjJFpoc/s200/9Cunhv1v4qsau7w0WYlNBiIoo1_500.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412094845858867138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin bence tek bir tırt noktası var, o da sonu. Her şey çok güzel gitti gitti, sonunda kendini kaderiliğe bağladı da gitti. Bir de" çekilen onca acının bir sebebi varmış" anlayışıyla adam kendi kaderini önce kendi değiştirmeye karar verdi, sonra kader ona yardımcı oldu:) Gerçi orada hoş bir kelime oyunu vardı, ama çok da doyurucu bir son diyemem. Bu kadar kusur kadı kızında da olur. Ama tırt noktasını içeriden bir bölüm kapatıyor kesinlikle. Hani doğru yanlışı götürecekse bu yanlış götüren bir doğru. Ekran ikiye bölünmüş, bir tarafta "beklentiler" yazıyor, diğerinde "gerçek". Galiba ben bu Tom karakterini çok içselleştirdim. Hiç bir zaman istediğin gibi olmaz ya... Acı acı baktım sahneye "lan ben bunu bir yerden biliyorum sanki" hissiyle. Of aman ne bileyim, öyle işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmak isteyince çok doyurucu olmadı, biliyorum. Ama benim hikayem olmasa da benim hikayem olabilcek bir filmdi, biliyorum. Belki de o yüzden çok sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş: Ben bunu 4 gün önce yazmakla beraber fotoğrafları ancak yerleştirebildiğimden şimdi yayınlıyorum a dostlar, bilginize. Fakat şöyle de bir durum var, aradan 4 gün geçmişken diyebilirim ki bu çok göreceli bir film. Zira Havva'ya önerdim, o izledi ve çok beğenmedi. O yüzden benim bu film hakkındaki yargılarımı çok da sallamayınız. Filmlerin sevilme sebebi biraz da kendi hayatında bulduklarınla alakalı sanırım. Ne bileyim bir taraftan bana benzemesiyle Tom karakterini gerçekten içselleştirdim galiba,  saygılarımı sunarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3918602037491118689?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3918602037491118689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/12/500-days-of-summeraskn-500-gunu.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3918602037491118689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3918602037491118689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/12/500-days-of-summeraskn-500-gunu.html' title='(500) Days of Summer/Aşkın (500) Günü'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxugAPpUTVI/AAAAAAAAAdw/VMveVSnV5hg/s72-c/94416.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4808358614207879288</id><published>2009-11-30T16:39:00.004+02:00</published><updated>2009-11-30T16:43:57.344+02:00</updated><title type='text'>Adını Sen Koy</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxPZWubIC8I/AAAAAAAAAcg/yF1oZ5PyC3A/s1600/95624_700.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxPZWubIC8I/AAAAAAAAAcg/yF1oZ5PyC3A/s320/95624_700.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409906561844251586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Buna da gideceğimden değil ama afişi güzel geldi. Hoş, bir yerlerden tanıdık, o çok ayrı ama... Tuna Kiremitçi nasıl bu kadar her şeye el atabilme imkanına sahip gerçekten anlamıyorum. Reklam sektöründe metin yazarlığı yaptı, roman yazdı, köşe yazarı oldu, albüm çıkardı, film çekti; sırada ne var?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4808358614207879288?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4808358614207879288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/adn-sen-koy.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4808358614207879288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4808358614207879288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/adn-sen-koy.html' title='Adını Sen Koy'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxPZWubIC8I/AAAAAAAAAcg/yF1oZ5PyC3A/s72-c/95624_700.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3826540589677666427</id><published>2009-11-30T16:35:00.002+02:00</published><updated>2009-11-30T16:56:30.264+02:00</updated><title type='text'>Başka Dilde Aşk(fragman)</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a6e0a3e2c70b1fe8" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v9.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da6e0a3e2c70b1fe8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D70F24C9F2841B02FE64AB53A43E25AE7276BAFE0.41127C0F39AA15246578FB6AAEB6AFD68B847F9D%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da6e0a3e2c70b1fe8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DhrYyGSlmyRbnqKDAeZlBRjx2cD0&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v9.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da6e0a3e2c70b1fe8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331190919%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D70F24C9F2841B02FE64AB53A43E25AE7276BAFE0.41127C0F39AA15246578FB6AAEB6AFD68B847F9D%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da6e0a3e2c70b1fe8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DhrYyGSlmyRbnqKDAeZlBRjx2cD0&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3826540589677666427?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3826540589677666427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/baska-dilde-askfragman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3826540589677666427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3826540589677666427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/baska-dilde-askfragman.html' title='Başka Dilde Aşk(fragman)'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-526575557006261781</id><published>2009-11-29T01:36:00.016+02:00</published><updated>2011-11-19T17:47:41.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dokuz buçuk hafta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nine and half weeks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mickey rouke'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kim basinger'/><title type='text'>Nine and Half Weeks/Dokuz Buçuk Hafta</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHF2Gf42-I/AAAAAAAAAcY/Utp1xXoUhO4/s1600/nine_and_a_half_weeks_ver2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409322160696646626" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHF2Gf42-I/AAAAAAAAAcY/Utp1xXoUhO4/s320/nine_and_a_half_weeks_ver2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 211px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu filmi seyretmeden önce hakkında o kadar çok şey duydum ki... Ama ben bu tongaya ikinciye düşüyorum. İlki Duvara Karşı'ydı. Herkesin tepki şöyle: "Allaaaam bu kadar açık saçık film görmedim", "Ay iğraaançlar, pornodan bi farkı yok", "Ya paso sevişiyolar abi yaa"... Uzayıp gidiyor. Benim merakımı depreştirdiler, "hem altın ayı aldı hem beğenilmiyor nasıl yani lan?!" anafikri altında oturup izledim. Film bittiğinde, jenerik geçerken hiçbir şey diyemedim. Şaka gibi film resmen kitledi, geçti. Ve ben filmi ikinciye oturup izleyemedim. Çünkü her seferinde benim boğazımda yarattığı o düğüm geliyor aklıma. Sevişme sahnesi evet, fazlaydı ama filmin duygusal örgüsü için gerekliydi. Nitekim sonradan televizyonda izleyenler bir bok anlamamış, rtük ölçütlerinde kırpıldı film çünkü. Aynı şey bunda da başıma geldi. Herkes porno filmin bir kademe altı olduğunu o kadar anlattı ki merak ettim sonunda. Ve yukarıdaki olayın bir benzerini yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHFReGE7vI/AAAAAAAAAcQ/1I-iPa0ULKs/s1600/weeks15eq7.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409321531375677170" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHFReGE7vI/AAAAAAAAAcQ/1I-iPa0ULKs/s320/weeks15eq7.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 154px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 204px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet, filme baktığınız zaman da sevişme sahnesi çok var. İnternette fotoğraf ararken farkettim ki direk o sahneler çıkarılmış öne. Ama ota boka sevişmiyorlar aslında. Tamam, sahnenin 2/3'sini bir masa kaplıyorsa o masanın üstünde sevişiyorlar, ama sebepsiz değil. Nereden baksan filmden çıkarılacak sonuç da toplumsal eleştiri noktasına gidiyor. Ha, bu porno gözüyle bakanların tarafından bakarsak da millete iyi malzeme çıkarıyorlar fantaaazi açısından:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDJFrIQsI/AAAAAAAAAbI/PnrbVwb-4RE/s1600/282f0n.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409319188357989058" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDJFrIQsI/AAAAAAAAAbI/PnrbVwb-4RE/s320/282f0n.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 176px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin konusu şu ki Elizabeth, sanat galerisinin birinde çalışıyor. Bir gün tesadüfi bir şekilde John'la tanışıyor. John da Wall Street'te bankacı, adama ilk sahnede bir baktım zaten "yavrum baban nereli nereden bu kaşın gözün temeli" dedim:) Nasıl anlatayım, hani evlenmelik erkek diyebileceğiniz tiplerden. Yakışıklı, görgülü, yemek yapmayı bilen, zengin, hoş, düzgün bir adam dışarıdan bakınca. Annelerin damat diye isteyebileceği türden... Ama adama yaklaştıkça Elizabeth, John'daki rahatsız ediciliği görmeye başlıyor. Bir yandan tutkulu bir aşık ama bariz sado-mazo bir herif. Kıza istediklerini yaptırmaya çalışıyor sürekli, kölelik istiyor, kemeri çıkartıp dövmeye kalkıyor, tehdit ediyor, yarı tecavüz &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDVTqUvuI/AAAAAAAAAbQ/5ia4m6uPr3M/s1600/nine-half-weeks-380x287.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409319398271139554" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDVTqUvuI/AAAAAAAAAbQ/5ia4m6uPr3M/s200/nine-half-weeks-380x287.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 151px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;noktasına geliyor... Ama diğer yandan kızı el üstünde tutuyor, neredeyse elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor, hediyelere boğuyor. Dengesizlik had safhada. O arada arka planda da sanat galerisinde çalışmaları sergilenecek bir ressam var. Ama adam yaşlı, hafıza gidip geliyor, tükenmişlik noktasında. Önce adamın ne amaçla durduğunu anlamadım. Ama sonlara doğru Elizabeth'in ona bir bakışı var. Sanki ressamda kendini görüyor. Ressamın boş ve ilgisiz bakışlarında kendi yok oluşunu görüyor. Dengesizlik enerjisini, ruhunu tükenme noktasına getirmişken Elizabeth, John'u terkediyor. Mantıksız olabilir, zira bu kısmı çok kişisel bir yorum: John'un sado-mazo &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDpldh1FI/AAAAAAAAAbY/NQTbXEmtVMs/s1600/dokuzbucuk.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409319746646692946" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHDpldh1FI/AAAAAAAAAbY/NQTbXEmtVMs/s200/dokuzbucuk.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 140px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;tarafı aslında bütün o ekonomiyi elinde tutup parayla oynayan ama aynı zamanda kendinden başka kimseye güvenmeyen, sürekli kendini koruma ihtiyacı hisseden bir adamın zırhı. Sağlıklı demiyorum, ama bu,  "zaman kötü kolla götü" sürecinin içindeki bir adamın kendi öz kişiliğini garantiye almaya çalışması bence. Gerçi o zırhların sonrasında öz kişiliğin yerini alması büyük ihtimal. Elizabeth'ten kendini bir şekilde bu yolla koruyor. Yarattığı dengesizlik-ki bu arada cinselliği büyük bir dengesizlik aracı olarak kullanıyor John-Elizabeth'in onun iç dünyasına girmesini engelliyor, dikkat dağıtıyor. John'un tek kurtulma şansının avucunun içinden kayıp gittiğini son sahnede net olarak  görüldüğünü düşünüyorum. Zira John, Elizabeth terkederken ilk defa gerçek davranıyor. Rol yok, oyun yok, kendini anlatıyor. Ama o saatten sonra iş işten geçmiş, Elizabeth tükenmiş olduğundan bir işe yaramıyor. Çok düzgün gibi görünen hayatlar aslında çok dengesiz olabiliyor. Filmin sonunda ikisi de haklıydı bence, herkes kendi yaşamının tutarlılığında haklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHEb8DJhkI/AAAAAAAAAbw/Ytz_DzrEH6s/s1600/nine-weeks-kim-basinger_l.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409320611703522882" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHEb8DJhkI/AAAAAAAAAbw/Ytz_DzrEH6s/s200/nine-weeks-kim-basinger_l.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 151px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 114px;" /&gt;&lt;/a&gt;Gelelim filmin cinsellik boyutuna. Sevişiyorlar bilginize. Hem de bunu çok geniş bir hayal gücüyle yapıyorlar. Ama bana kalırsa o sahneler olmasaydı o adamın dengesizliğini anlatmak çok zor olabilirdi. Çünkü cinselliği haz meselesi olduğu kadar, bir dengesizlik ve belirsizlik unsuru olarak da kullanıyor yönetmen. Millet benim dememle filme bakış açısını değiştirecek mi? Tabii ki hayır, seyredenlerin hepsi porno film kategorisine koymaya devam edecekler. Mesela filmdeki Kim Basenger'ın striptiz sahnesi çok meşhur, eminim bunun için bile seyreden vardır. Bu arada film buram buram 80'ler; o yılların filmlerini seviyorsanız tavsiye ederim. Kılık, kıyafet, müzik, sahnelerin çekiliş açıları bile 80'ler bea.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHEwyH5BFI/AAAAAAAAAcA/8r09t6iirzc/s1600/986NHW_Mickey_Rourke_024.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409320969816310866" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHEwyH5BFI/AAAAAAAAAcA/8r09t6iirzc/s320/986NHW_Mickey_Rourke_024.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;Bu arada Brad Pitt bok yemiş Mickey Rourke'un yanında. Müthiş yakışıklı olması ayrı bir konu, bir bakışla yeri göğü sallıyor. Gerçi şimdiki haline bakmanızı kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama 80ler hali- teyyyyy... Adam şefkatli bakıp seksi olabilen bir adam. Mümkün demezdim, mümkünmüş. Kim Basenger'da güzelliğinin doruğunda, estetik bir ikili yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-526575557006261781?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/526575557006261781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/nine-and-half-weeksdokuz-bucuk-hafta.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/526575557006261781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/526575557006261781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/nine-and-half-weeksdokuz-bucuk-hafta.html' title='Nine and Half Weeks/Dokuz Buçuk Hafta'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SxHF2Gf42-I/AAAAAAAAAcY/Utp1xXoUhO4/s72-c/nine_and_a_half_weeks_ver2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3044251625977653889</id><published>2009-11-26T19:16:00.000+02:00</published><updated>2011-11-19T17:40:57.704+02:00</updated><title type='text'>farkındalık</title><content type='html'>Az önce farkettim ki son zamanlardaki anlatımlarımda çok fazla fotoğraf kullanıyorum. Hani fotoğrafsız kötü ama çok fotoğraflı da iyi mi anlayamıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3044251625977653889?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3044251625977653889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/farkndalk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3044251625977653889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3044251625977653889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/farkndalk.html' title='farkındalık'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-9088131945277268794</id><published>2009-11-22T23:02:00.023+02:00</published><updated>2011-11-19T16:47:42.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twilight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='new moon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='robert pattinson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vampir filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kristen stewart'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alacakaranlık'/><title type='text'>Twilight Saga:New Moon/Alacakaranlık Efsanesi:Yeni Ay</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3PgYAaShI/AAAAAAAAAa4/Cv-5n8fiehc/s1600/95249_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408206882648771090" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3PgYAaShI/AAAAAAAAAa4/Cv-5n8fiehc/s320/95249_700.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 223px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şekerim basın, bir açılın lütfen:) Basın derken medya manasında(mânâ değil mana) basın tabii ki:P Tamam, basın gösterisine gitmiş değilim.Özel gösterime gittik bi parça:) Yalan söylemeyeceğim, basın ayağına gitmeyeydim para vermeyi planlamıyordum; indirecektim. Zira bu kitaplar film yapılması için yaratılmamış ya da sanırım doğru yapımcıya düşmedi. Ayrıca kitaplara zaten fazlasıyla verdim. Çok bir şey beklemiyordum filmden, ama ilkinden iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüden önce son çıkış baylar bayanlar. Buradan gerisini tepe tepe, suyunu çıkara çıkara anlatacağım haberiniz olsun:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwmtwWhq_XI/AAAAAAAAAZA/y5eBO6afsKI/s1600/new-moon-filmi-91.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407043873827126642" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwmtwWhq_XI/AAAAAAAAAZA/y5eBO6afsKI/s200/new-moon-filmi-91.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 153px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 235px;" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap her ne kadar süper olmasa da gayet derli toplu anlatıyor derdini. Ama aynı derli topluluk iki filmde de yok. Ama bu kitabın filminde olaymış keşke, serinin en iyi kitabıydı bu. Bir kere filmde direk bir kitleye oynanmış: Kadınlar. Erkeklerin büyük bir kısmı yarı çıplak dolaşıyor, yarı çıplak olmasalar da ortalık hoş adam dolu:) Gerçi hemcinslerim, hedef kitle, sağolsunlar çok eğlendim. Dakka bir gol bir, ekranda Robert Pattinson görünür görünmez bir aaa sesi aldı, bizi de Sema'yla bir gülme aldı. Zira adamın karşıdan bir gelişi var, rüzgar bile ona "Biliyoruz bebeğim ne kadar karizma olduğunu, bu esinti sana gelsin" diyor. Ağır çekimde Edward'ın gelişini izlerken adım adım salondaki hatunlardan ilk reaksiyonu aldık zaten:) Gerçi şimdi haklarını yemeyelim, teaserı vardı daha film ortalıkta yokken dolaşan, Amerikalı kızlar ciyak ciyak bağırıyorlardı; bizimkiler yine iyi-yaratıcılar hem:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Swm2x2JSAqI/AAAAAAAAAZI/L2EOiUO8Zrk/s1600/95739_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407053795099280034" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Swm2x2JSAqI/AAAAAAAAAZI/L2EOiUO8Zrk/s200/95739_700.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 133px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse hikayemiz malum, Bella 18 oluyor, yaş takıntısı neyim var. Zira Edward'ı 17 yaşında vampir oldu diye 17 benimseyecek kadar gerizekalı, adam 109 yaşında! Şekilcilik işte,yanında yaşlı durmaya tahammülü yok. Gerçi açılış sahnesi müthişti o noktada. İzlerseniz göreceksiniz, Bella'nın rüyasını güzel çekmişler. Neyse doğum gününü kutlamaya Cullen ailesinin evine gidiyorlar. Kağıt elini kesiyor bu yavrumun. Eh vampirler arasında elbette baştan çıkan olacaktı, Jasper baştan çıkıyor. Çıkan arbedede bir damla kan oluyor sana ciddi bir kesik. Tabii ortalık vampir dolu, her an üstüne saldırmaları an meselesi... Bir ş&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwsB1fMo4jI/AAAAAAAAAZY/MCQ4LW90ebE/s1600/95742_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407417796007617074" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwsB1fMo4jI/AAAAAAAAAZY/MCQ4LW90ebE/s200/95742_700.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 133px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;ey olmuyor olmasına da Edward ve Bella'nın uzun süreli kaderini belirliyor bir yerde o olay. Edward, Bella'yı bırakıp gidiyor özetle. Bu arada Robert Pattinson ne kadar çektiğini anlatmak için bir kaş büzmesi var ki ben o kaş büzmesini onun dışında bir kişide daha gördüm: Küçük Emrah! Bu filmde çok yok ama birinci filmde bol miktarda küçük Emrah bakışı yakalamanız mümkün:) Neyse bizimkiler gidince Bella kendini depresyona vuruyor. Ben anladım hadi, zira kitabı okuduydum. Bella kitapta zebil ziyan oluyor, ama filmde aynı şeyi hissettmek mümkün değil. Depresif filan ama Edward'ın yokluğu derinden sarsmış gibi görünmüyor. Tek bildiğimiz rüyalardan çığlık çığlığa uyandığı...  Teselliyi bir arkadaş olarak Jacob'ın yanında buluyor. O da ayrı bir &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwsCARrTeHI/AAAAAAAAAZg/pFdhW55xLWw/s1600/95743_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407417981356701810" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwsCARrTeHI/AAAAAAAAAZg/pFdhW55xLWw/s200/95743_700.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 133px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;terane. Jacob, Bella'yı seviyor; Bella'ysa Edward'a aşık.Ama o da çok net anlatılmıyor. Kitabı okudunuz mu bilmiyorum ama Bella'nın perişanlığını öyle bir anlatıyor ki kitap ağlacak hale geliyorsun. Anam filmde ise pek bi'larç(large kelimesinin cümle içine girmiş hali-türkilizce). Bella, hissiyatını Alice yazdığı mailleri okuyarak bize söylemese anlamamız mümkün değil. Heh, Jacob'la arkadaşlığı diyorduk. Jacob'ın istediği tipte olmasa da arkadaşlık işte... Ama sinemadaki el sahnesi güzeldi:) İki yanda Bella'dan hoşlanan iki erkek ve ikisinin de elleri Bella'nın tutabilmesi için Allah'a yakarırcasına açık kalmış:) Bi Kılodya Şifır bi Bella işte o kadar popüler kasabada:P Devamında Bella'nın bir takım halüsilasyonları var ama Bella'nın tehlike içinde olduğunda Edward halüsilasyonu görmesi olayı da anlşılmıyor pek. Ama bu arada ne oluyor, o &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3BHX6L4ZI/AAAAAAAAAZo/1v7tP424Uvw/s1600/95730_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408191059963142546" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3BHX6L4ZI/AAAAAAAAAZo/1v7tP424Uvw/s200/95730_700.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 133px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;anlardan birinde Jacob'ı çıplak görüyoruz ve kızlardan beklenen tepkiyi alıyoruz "aaaaaaaa":) O tabii ki bir başlangıç. Zaten ortalıkta o kadar çok yarı çıplak erkek dolaşıyor ki "aaaa" tepkisinin ardı arkası kesilmedi. Özellikle Jacob kurtadam olduktan sonra filmde mütemadi bir yarı çıplaklık sürmekte... Gerçi Jake'i oynayan evlat 1992'li, benden küçük ve dünya ahret kardeşim olur lakin bir büyüsün çok can yakacak ablası:) '92'liyim dememiş, güzel kas yapmış, ama surat hala çocuk, benim nezdimde hoşlanılası değil. Fakat bu arkadaş bir beş sene sonra bir taş olacak, Rpatzz(Robert Pattinson) avcunu yalayıp bok yesin. Bana kalırsa bu evlat büyümeden filmleri bitirmeleri gerek, zira rpatzz'in karizması gidecek:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3CTCDm03I/AAAAAAAAAZw/6VvwCxooeoc/s1600/95728_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408192359767135090" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3CTCDm03I/AAAAAAAAAZw/6VvwCxooeoc/s200/95728_700.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 133px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Çok ara konulara dalıyorum bea dikkat dağıtacak çok şey var:) Kurtadamlar diyordum, yarı çıplak dolaşıyorlar:) Sapık zannediyorsunuz siz şimdi beni ama hakikaten öyleler. Cullen ailesinden çok(Edward halüsilasyonlarını tenzih ederim), kurtadamlar ordusu görüyoruz. Arada bir ordu olay oluyor pek tabii ki. Neyse özetle sonuna gelelim, bu kitabın deniz feneri Romeo ve Juliet ya Edward Bella'nın öldüğünü sanarak İtalya'ya intihar etmeye gidiyor(Olayları dramatize etmese olmuyor). Amaç güneşe çıkıp parlayarak soylu vampir grubunu kışkırtmak ve kendini öldürtmek. Zira vampirlerin alengirli bir plan yapmadan intihar edemediklerini öğreniyoruz-kitaptan:) Açıkçası &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3EMK9wgDI/AAAAAAAAAZ4/gpJs7pa14sg/s1600/Half-Naked+New+Moon+Set+Photos.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408194440922693682" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3EMK9wgDI/AAAAAAAAAZ4/gpJs7pa14sg/s200/Half-Naked+New+Moon+Set+Photos.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 138px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 138px;" /&gt;&lt;/a&gt;Edward'ın kendini soyup güneşe çıktığı sahnede ben kızlardan çığlık bekliyordum ama birlikte izlediğim kız grubu çoğunlukla ikinci gruptandı kanımca. İkinci grup ne hatta birincisi ne diye sorduğunuz için teşekkürler anlatıyorum: Bu filmi izleyen heteroseksüel bayanların çoğu filmden bir erkeğe meyletmiş oluyorlar. Bu bayanların büyük çoğunluğu da kendi aralarında ikiye ayrılıyor: Isır beni Edwardçılar ve tırmala beni Jakeçiler. Bizim izlediğimiz salon tırmala beni Jakeçilerden oluşuyordu, çünkü Jake'in kaslarını sergilediği her ana tepki geldi:) Edward &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3E562ezdI/AAAAAAAAAaA/EMDKu5SpO24/s1600/7e45022e88c149b8ce2cf539de336ef811e716666408fdd2eab133361b3f3ed892f0e33fe5e3233cd2c1dbe306a075f5ae3e77e3fb056391dca9e0ed1991639560f8566d6dd456a7d9fa0f237.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408195226871188946" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3E562ezdI/AAAAAAAAAaA/EMDKu5SpO24/s200/7e45022e88c149b8ce2cf539de336ef811e716666408fdd2eab133361b3f3ed892f0e33fe5e3233cd2c1dbe306a075f5ae3e77e3fb056391dca9e0ed1991639560f8566d6dd456a7d9fa0f237.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 134px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 180px;" /&gt;&lt;/a&gt;soyunduğundaysa hiçbir çıt yok. Ya da sahnenin heyecanındand ne bilem, Bella manyak gibi Edward'ı engellemeye  çalışıyor o sırada... Tabii ondan sonra da olaylar oluyor. Bella, Edward'ın güneşe çıkmasını engelliyor ama yine de vampir kraliyet ailesinin gazabından kurtulamıyorlar. Bu arada Edward'ın kardeşi Alice-ki geleceği görbiliyor- geleceği bu yaşlı ve soylu vampirlerden birine gösteriyor: Bella vampir olacak. O geleceği gösterirken kamera yavaş yavaş Aro'nun gözüne doğru ilerliyor. Anlıyoruz ki geleceği görecek. Ben de kan revan Bella'nın vampir olacağı sahneyi bekliyorum inan ki... En azından vampir olmasa da ne bileyim avlanrken filan. Aro'nun gözüne giriyoruz ve sahne şu: Edward, üstünde yelek-gömlekle &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3HNsc_OdI/AAAAAAAAAaI/lrL05h23cWQ/s1600/95737_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408197765626804690" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3HNsc_OdI/AAAAAAAAAaI/lrL05h23cWQ/s200/95737_700.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 133px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;çayırların içinde huzurla koşarken Bella'da tiril tiril bir elbiseyle Edward'ın bu huzur ve aşk dolu koşusuna katılıyor. Ben bir Türk evladı olarak arka fonda "Hani kuşlar ağaçlar binbir renkli çiçekler, nasıl yakalamıştık saçlarından baharı?" isimli güzide eserin icra edilmesini beklerdim. Valla yapımcılara "Olm biz bu işi 30 sene önce yaptık naber?" deme isteğiyle dolup taşıyorum. Bir Ediz Hun, bir Hülya Koçyiğit bu konuda daha çok pratik ya&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3IbVrIR3I/AAAAAAAAAaQ/J6SYPgmDIAs/s1600/95729_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408199099541899122" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3IbVrIR3I/AAAAAAAAAaQ/J6SYPgmDIAs/s200/95729_700.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 88px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 133px;" /&gt;&lt;/a&gt;pmış insanlar. Tecrübeleriyle Amerikan sinemasının gerçekten elinden tutabilirler. Bu koşu sırasında farkedilern tek şey Bella'nın kafasını sahneyi çekmeden önce pudra kutusuna sokup çıkarmış olmaları, vampir yani:) Neyse sonuç itibarıyla bundan bir kaç sene öncesine kadar kimsenin haberi olmadığı ama şu an turist dolup taşan Forks's geri dönüyorlar. Orası da pek anlaşılmıyor ama kitapta Bella'nın vampir olası meselesi şöyle bir geçiliyor. Başta gördüğümüz Cullen ailesini bir de sonda görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3SIZmJ6kI/AAAAAAAAAbA/RIbGoyJJYpw/s1600/twilight_newmoon_13-550x366.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408209769293539906" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3SIZmJ6kI/AAAAAAAAAbA/RIbGoyJJYpw/s320/twilight_newmoon_13-550x366.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 120px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 181px;" /&gt;&lt;/a&gt;Gelelim zurnanın zırt dediği yere:) Salon en çok bununla eğlendi sanırım. Kitabı okuyanlar bilir, okumayanlar da bu yazıyı sonuna kadar okuduysa kitabın yarısını anlattım zati artık çok geç, Edward Bella'nın vampir olabilmesi için kendisiyle evlenmesini şart koşuyor. Filmde tam orada, Edward'ın Bella'ya "Marry me" demesiyle ve Bella'dan ses çıkmamasıyla bitiyor. Ama ortada bir yanıt var, Bella evet demesiyse de... Edward Bella'ya "marry me" dedi ve ekrandan daha suratı çıkmadan sinemanın arka sıralarından net, kararlı ve istekli bir sesten "yes!" yanıtı geldi:) Ahahaha millet bu cevabı versin diye özellikle tasarlamış olabilirler mi bu sahneyi acaba:) Ama çok güldüm, gerçekten... Tepkiler zaten müthişti. Sizin anlayacağınız sinerjisi çok yüksek bir salonda izledik filmi:) Böyle tepkileri &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3O8VOtRQI/AAAAAAAAAao/aCxMhnEYneI/s1600/95744_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408206263428138242" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3O8VOtRQI/AAAAAAAAAao/aCxMhnEYneI/s200/95744_700.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 133px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;bir de zamanında The Curious Case of Benjamin Button'da almış idim, ama bunun tepkileri daha iyi. Ama sorarsanız film kötü bence. Çok ciddi anlamda kırpılmış. Ha ilkinden iyi, ilkinde kamera hiçbir türlü sabit durmuyordu. Oyunculuklar da daha iyi. Ama ilk filmde olduğu gibi Robert Pattinson'ın iyi bir vampir kötü bir oyuncu olduğu fikrimi koruyorum. Kristen Stewart, ne bilem üff, o kız çok sıkıcı bea. Gerçi Edward hala mükemmel erkek listesindeki yerini koruyor:) Hele de ben Midnight Sun'ı okuduktan sonra, ısır beni Edward!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3PVLCk2SI/AAAAAAAAAaw/RPIHzFWi5tI/s1600/95732_700.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408206690189629730" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3PVLCk2SI/AAAAAAAAAaw/RPIHzFWi5tI/s200/95732_700.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 133px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Müzikler yine çok süper! İki filmin de en kuvvetli yanı bu, çok iyi müzikleri var. Sadece çalan şarkılar da değil, tema müzikleri de iyiydi bence. Bir de keşke diğer karakterlerin hikayelerine biraz yer verseler, hiç anlatmıyorlar süs gibi... Gitgide iyiye gitmesini Şafak Vakti'nin(dördüncü kitap) çok iyi çekilceğine yoruyorum:) Gerçi 4.filmin çekilip çekilmeyeceği de meçhuldü en son, üçüncü film Tutulma'nın gösterim tarihi için de 2010 diyor bakalım. Hanımlar hadi hayırlısı!(Erkekler okuyor mu bilmiyorum ama zaten tahminim bu kadar kadınsı bir yazıya dayanamıştır, yoksa ayrımcılık yapıyor değilim:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş: Hey yavrum ne yazmışım be! İmleci kaydırmakla sayfa tükenir mi:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-9088131945277268794?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/9088131945277268794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/twilight-saganew-moonalacakaranlk.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/9088131945277268794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/9088131945277268794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/twilight-saganew-moonalacakaranlk.html' title='Twilight Saga:New Moon/Alacakaranlık Efsanesi:Yeni Ay'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sw3PgYAaShI/AAAAAAAAAa4/Cv-5n8fiehc/s72-c/95249_700.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1783205211141985038</id><published>2009-11-18T22:58:00.012+02:00</published><updated>2011-11-19T16:45:04.704+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tsutomu yamazaki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='japon sineması'/><title type='text'>Sekai no Chūshin de, Ai o Sakebu/Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR3KQ1zMdI/AAAAAAAAAX4/uZYaaE73FDw/s1600/afiyr5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405576470954455506" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR3KQ1zMdI/AAAAAAAAAX4/uZYaaE73FDw/s320/afiyr5.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 222px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Türk filmi sever misiniz? Japon imalatı bir Türk filmini gururla sunarım:) Yanlış anlaşılmasın, Türk filmi çok severim, ama Japonlardan beklemiyordum böyle bir konu. Gerçi sorsanız ki Japon sineması hakkında ne biliyorsun diye çok iyi değilimdir. Zira uzakdoğudan Kore üzerine odaklanmış durumdayım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye çok acıklı... Filmi bitirdiğim gibi yazmış olsaydım sadece kelimeleri değil gözyaşlarını da okumuş olacaktınız(pek şairane oldu be:P). Ya şimdi dalga filan geçiyorum ama filmi izlerken hakikaten fena oldum. 37 ekran televizyonda değil de sinemada izlemiş olsaydım ve odaya giren çıkan olmasaydı kesin koma kelle olurdum herhalde. Türk filmlerindeki konu ama film o kadar yalın anlatıyor ki boşluğu dolduran sen oluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR5LgEK9pI/AAAAAAAAAYQ/RLkyym-cTfM/s1600/resim004.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405578691244390034" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR5LgEK9pI/AAAAAAAAAYQ/RLkyym-cTfM/s200/resim004.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 134px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin konusuna gelirsek; Sakutaro ve Ritsuko nişanlılar. Aslında film -başlangıçta- bir sürü havada kalan sahneyle açılıyor, geçiyorum o yüzden. Filmin asıl konusu bir yerde Ritsuko'nun çocukluk hırkasını  ve onun cebinde bir adet kaset bulmasıyla başlıyor. Filmin yapım yılı 2004, 2004 Japonyasında bir kasetçalar bulmanın ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. Zira elektornik markette görevli çocuğun acıyan gözlerle kıza bakmasına ben üzüldüm. Kardeşim ne bu geçmişimizi sallamama durumları! Daha hacimlisi icat edildi diye ne çabuk silip attık kasedi hayatımızdan! Teybin içine dolanan bandı kasedi kalemle sarmayı, boşluklarının içine kağıt tıkıp ya da bant yapıştırıp radyodan şarkı çekmeyi, karışık kaset yaptırmayı ne çabuk unuttuk bea! Neyse Japonya'da yıl 2009 itibarıyla kasetçalar walkmanin bulunduğunu sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6HcTTCyI/AAAAAAAAAYg/eMqG9xwBcwg/s1600/resim002.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405579721026243362" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6HcTTCyI/AAAAAAAAAYg/eMqG9xwBcwg/s200/resim002.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 134px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Kasedi dinleyince Ritsuko, anlamıyorsunuz noluyor, nişanlısına bir not bırakıp gidiyor. Sakutaro'da bunu aramak için ortak arkadaşlarına gidiyor. Daha doğrusu pek ciddiye almıyor. O sırada da Japonya'yı esir almakta olan 20 numaralı tayfun(tayfuna tayfun diyorlar hakikaten!bu morfolojik heyecanımı nasıl anlatsam bilemiyorum, ama bizim tayfun dediğimiz şeye onlar da tayfun diyor:) şimdi herkes ee nolmuş yani diyecektir ama heyecanlandım işte. arada dil eğtimi görüyor olmanın helecanı nüksedebiliyor) dolayısıyla bütün b&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6PJ88_aI/AAAAAAAAAYo/8soBdlxcKqA/s1600/resim11we.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405579853539638690" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6PJ88_aI/AAAAAAAAAYo/8soBdlxcKqA/s200/resim11we.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 134px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;asın alarmda ve paso televizyonlar etkinelenebilcek yerlerden haber yapıyorlar. Sakutaro arkadaşıyla konuşurken televizyondan nişanlısının, kendisinin büyüdüğü kasabaya gittiğini görüyor. Hönk oluyorlar özetle, Sakutaro'da peşinden gidiyor. Fakat ne alaka bir biçimde Sakutaro kasabaya gider gitmez nişanlısını aramaya değil, eski odasındaki kasetlere saldırıyor. Dinleye hatırlaya büyüdüğü kasabayı tavaf etmeye çıkıyor. O kasetleri dinledikçe öğreniyoruz ki Sakutaro'nun lise yıllarında Aki isimli bir sevgilisi var. Kızla bir şekilde yakınlaşıyorlar, sevgili oluyorlar, sonrasında kız kansere yakalanıyor ve ölüyor. A&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR43XgEbuI/AAAAAAAAAYI/wV87uPaOj4M/s1600/002255g4.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405578345348099810" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR43XgEbuI/AAAAAAAAAYI/wV87uPaOj4M/s320/002255g4.png" style="cursor: pointer; float: right; height: 119px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 212px;" /&gt;&lt;/a&gt;y ne kadar duygusuz anlattım dimi, kendimden tiksindim. Halbuki nasıl güzel, nasıl masum bir aşk yaşıyorlar. Çocuk desen çok çocuk değiller, büyük desen değiller. O iki arada bir derde kalmış yaşlarında iki arada bir derede kalmış bir aşk hikayeleri var. Neyse nerede kalmıştım... Kendi aralarında geliştirdikleri de bir iletişim sistemi var:Kaset dolduruyorlar. Şarkıyla filan değil, direk konuşuyorlar. Doldurulmuş onlarca kaset eşiliğinde kasabayı gezmeye başlıyor Sakutaro... Geçmişin hayaletlerini kovalarken anlışılıyor ki Aki, Sakutaro'nun gerçek aşkıymış ve yaşanmamış bir şeyler kalmış. Arka planda da &lt;a href="http://diplexer.blogspot.com/2009/04/okuribitogidisler.html"&gt;Gidişler&lt;/a&gt;'de ölüleri tabutlara yerleştiren müthiş bir &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR69sDF-lI/AAAAAAAAAY4/NN4vJBVkcms/s1600/a+Isao+Yukisada+Crying+Out+Love+in+the+Center+of+the+World+DVD+Review+PDVD_003.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405580652966181458" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR69sDF-lI/AAAAAAAAAY4/NN4vJBVkcms/s200/a+Isao+Yukisada+Crying+Out+Love+in+the+Center+of+the+World+DVD+Review+PDVD_003.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 90px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;zanaatkarı oynayan Tsutomu Yamazaki'yi fotoğrafçı ve hayatının aşkına hiç kavuşmamış bir adam rolünde görülüyor. Sakutaro ve Aki'nin aşkında hüzünlü bir rolü var kendisinin. Gidişler'de de hastası olmuştum şimdi de oldum. Aslında bir yerde Sakutaro ve Aki'nin aşkına paralel bir tarafları var. Ha nişanlı ne yapıyor bu arada derseniz filmin sonuna doğru Ritsuko öyle bir yerden bağlanıyor ki Sakutaro ve Aki'ye, şahsen ağlamaklı olmasaydım höh derdim. Türk filmi hissiyatını buram buram hissedeceksiniz bu bağlantıda:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yazarken farkettim ki filmde küçük küçük şeyler birbirine o kadar bağlı ki filmi anlatmak çok mümkün olmayabiliyor. Zira ortalıkta dolanan pek karakter yok, olay o üç karakterin etrafında dönüyor genellikle. Geçmişle gelecek o kadar iç içeki zaten.... Size diyeceğim izleyin, görün, ağlayın. Yalnız filmin sonu çok havada bitti. Anlatamıyorum da çünkü filmi başından alıp en ince ayrıntısına kadar anlatmam gerek böyle bir durumda:) Kendimi ifade edemiyorum böhü böhüüü.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6moPAVZI/AAAAAAAAAYw/OB62bX4V6g8/s1600/mx2a1w.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405580256805410194" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR6moPAVZI/AAAAAAAAAYw/OB62bX4V6g8/s200/mx2a1w.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 139px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 324px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ama bir şeye gerçekten çok hayran kaldım. Filmin Türkçe ismini kim bulduysa("dünyanın merkezinde aşkı haykırmakmış" asıl anlamı) zihnine, edebiyat gücüne sağlık! "Dünyanın orta yeri" ne güzel bir tamlamadır yahu...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1783205211141985038?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1783205211141985038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/sekai-no-chushin-de-ai-o-sakebudunyann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1783205211141985038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1783205211141985038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/sekai-no-chushin-de-ai-o-sakebudunyann.html' title='Sekai no Chūshin de, Ai o Sakebu/Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SwR3KQ1zMdI/AAAAAAAAAX4/uZYaaE73FDw/s72-c/afiyr5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3872373197484255597</id><published>2009-11-10T22:01:00.005+02:00</published><updated>2010-01-15T12:58:52.479+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='savaş dinçel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cumhuriyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rutkay aziz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk filmi'/><title type='text'>Cumhuriyet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svrn_zBCyVI/AAAAAAAAAXA/UqQ94JJ6BiY/s1600-h/Cumhuriyet%281998%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svrn_zBCyVI/AAAAAAAAAXA/UqQ94JJ6BiY/s320/Cumhuriyet%281998%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402885786196691282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10 Kasım dolayısıyla TRT az önce Cumhuriyet filmini yayımladı. Bunu ilk izlediğimde "aaaaa" nidalarıyla çıkmıştık sinemadan. Niye bu kadar "aaaa" dediysek yani... Ya tamam, Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan film fikri güzel de bir de o prodüksüyona güzel bir film çekselermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet yanlış hatırlamıyorsam dönemin en büyük prodüksüyonlarından biri... Hani ne kadar harcandı hiiiiç hatırlamıyorum, ama TRT çektiğine göre derya deniz bir imkan sahibiydiler muhakkak. Yani sadece parasal anlamda değil, ne kadar para sahibi olsanız da nüfuzunuz olmazsa açtıramayacağınız mekanlar var. TRT filmi o mekanlarda paşa paşa çekmiş. Dahası muhtemelen Türk sinema tarihinin en görkemli oyuncu topluluğuyla... Yan rollerde bile Kenan Işık filan var anacım siz düşünün artık:) Maşallah bir kadro yapmış tey tey tey... Tabii bunu ortaokuldayken farketmek mümkün olmayabiliyor. Ama ortaokuldayken film akışının ne kadar rezil olduğunu da farketmemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrpksgzbEI/AAAAAAAAAXw/ImkofcJm3Us/s1600-h/ataturk14vh7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 287px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrpksgzbEI/AAAAAAAAAXw/ImkofcJm3Us/s320/ataturk14vh7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402887519617641538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;SkyTürk bozuk olduğundan Halil Amca'yı izleyemeyince Cumhuriyet'i görüp başladım izlemeye. Gerçi takdir ettim bir yandan TRT'yi, hamaset yapmayı bırakıp 10 Kasım'da Atatürk'ü anlatacak bir şey göstermeleri iyi olmuş. Genelde bu filmi Cumhuriyet Bayramı'nda gösterirler zira. Neyse başından başlamadım ama çok bir şey kaçırmamıştım açtığımda. Biz bu filmi nasıl bu kadar beğenerek izlemişiz. Ya belgesel desen değil film desen hiç değil. Semra Hanımcığımın deyişiyle daldan dala, daldan dala... Niye insan bu kadar kastırır sığdırıcaz diye anlamam. Madem bir işe koyuldunuz, nasılsa kostümdür dekordur diğerlerine de kullanılır, bari çekin 3 tane film de geniş geniş anlatın. Zaten parasını katre katre çıkarardı o film. Üstelik devlet televizyonu çekiyor yani... Okuldayken gidin de gidin diyen bir sürü öğretmen olmuştu. Zaten cebren ve hile ile reklamı çok yapılabilecek bir filmdi. Filmde her şey o kadar hızlı anlatılıyor ve geçişler o kadar kötü ki "aaaaa" değil "eeeee" sesi çıktı film boyunca benden. Ülkenin alanında en iyi isimlerini  toplayacaksın(Müzik hanesinde Gürer Aykal, film müziklerini seslendiren Bilkent Senfoni yazıyor en meselası), devletin bütün imkanlarını kullanma hakkına sahipsin, ama ortaya çıkan film belgesel mi film mi belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvroRSKjYtI/AAAAAAAAAXI/G8EXAFpllng/s1600-h/latife_hanim_b.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 206px; height: 262px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvroRSKjYtI/AAAAAAAAAXI/G8EXAFpllng/s320/latife_hanim_b.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402886086615851730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oynculuklar genel anlamda güzel. Rutkay Aziz'i çok beğenmem, o çok ayrı. Atatür&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrocMSye8I/AAAAAAAAAXQ/CZ8fqHg3D2c/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 124px; height: 68px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrocMSye8I/AAAAAAAAAXQ/CZ8fqHg3D2c/s200/images.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402886274018343874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;k'e benzememesi ve yapay sarı olduğu 3 kmden belli saçlarından değil; tiyarto sahnesinde gibi oynuyor:abartılı ve teatral. Her neyse Atatürk rolünü en efsane oynayan benim gönlümde iş bankası reklamındaki Haluk Bilginer'dir, ötesini tanımam. Reklam olabilir, çok kapitalist olabilir, ama Atatürk'ün yaptıklarını -bence- en güzel özetleyen reklamdır. İsteyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x3h0o4_turkiye-yy-bankasy-10-kasym-ataturk_shortfilms"&gt;buradan&lt;/a&gt; izleyebilir. Ay nereden geldim ben bu konuya:) Neyse oyunculuklar güzel. Latife Hanım rolünde neredeyse gençlikten tanınmayacak kadar genç bir Dolunay Soysert var:) Gerçi şimdi aklıma geldi, Latife Hanım'ı da anlatış şekilleri ayrı bir terane. Niye o kadını nefret edilecek unsur olarak göstermişler anlamadım. Tamam, Atatürk'le benzemiyor olabilirler, fevri davranmış olabilir pek çok şeyde, ama şahit olunmayan bir meselede bir tarafı kötü göstermek niye? Atatürk'le Latife Hanım'ın hikayesi tam bir muamma. Ama insanlar yüceltmek adına bazı şeyleri düşük gösterebiliyorlar. Lat&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svroq7t7RnI/AAAAAAAAAXY/izSoxQGVu2I/s1600-h/bscap0021.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svroq7t7RnI/AAAAAAAAAXY/izSoxQGVu2I/s200/bscap0021.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402886527266801266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ife Hanım'ı sadece bir kadın-cadaloz, hırs ve mevkii düşkünü olarak göstermişler de-olarak gösterselerdi, Atatürk Atatürklüğünden bir şey kaybetmezdi. Kimse Latife Hanım'ı tanımıyor sonuçta, ayrıca o kadın ömrü boyunca konuşmadığı evliliği için... Bir miktar almış olsalar da bence hakkı yenmiş. Fikriye Hanım, Latife Hanım ve Atatürk ilişkisinde ortaya atılan bir sürü iddia var ve hiçbiri net değil, daha tarafsız olabilirlermiş. Ay evet, çok kızdım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abidik gubidik bir sürü sahne var. Bütün devrimleri, her şeyi anlatıcaz diye sıkıştırmışlar. Mesela bir sahnede tekkede zikir çeken insanlar ve bir şeyh görülüyor. Bir mürit gelip şeyhe "Tekke ve zaviyler kaldırılmış. Sarığı da sadece din adamları takacakmış "diyor. Şeyh de "Tuu Allah belalarını versin" diyip kaldıkları yerden zikre devam ediyorlar, ayaktaki mürit de dahil! Şimdi anlatınca tuhaf geldi ama bulursanız izleyin, sahne hakikaten komple mantık hatası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svro5MzFhxI/AAAAAAAAAXg/dozU_h0TLqo/s1600-h/gimages.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 124px; height: 68px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svro5MzFhxI/AAAAAAAAAXg/dozU_h0TLqo/s200/gimages.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402886772370016018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Benim dikkatimi çeken noktalardan biri de dil devrimiydi. O kadar kolay atlatılmış ki filme göre gözünle görsen inanmazsın:) Adamlara "Bak kardeşim sen rahat 1000 yıldır Arap harflerini kullanıyorsun ama biz seni Latin alfebesine geçiriyoruz" demekle olup bitmiş gibi duruyor iş. Dil konusunda pek bir şey bilmesem de filmin ilk yapıldığı yıllardan bu yana ahkam kesecek kıvama geldim, bildiğimden değil yani söyleyeceklerim:) Dil devrimi bence devrimlerin en zorlarından biri... O kadar ki bence hilafeti kaldırmak kadar zor. Zira alfebe bir yönüyle dini temsil ediyor. Ama bu iş o kadar güzel başarılmış ki Cumhuriyet tarihinin en yüksek okuma yazma oranlarından biri de o yıllarda bildiğim kadarıyla... Ama film olabilcek bir mevzuuyu sadece 5 dakika görebiliyoruz. Her şeyi o kadar oldu bitti anlatmışlar ki! Cumhuriyet bu kadar kolay mı kuruldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrpNiXaSYI/AAAAAAAAAXo/sMMmO2xPuG0/s1600-h/bscap0002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 110px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvrpNiXaSYI/AAAAAAAAAXo/sMMmO2xPuG0/s200/bscap0002.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402887121756899714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aman neyse ben sararsam daha kızacak bir ordu noktası var filmin. 11 sene arayla tekrar izledim ve gördüm ki film onca emeğe karşılık pek bir şey çıkmamış dedirtecek bir film. Belgesel yapsalarmış keşke, Savaş Dinçel'in mükemmel oyunculuğuna yazık olmuş. Umarım bir gün gerçekten Atatürk'ü ve yaptıklarını hakkını verebilecek kadar iyi bir film çekebilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3872373197484255597?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3872373197484255597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/cumhuriyet.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3872373197484255597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3872373197484255597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/cumhuriyet.html' title='Cumhuriyet'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Svrn_zBCyVI/AAAAAAAAAXA/UqQ94JJ6BiY/s72-c/Cumhuriyet%281998%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3161211179107722646</id><published>2009-11-08T13:37:00.002+02:00</published><updated>2009-11-08T13:39:11.460+02:00</updated><title type='text'>dizi izlemek</title><content type='html'>Kardeşimle sırt sırta ayrı bilgisayarlarda farklı sezonlarda How I Met Your Mother izliyoruz. Ailecek hastasıyız olayının vücut bulmuş haliyiz:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3161211179107722646?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3161211179107722646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/dizi-izlemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3161211179107722646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3161211179107722646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/11/dizi-izlemek.html' title='dizi izlemek'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7394010249603289693</id><published>2009-10-30T22:12:00.022+02:00</published><updated>2010-01-15T12:54:45.736+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romantik komedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerard butler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='katherine heigl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><title type='text'>The Ugly Truth/ Kadın Aklı Erkek Aklı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdEPGk3SxI/AAAAAAAAAVQ/vQmamw21AR4/s1600-h/the-ugly-truth-poster-heigl-butler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdEPGk3SxI/AAAAAAAAAVQ/vQmamw21AR4/s320/the-ugly-truth-poster-heigl-butler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401861304308157202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdD0JiGXzI/AAAAAAAAAVI/WrlMmApzjOM/s1600-h/2009jun25_the-ugly-truth_gbnet_still5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ehehe geldik son zamanlarda izlediğim romantik komediler içinde en keyifli olanına:) Bu nasıl anlatsam "He's Not Just That Into You/Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar" ekolünden giden bir film. Faideli yani:)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdFEXvZBxI/AAAAAAAAAVY/AspRFNjgVTg/s1600-h/2009jun25_the-ugly-truth_gbnet_still5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 241px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdFEXvZBxI/AAAAAAAAAVY/AspRFNjgVTg/s320/2009jun25_the-ugly-truth_gbnet_still5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401862219448780562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Abby ki Katherine Heigl olur kendileri, idealist televizyon programı yapımcısı(televizyonda ve amerikada ne kadar idealizm oluyorsa o kadar işte), gündüz haber programı yapan bir yapımcı... Reytingler düşmeye başladığında coşturucu bir unsur olarak erkeklerin ne ister konulu program yapan Mike'ın ki Gerard Butler'ın programı haber programına iliştiriliyor(anlatmazsam çatlarım notu:  bir iki sene önce gerard butlerın ne kadar simetrik bir insan olduğunu görmek için zorla 300 spartalıya götürüldük.şimdi isim vermeyeyim kimin sürüklediğini, tanıyanlar tahmin edeceklerdir kim olduğunu:) o yüzden gerard butler'ı ne zaman görsem 300 spartalıyı seyrederken -filmin bitmesini bekleyememiş idik&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdFipEpfgI/AAAAAAAAAVw/6wugiC6zDII/s1600-h/the_ugly_truth_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdFipEpfgI/AAAAAAAAAVw/6wugiC6zDII/s200/the_ugly_truth_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401862739497418242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;- yaptığımız "gerardımın adeleli kolları..." konulu feriştah yenge muhabbetimiz gelir aklıma:) bu da böyle bir anı işte... utanmadım da yanlız anlatmaya). Bu arada Abby'nin yeni karşı komşusu yakışıklı ama yakışıklı olduğunun farkında olmayan, doktor, zengin, kibar, görgülü hayallerimizin erkeee yani... Fakat Abby sakil bir şekilde hareket edip Mike'ı doktoru tavlayabileceğine ikna etmek isterken kaçırma noktasına geliyor ve Mike'tan yardım almak zorunda kalıyor. Bundan sonrası epey eğlenceli:) Mike'ın erkeklerin tuvalet eğitiminden sonra eğitilemeyeceğini tezi üzerine eğitim başlıyor. Dik göğüsler, güzel elbiseler, uzun saçlar yani erkeği etkileyebilecek her şey... Doktoru tavlıyor Abby tavlamasına ama bu arada her ne&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdGIfnlc8I/AAAAAAAAAWI/Gy0hMjjnTfI/s1600-h/gerard-butler-the-ugly-truth.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 190px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdGIfnlc8I/AAAAAAAAAWI/Gy0hMjjnTfI/s200/gerard-butler-the-ugly-truth.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401863389794628546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; yaptıysa Mike'ı da baştan çıkarıyor. Pek tabii romantik komedi bu, kendi olduğu için Abby onun yanında Mike'ın etkilenmemesi gibi bir hadise yok. Tabii bu arada Mike çapkın ve ben işi bilirim erkeği görüntüsünün altında alttan altta haksız çıkmak istiyor, bunu resmen görüyoruz. Hatta Abby doktoru tavlamaya çalıştıkça takındığı öyle bir surat ifadesi var ki "Gerard'ım oy kuzular kuzusu gel annem sana kız mı yok" diye teselli edesiniz geliyor:) Fakat zaman zaman erkekleri nitelendirirken o kadar kaba tanımlamalar kullanıyor ki itici görünüyor, zaten bu yüzden programının adı "The Ugly Truth" En nihayetinde bir süre sonra iş rayından çıkıyor. Aslını isterseniz doktor iyi hoş da biraz bön. Bana kalırsa Abby zaten eninde sonunda adamın bön olduğunu farkedecekti. Yani göz var nizam var Gerard mı öbür bön mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada filmin başında küçük bir yerde ama ilginç bir diyolog vardı. Abby telefonda istediği erkek tipini tarif ederken Mike "Avrupa'da aramıyorsun dimi?" diyordu. Ay nedir yani bu Avrupa mükemmeleştirilmesi durumu anlamıyorum. Amerka'da içten içe bize benziyor biraz galiba: "Avrupağğğ Avrupağğğ duy sesimiziiaaa"bağırsınlar da tam olsun:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHVwcRzbI/AAAAAAAAAWQ/hNVIT0ZK8m4/s1600-h/tumblr_kp6jchmMyS1qzmmxlo1_400.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHVwcRzbI/AAAAAAAAAWQ/hNVIT0ZK8m4/s200/tumblr_kp6jchmMyS1qzmmxlo1_400.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401864717160533426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her neyse olay şu ki bildiğiniz romantik komedi aslında... Ama zekice kurgulanmış bir senaryosu ve yardıran sahneleri var(semaya not:gulüm o kaçırdığımız sahne var ya koptum! bir ara sana izleteceğim:)). Ama klasik bir romantik komedinin verdiği sondan farkısını vermiyor sonuçta:) Süper zaman geçirtiyor o ayrı, ama beyinlerin algısını değiştirmek konusunda bir numara gerçeği kabul etmek gerekirse. "Arıza erkekler bile sevip aşık olabiliyoooo bak yola gelebiliyorlar işte. Gidip olup olabilecek en arıza erkeeee aşık olmalıyıaaaam." mesajı yerleştiriyor maalesef. Eh bunu bulamayan kadın daha çok romatik komedi istiyor sentetik olanı almak için en azından, beyne bu sefer daha çok mesaj &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHg388xEI/AAAAAAAAAWY/ukf6UY1Y6A4/s1600-h/The-Ugly-Truth-378260.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHg388xEI/AAAAAAAAAWY/ukf6UY1Y6A4/s200/The-Ugly-Truth-378260.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401864908155176002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;depolanıyor... Kısır döngü yani. Yoksa çok mu haksızlık ediyorum:) Romantik komedi güvenli ve acısız ilişkinin en direk veriliş hali bence. Ha yine de izlemiyor muyum? Hastası olurum:) Ben ne bok tükettiğini bilen bir bağımlıyım. Evet, arada bir belli bir doz alma ihtiyacı hissediyorum. Hatta bu aralar pek büyük bir doz aldım neden ihtiyacım olduysa bu kadar artık:D Aşksız kaldım bebeğim, sen aşksızlık nedir bilir misin:P Aşk dediğin de ne ki zaten :D Ay noluyor bana yaa valla durumum vahim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerard Butler ve Katherine Heigl'de hoş bir ikililer. Güzel de dans ediyorlar. Bu arada buradan &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHyNpHBsI/AAAAAAAAAWg/nUUjsnHe6oM/s1600-h/the_ugly_truth_3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 130px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdHyNpHBsI/AAAAAAAAAWg/nUUjsnHe6oM/s200/the_ugly_truth_3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401865206035318466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gittiğimiz sinemanın teknisyenine sevgilerimle... Yer gösteren kızın söylediğine göre böyle normalde son ses açmazmış, biz oturduk dinliyoruz diye bu kadar açmış:) Hakikaten oturup dinledik, müzikler de güzeldi. Romanik komedi-severseniz kesinlikle kaçırmayın derim. Durup oturup izleyebilirsiniz. Zaten Katherine Heigl yeni Meg Ryan olma yolunda adım adım ilerliyor. Genellikle iyi romatik komedilerde oynamaya başladı. Valla bu filmi epey bir süre bekledim gösterime girsin diye, sırf bu kadının filmlerinin iyi olduğunu bildiğimden:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdH5ZhcaOI/AAAAAAAAAWo/vU-geAEaVi4/s1600-h/Ugly-Truth-movie-21.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 117px; height: 179px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdH5ZhcaOI/AAAAAAAAAWo/vU-geAEaVi4/s200/Ugly-Truth-movie-21.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401865329483475170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer karakterler de fena değil. Özellikle program sunucusu karı kocayı oynayanlar hakikaten karı koca gibi duruyor yer yer... Bir de Abby'nin akıllara zarar, Abby üzerinden aşk hayatını yaşayan asistanı var, onun Abby'nin üzerinden aşk hayatını yaşaması olayı kanımca filmin en gerçekçi yeriydi. Sonuçta başkalarının aşk hayatını çok fazla merak ederek bir yerde onların üzerinden yaşıyoruz sanırım. Aman manyaklaştım mı ne!? Filmi sevdim sayın okuyucular, valla bak, bu aralar ruh halim biraz tuhaf ondan böyle oluyor. Hatta diyebilirim ki ne kadar sevdiğimi yazının manas destanının uzunluğuyla yarışmasından anlayabilirsiniz:)Bu arada çeviriyi biraz daha cesur yapabilirlermiş kanımca. Çevirin gitsin Türkçe argoya, toplum ahlakını siz mi koruyacaksınız ey çevirmenler? Hem argoda dilin parçasıdır bi'kere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok provakatif bir yazı oldu bir romantik komedi için:) Romantik komedileri seviyorum her şeye karşın. Güzel vakit geçirtiyorlar, kötü son yok ve en mühim tarafı filmi sırıtarak bitiriyorsun ki bir süre sürüyor o şapşal halin. Bense o şapşal halimi kimse görmediği sürece(birileri görünce durup beni izliyorlar genelde) çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7394010249603289693?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7394010249603289693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/ugly-truth-kadn-akl-erkek-akl.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7394010249603289693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7394010249603289693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/ugly-truth-kadn-akl-erkek-akl.html' title='The Ugly Truth/ Kadın Aklı Erkek Aklı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SvdEPGk3SxI/AAAAAAAAAVQ/vQmamw21AR4/s72-c/the-ugly-truth-poster-heigl-butler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8649645403848868350</id><published>2009-10-24T20:17:00.015+03:00</published><updated>2010-01-15T12:53:53.023+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romantik komedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><title type='text'>Love and Other Disasters/Aşk ve Diğer Felaketler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutHC9A9CkI/AAAAAAAAASw/Z8T69Y82Mus/s1600-h/love-and-other-disasters_de.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutHC9A9CkI/AAAAAAAAASw/Z8T69Y82Mus/s320/love-and-other-disasters_de.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398486694397545026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aşk filmi arası aşk filmi seyretmişim bu aralar ne hoş:) Zaten film seyretmekle yetiniyorum; hayatımda aşk yok, aşık olabileceğim bir erkek yok, dahası aşık olabilecek halim de yok. O yüzden yapayı iyidir böyle, kapitalist düzen ha bire damardan aşk pompaladığı için bağımlılık yapıyor; sentetik olarak da olsa almak lazım(çok solcu gördüm kendimi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film hoşçana bir film. Romantik komedileri ti'ye alıyor ama aynı zamanda kendisi de bir romantik komedi. Filme bağlı, arkada yazılıp duran bir senaryo var. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFK10fT_I/AAAAAAAAASI/6jftGddRUEQ/s1600-h/02-small.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 229px; height: 137px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFK10fT_I/AAAAAAAAASI/6jftGddRUEQ/s320/02-small.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398484630881914866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film bununla açılıyor zaten. Audrey Hepburn kılıklı, romantik hikayelerden hoşlanan, ama romantik bir hikayenin varlığını kendi hayatında tahayyül edemeyen Jacks isimli Amerikan-İngiliz karışık aksanlı kız hikayenin odak noktasında... Konuyu kabaca Arjantinli yahuşuhlu(yahşiyle yakışıklının kırması yani) fotoğrafçıyı gay zannedip ev arkadaşı gay Peter'a ayarlamaya çalışıyor ama bu arada Paolo(fotoğrafçı) Jacks'e aşık oluyor. Konu basit bir romantik komedi olarak görülebilir, öyle zaten:) Ama arada olan küçük nüansları hoş, filmi izlettiren de onlar zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film boyunca gönderme yapılan senaryoyu Peter yazıyor kendi hayatlarından etkilenerek. Ama sonunda para düşkünü yapımcı kendi istediği hale sokuyor söz konusu senaryoyu:) Film boyunca  Yer yer yaratıcı diyaloglara sahip bir film kendisi, çoğunu da Jacks'in depresif arkadaşı Talullah sarfediyor. Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Talulah, neyin var?&lt;br /&gt;-Freedom'ın bir ilişkisi var.&lt;br /&gt;-İlişki mi? Daha 2 haftadır çıkıyorsunuz. Kiminle ilişkisi var?&lt;br /&gt;-Benimle. Evli olduğunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFvjLIsMI/AAAAAAAAASY/ZJNGLfF0gv0/s1600-h/ax-loveavi_003513718-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 208px; height: 114px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFvjLIsMI/AAAAAAAAASY/ZJNGLfF0gv0/s320/ax-loveavi_003513718-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398485261531787458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabii böyle anlatınca eminim komik olmamıştır ama bulunduğu noktada çok güldürebililiyor:) Yani sizin anlayacağınız romantik-komedi:D Peter her kadına bir gey yakın arkadaş kampanyası başlattıracak kadar içten oynuyor. Sevdim kendisini. Bu arada filmdeki arkadaş grubunu takdir ettim arkadaşlık anlayışlarından dolayı, çünkü filmde kadın erkek homo hetero demeden herkes birbirinin aşk hayatına katkıda bulunmaya çalışıyor. Hele Peter'a ayarlamak istedikleri bir adam var, maşallah devasa bir grup seferber oluyor ayarlamak için... Araya aracılar ordusu koyup sonunda tanıştırıyorlar, ama anlatmayım seyrederseniz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFag3IvsI/AAAAAAAAASQ/a_Y6FGiCNak/s1600-h/vlcsnap971355dw8.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 227px; height: 122px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutFag3IvsI/AAAAAAAAASQ/a_Y6FGiCNak/s320/vlcsnap971355dw8.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398484900133781186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ha bir de filmde akıllara zarar bir tango sahnesi var(algıda seçicilik ve seçtiricilik). Ezberlemek için bayağı bir uğraşmışlar hareketleri belli oluyor. Brittany Murphy'nin ne kadar esnek olabileceğini görmek için ideal, güzel tango izlemek için kötü bir sahne. Zira dans etmiyorlar, dediğim gibi çok fena ezberlemişler. Fotoğrafta da görebilirsiniz düşecekmiş gibi duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifli zaman geçirmek için ideal(çok keyifsiz anlattım dimi, ilk izlediğimde yazmalıydım). Fİlmde bolca Audrey Hepburn, özellikle Breakfast at Tiffany's göndermesi var(zaten bir gün new yorka gidersem ilk işim sabahlayıp tiffany's'in önünde kahvaltı etmek olacak) Varsa harbiden boş zamanınız tavsiye edilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8649645403848868350?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8649645403848868350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/ask-filmi-aras-ask-filmi-seyretmisim-bu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8649645403848868350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8649645403848868350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/ask-filmi-aras-ask-filmi-seyretmisim-bu.html' title='Love and Other Disasters/Aşk ve Diğer Felaketler'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SutHC9A9CkI/AAAAAAAAASw/Z8T69Y82Mus/s72-c/love-and-other-disasters_de.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2530194280486712050</id><published>2009-10-24T19:56:00.004+03:00</published><updated>2010-01-15T12:53:12.733+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kore sineması'/><title type='text'>The First Kiss/İlk Öpücük</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuM1wwSQhDI/AAAAAAAAARg/BGVUB-S8vwM/s1600-h/%7Ephoto2670.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 234px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuM1wwSQhDI/AAAAAAAAARg/BGVUB-S8vwM/s320/%7Ephoto2670.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396215890231460914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gelelim fasülyenin faydalarına... İzlediğim en dandik filmler listesine rahatlıkla girebilecek bir film seyrettim La Dolce Vita'ya verdiğim aralardan birinde. Ama film hakikaten kötü bee... Boş zaman doldurmak için öylesine seyredilecek filmlerden bile değil. Niye seyrettin a salak diye soran var mı? Valla sonuna kadar atraksiyon bekledim ama gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuM18vbe3dI/AAAAAAAAARo/dMlStp3wIW4/s1600-h/photo2671.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuM18vbe3dI/AAAAAAAAARo/dMlStp3wIW4/s320/photo2671.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396216096160144850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Adı üzerine mevzu bahis mesele ilk öpücük... Erkek arkadaşı olmasına rağmen bir türlü öpüşememiş gazeteci kızımız acaba öpüşmek nasıl bir şey kıvamında ortalıkta dolaşırken erkek arkadaşı bunu terkediyor. Zira kız ne buna yakınlık gösteriyor ne de düzgün buluşmalara geliyor. Bu arada çalıştığı dergiye piç görünümlü, yakışıklı sayılabilecek bir fotoğrafçı alınıyor. Görünüşte tam çapkın, ama içerisinde duygusal, hassas bir erkek gizli(ah bu romaik filmler başka erkek bilmiyorlar zati-az sonra aynı model bir film insanı daha anlatacağım:)). Bu arada kızla da pek benziyorlar. Neyse kızdan hoşlaşıyor ama kız buna yüz vermiyor; sonra kız buna yüz veriyor, çocuk çeşitli sebeplerden istemiyor. Kara döngü yani... Arada da çocukcağızın photoshop öğreneceğim diye kastırdığı yerleri görmek mümkün. Gerçi çocukta salak, gözlük takmaması için yırtıyor kendini niyeyse. Şekilci dünya, yalan memleket. Filmin sonunda noluyor? Öpüşüyorlar tabii ki... Tek tesellim filmi indirmek için çabalamayıp internetten seyretmiş olmam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2530194280486712050?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2530194280486712050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/first-kissilk-opucuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2530194280486712050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2530194280486712050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/first-kissilk-opucuk.html' title='The First Kiss/İlk Öpücük'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuM1wwSQhDI/AAAAAAAAARg/BGVUB-S8vwM/s72-c/%7Ephoto2670.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4378406446146833504</id><published>2009-10-24T17:27:00.011+03:00</published><updated>2010-01-15T12:52:49.425+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatlı hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='la dolce vita'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='federico fellini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='italyan sineması'/><title type='text'>La Dolce Vita/Tatlı Hayat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMiB4nnvBI/AAAAAAAAAQo/OgDOE9s4F10/s1600-h/imgcol,40559,en.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMiB4nnvBI/AAAAAAAAAQo/OgDOE9s4F10/s320/imgcol,40559,en.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396194194293767186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önce bundan başlamazsam rahat edemem a dostlar! Sağ olsun pek bir zamanımı katletti. Yine böyle bir gün, "bir pazarım var, ne etsem de berbat etmesem" kaşıntısı altında oturup film izleyeyim dedim. Tabii ziptirik film izlemeyeceğim, pazar gününü dolduruyoruz boru mu? Fellini hiç izlememiştim, hadi Fellini izleyeyim dedim. Her şey sanat için! Hay demez olaydım, bitmedi o film. Zaten bir kaç parça halinde seyrettim. İtalyan sinemasının ilk 3 saatlik filmiymiş zira. Şu kadarını söyleyeyim ben mi havamda değildim, o film mi bir günde bitmeyecek bir filmdi bilmiyorum; ama bir günde bitmedi. Filmde ne olduğunu, ne anlatmak istediğini ne zaman kavradın dersen, son 1 saatte "heeeee" sesi çıkmaya başladı benden. Tabii hakkında o kadar şey okuduktan sonra çıkmasa aptal gibi hissederdim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMiygW7HjI/AAAAAAAAAQw/mAgitLZkuQY/s1600-h/bfi-00m-dv8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 239px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMiygW7HjI/AAAAAAAAAQw/mAgitLZkuQY/s320/bfi-00m-dv8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396195029594873394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hani okumasam filmin neyi "sembolize" ettiğini hayatta anlamazmışım. Bir şey okumadan filmi izleseydim benden şu yorumu okuyacaktınız "Ulan filmde bi gazeteci var, bi de paparazzo diye bir yaka silktiren fotoğrafçı var-herhalde ismini paparazzilere gönderme olsun diye koymuşlar- habire sürtüp duruyorlar. Bu gazetecinin bunalım bir nişanlısı var, ya yemek düşünüyor ya evlilik. Adam da huylu bir şey, elden geçirmedik kadın bırakmıyor film boyunca. Filmin akışı çok bütün desen o da değil. Film boyunca birileri ya seks yapıyor ya striptiz. yani ben kavrayamadım niye bu adam 3 saat yapmış bu filmi?" Amaaaaa... Aması var işte, meğer film hiç böyle değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun buradan yakın, hızlandırılmış la dolce vita kursu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere sinema ilmi, tarih ilminden pek farksız değilmiş; kendi içinde değerlendirilmeliymiş. Zira la dolce vita bir 60'lar eleştirisi olarak karşımızda durmakta... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMjirk74sI/AAAAAAAAAQ4/TTjzkH1_o4M/s1600-h/ucFTLpx82osc280vOXfF2wWMo1_400.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 245px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMjirk74sI/AAAAAAAAAQ4/TTjzkH1_o4M/s320/ucFTLpx82osc280vOXfF2wWMo1_400.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396195857240154818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sağa giydiriyor, sola giydiriyor, yetmiyor ahlak öğretiyor. Orta sınıf bir taşra ailesinden gelen ama mensubu olmadığı halde kendini bir şekilde sosyetenin içinde bulan ve kimliğini kaybetmiş, çürümüş, yozlaşmış bir gazeteci(gerçi gazetecilerin çoğu yozlaşmış be anacım- sizi temin ederim içerden bilgi) olan Marcello baş karakterimiz ki zamanın İtalyasındaki sosyal çürümüşlüğü temsil ediyor. Adamda kimlik oturmamış zati, kaybetmesi de bu yüzden... Baba figürü özlemi içinde yaşıyor, çünkü babası o büyürken sürtmekle meşgulmüş; biraz da onun izinden gidiyor, işin psikanalatik bir tarafı var yani... Her neyse temelde bir medya ve toplum eleştirisi var. Televizyonların ilk zamanları, görünen hemen her şey kurgu... Marcello etrafında yozlaşmakta olan hayatla büyük bir uyum içinde yozlaşmakta, nişanlısı bu yozlaşmaya anlam verememekte... Zaten nişanlı, Marcellonun takıldığı kadınlara bakınca çok farklı; çok anne gibi... Marcello'ya zorla yımırta yi, kaaave iç, yok ravioli pişerem mi tadında takılıyor. Olmadı, ilgisizlikten filan çok sıkılırsa intihar teşebbüsünde bulumuyor. Marcello'da dışarıda nerede şuh kadın onu buluyor. Arada bir hatunu kıskançlık krizine sokuyor, sokmakta haklı zira o kadınlarla gidip yatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marcello'nun yaşamından kesitler yedi gün, yedi gece ve Roma'nın yedi tepesinde çekiliyor. Filmde temelde yedi ölümcül günahın üstüne oturtulmuş zaten. Ama hangisini anladın diye sorarsanız şehveti anlamamak mümkün değil, başrolde olan Anita Ekberg değil Anita Ekberg'in memeleri. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkAcNuy3I/AAAAAAAAARI/PqyP2KcRDe8/s1600-h/la-dolce-vita-anita-l.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkAcNuy3I/AAAAAAAAARI/PqyP2KcRDe8/s200/la-dolce-vita-anita-l.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396196368512371570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Memeleriyle Roma şehir turu yaptırıyor, gidiyor Trevi çeşmesinin içine atlıyor filan... Öfkeye örnek belki Marcello'nun nişanlısı Emma'ya gösterdiği tavır gösterilebilir, kadın onun yanında olduğu için kadın suçluymuş gibi davranıyor çoğunlukla... Kıskançlık da Emma'nın Marcello'ya gösterdiğinde gizli olabilir(Resmen zorluyorum burada bulmak için yalnız). Tembellik desen zaten filmin adı La Dolce Vita, tatlı hayat yani... Çalışmadan gününü gün ediyor Marcello. Açgözlülük ve &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkStHI21I/AAAAAAAAARQ/1DjLICxCBuk/s1600-h/90623-004-D278DCCB.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 157px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkStHI21I/AAAAAAAAARQ/1DjLICxCBuk/s200/90623-004-D278DCCB.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396196682285767506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kendini beğenmişlik, yine ve yine Marcello'ya ithaf edilebilir; daha çok kadın ve daha çok kadın isterken yanında olan kadını, hayatını vs. kendine yakıştıramıyor bir türlü... Ama oburluğu bulamadım. Şu son günah çözümlemesi bizzat bana ait olduğundan yanlış yapmış da olabilirim. Her neyse izleyin yorumuzu bekliyorum anacım, aydınlatın beni. Ben bu filmi çok anladığımı söylesem kıçımdan sallamış olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunu söylüyorum haberiniz olsun: Filmin sonunda Marcello bütün saflığını yitirir. Saf ve temiz bir kızcağızın-filmin bir yerinde tanışıyorlar-el sallaması ve Marcello'nun bu el sallamayı sallamamasıyla bitiyor film. Masumiyetin vedasıymış o... Ama o son bir saatte hakikaten Marcello'nun nasıl masumiyetini kaybettiğini, kimliksizliğinin farkedilmeyece&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkxvmlp-I/AAAAAAAAARY/AhT9LNp-BB0/s1600-h/66.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 174px; height: 174px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMkxvmlp-I/AAAAAAAAARY/AhT9LNp-BB0/s320/66.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396197215530493922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ği yozlaşmış tatlı hayatı seçmesini; bağlılık, sadakat, güven, huzur gibi kavramlardan neden vazgeçtiğini adım adım anlıyorsunuz. Yanında nadir insani hallerini gördüğümüz kadın Emma'dan vazgeçiyor mesela.  Film şahane filan değil bence, ama "heee" dediğim nokta burasıydı işte. Hani sembolize ettikleri bir yana, en azından Marcello'nun içinde bulunduğu durum filmin sonunda kavranabilir hale getiriliyor. Aslında bakıyorsunuz ki adamın adamlıktan çıkmasının, kendi bokunda boğulmasının sebepleri var. Ben acımadım ama filmin sonunda adama. Biraz da kendi dirayetsiziğinden o yola girdi çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başrolde Roma var, ötesi yalan:) Marcello Mastroianni, Marcello rolünde iyi oynuyor. İnsansı hallerini ve dürtüsel yaşayan yaratıksal hallerini çok belirgin bir biçimde yansıtıyor. Anita Ekberg oynamıyor pek zaten dediğim gibi... Emma'yı oynayan Yvonne Furneaux, abartılı bence ya da Emma'yı Fellini bu kadar dramatik kılmayı tercih etmiş. Müzikler berbat bu arada, film boyunca çalan bir fon müziği var ve filmin sonunda nefret ettim kendisinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bu arada ilginç bir anektod, yazmayı unuyordum az kalsın: Yazının başında söylediğim paparazzo isimli fotoğrafçı var ya; paparazzi kelimesi bu filmden geliyormuş. Bu filmden sonra paparazzo kılıklı, yaka silktiren fotoğrafçı arkadaşlara paparazzi denmeye başlamış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4378406446146833504?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4378406446146833504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/la-dolce-vitatatl-hayat.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4378406446146833504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4378406446146833504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/la-dolce-vitatatl-hayat.html' title='La Dolce Vita/Tatlı Hayat'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SuMiB4nnvBI/AAAAAAAAAQo/OgDOE9s4F10/s72-c/imgcol,40559,en.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6679856107935636038</id><published>2009-10-24T17:23:00.002+03:00</published><updated>2009-10-24T17:27:37.223+03:00</updated><title type='text'>kaşıntı</title><content type='html'>Olmaz böyle şey yoksa rüya mı? Tam blogumu düzenledim derken yıktın bütün dünyamı... Yani senin anlayacağın blogcum sorun şu ki ziptirik müzik eklentileri hiçbir ahval ve şeraitte çalışmıyorlar. Bu yüzden topunu kadırıp olmadı video haline getirip yükleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epey bir zamandır izlediklerimi de yazamıyorum. Hepsini az sonra yazacağım, beynimde bir sürü şey birikti zira... Hastalığımın bir faidesi dokunsun bari, oturduğum yerde bir şeyler yapayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6679856107935636038?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6679856107935636038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/kasnt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6679856107935636038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6679856107935636038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/10/kasnt.html' title='kaşıntı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7614785329017482243</id><published>2009-09-26T01:52:00.003+03:00</published><updated>2010-01-15T12:51:54.875+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='house md'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hugh laurie'/><title type='text'>House M.D. 6.Sezon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ZNrtoGVI/AAAAAAAAAQQ/OwwiJqaLjDw/s1600-h/c2f96d48ae7f19609d8207c2cb6248c8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ZNrtoGVI/AAAAAAAAAQQ/OwwiJqaLjDw/s320/c2f96d48ae7f19609d8207c2cb6248c8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385558821012248914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Nasıl anlatsam nerden başlasam... Valla biraz geç başladım yeni sezona(zira pazartesi başladı aslen) ama geç olsun güç olmasın tadında bir buçuk saat dvd-tv ikilisinden ayrılmadan bitirdim ilk iki bölümü. İlk iki bölüm halinde yayınlandı, mübarek sinema tadındaydı çünkü. Bölüm nasıldı derseniz şapşallamış durumdayım. Akıl hastahanesi, House filan iyiydi de kesin bir hinlik var bu bölümün içinde diye düşünmeden edemedim. Mesela House'ın son sahnede bindiği otobüste "Prepare for success" yazıyordu. Son sahnelerde renkler pasparlaktı yine... Var bunda bir hinlik ama dur bir dahaki bölümde anlaşılacak. Ya da sezon sonuna kadar anlaşılmayacak. Kanımca sezon sonunda House'ı bir yatağa bağlı ve bir beş senedir konuşmuyor olarak göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca film tadında sezonu açtı Gregory House'çuğum. Sancılı geceler filan derken vicodinden kurtuluyor. Ama bundan sonra akıl hastanesinden kurtulamıyor, zira dizimizin dinsizi Greg, imansızı da akıl hastanesinin başhekimi. Greg Greg dememin sebebi 1,5 saat boyunca çoğunlukla House'ı değil Greg'i görüyoruz. İnsan olan, acı çeken, özür dileyen, hiç olmadık yerde ağlayabilen, vicodine sarılmak yerine gidip dert anlatan... Ama bir yandan da şüphe baki. Çünkü bu kadar kolay teslim olabileceği aklıma gelmemişti. Sistemle o kadar kısa süre cebelleşiyor ki şüphe etmemek mümkün değil. Beş sezon boyunca sistemin kendisiyle birebir boğuşmuş bir insanın 1,5 saatlik bir bölümde teslim olması yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1Y6fToFzI/AAAAAAAAAQI/-CCD2767sZE/s1600-h/house06_ep620_1290-464x500.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 297px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1Y6fToFzI/AAAAAAAAAQI/-CCD2767sZE/s320/house06_ep620_1290-464x500.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385558491264456498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hem niye kimse bu adamın ziyaretine gelmedi? Ne Cuddy, ne Wilson hatta annesi bile gelmedi... İyi de neden? Wilson'ı epi topu bir sahnede gördük. Dahası onların hayatına dair de bir şey göstermedi. Başka bölümlerde bir şekilde diğer karakterlerin hikayeleri ayrıca dönerdi. Akıl hastanesinin içinde bile içinde Greg'in olmadığı bir hikaye dönmedi.Sadece bölümün sonunda -ki o da bir yerde Greg'le bağlantılıydı- Alvie(House'ın çene ishaline yakalanmış koğuş arkadadaşı), Greg giderken arkasından bakıp bakıp sonra doktora gidip "iyileşmek istiyorum ben" diyordu. Sonrasında House'ı gösterdiklerinde de üstünde Alvie'nin tişörtü vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ahczlwlI/AAAAAAAAAQg/4TWOK0fweMU/s1600-h/bscap0005up.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 251px; height: 141px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ahczlwlI/AAAAAAAAAQg/4TWOK0fweMU/s320/bscap0005up.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385560260119741010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Senarsitler sağolsun, hele bir önceki sezondan sonrai bütün seyirciyi psikopata bağlattılar. Herkes şu an hazır, House'ın aslında akıl hastanesinde bağlı bir deli olmasını bekliyor. Deli çıktığı an temin ederim sizinin hiçbir fanatiği şaşırmayacak. Çünkü o senaristlerden genele baktığında basit bölüm çıkmaz. En fazla fantastik bir bölüme gebe basit gibi görünen bir bölüm çıkar. Keza geçen sezonun sondan bir önceki bölümü. O bölüm çok sıradandı, dahası sezon finalinin de 4/5'i sıradan gitti, son 10 dkda sıçıp bıraktı. Yani kısacası kendisini House bildik, House severiz. Greg havası bizi bozar mı evet bozar. Gerçi o kadar arıza bir adamı efendi yapmak herhalde her kadının özünde var.Kadın cinsinin sorunlu adama takıntısı var ya cinsimdir bilirim diye söylemiyorum düzeltebilceklerine inandıkları için arıza adamlara aşık olduklarına inanırım. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ZxkpuJxI/AAAAAAAAAQY/Uyl23DBhdNE/s1600-h/house282.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 196px; height: 135px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ZxkpuJxI/AAAAAAAAAQY/Uyl23DBhdNE/s320/house282.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385559437592110866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O yüzden Gregory House'ı bir anlık evinin erkeki ve kırılgan insan modeli görünce hoşuma gitmedi değil. Ancak kafasını pastalara daldıran, sahneye çıkıp rap yapan bir House nacak bir anlık hoşuma gidebiliri. Burdan kendisine sesleniyorum: House n'olur geri dön!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bu arada sanılmasın ki Hugh Laurie'ye lafım var. Kendisinin ne kadar muhteşem bir şey  olduğunu tekrar ve tekrar söylemekten gocunmuyorum. Ortalığı yakıp yıkan, dizinin sonunda kocaman bir sırıtmayı yerleştiren o:) Kendisi aldığı ve almadığı bütün Emmylerin, Altın Kürelerin ve bilimum ödüllerin sahibidir bence. Yalvarsam sesimi duyar mısınız ey senaristler? Şu adamı bir yağmur altına sokup ıslak ve ingiliz fenomeni haline getirin nolur! Her neyse Yaradana kurban diyor ve Hugh Laurie meselesini kapatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceli bir House yazısı değil maalesef. Fakat ben bölümü hala düşünüyorum. İkinciye izledikten sonra bi daha oturup bir daha yazıcam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş: Bu arada gerizekalı bir grup jüri Emmyde House'a ödül vermediler. Esefle kınıyorum!&lt;span style="visibility: visible;" id="main"&gt;&lt;span style="visibility: visible;" id="search"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7614785329017482243?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7614785329017482243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/house-md-6sezon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7614785329017482243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7614785329017482243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/house-md-6sezon.html' title='House M.D. 6.Sezon'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sr1ZNrtoGVI/AAAAAAAAAQQ/OwwiJqaLjDw/s72-c/c2f96d48ae7f19609d8207c2cb6248c8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2608981653888472018</id><published>2009-09-22T03:40:00.003+03:00</published><updated>2009-09-22T03:44:09.746+03:00</updated><title type='text'>...her günüm azap olsa yine seni seveceğim...</title><content type='html'>Bunda da ne güzel tango yapılır diye düşünmeye başaldım manyak mıyım neyim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Arım Balım Peteğim-Nesrin Sipahi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent" /&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high"  align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=64.png&amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/05_ARIM_BALIM_PETE____M.mp3&amp;bg_color=ff00ff&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=rasta&amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2608981653888472018?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2608981653888472018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/her-gunum-azap-olsa-yine-seni-sevecegim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2608981653888472018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2608981653888472018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/her-gunum-azap-olsa-yine-seni-sevecegim.html' title='...her günüm azap olsa yine seni seveceğim...'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1186539071657122169</id><published>2009-09-22T03:08:00.013+03:00</published><updated>2010-01-15T12:50:57.898+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşilçam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cüneyt arkın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkan şoray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gary cooper'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='audrey hepburn'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk filmi'/><title type='text'>Love in the Afternoon/Öğleden Sonra Aşk yahut Arım Balım Peteğim</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgByBdPE5I/AAAAAAAAAOo/26TUX1xOqCo/s1600-h/46498_3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgByBdPE5I/AAAAAAAAAOo/26TUX1xOqCo/s320/46498_3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384055313417573266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eski ve yabancı duruyor değil mi? Aslında çok tanıdık; en azından Türk filmi-severler için...Hatta o kadar tanıdık ki teplikleri bile aynı:) Hayır, insan en azından bu kadar zahmet edip yeni bir şeyler yazar yani; direk Türkçeye çevirmişler. 13 yıl arayla "Love in the Afternoon" ve "Arım Balım Peteğim" pek farklı filmler değiller. Sadece biz Türkler durumu dramatize etmeyi seviyoruz. Ya da daha doğrusunu söylemek gerekirse Amerikalılar doğum kontrol yöntemlerini etkin bir biçimde kullanıyorlar, bizse bu konudan bi'haberiz:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız tipik Türkan Şoray filmleri gibi bu da çok tipik bir Audrey Hepburn filmi. Gerçekte çok güzel olan Türkan Şoray'ı gerek saç kesimi gerek kıyafetleri yönünden çirkinleştirdiklerinden film, Audrey Hepburn'ün zarafetiyle film daha ilk dakikadan 1-0 öne çıktı.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; Önden dedektif amcamızın yaptığı girizgahla da bir adım daha öne çıktı, zira Paris'in aşk şehri olmasıyla inceden bir dalga geçiş var. &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgXfl5M2xI/AAAAAAAAAPw/oyysemTrUp4/s1600-h/ritzaudrey.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 195px; height: 209px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgXfl5M2xI/AAAAAAAAAPw/oyysemTrUp4/s320/ritzaudrey.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384079186036841234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Etti mi sana 2-0. Fakat filmin hikayesi Paris'te bizimkinin hikayesi İstanbul'da geçiyor ve hiç Paris görmemiş olmakla beraber bir İstanbullu olarak kendi şehrimi kayırıyorum; sonuç 2-1[maça döndü iş ama sonunda ne olacak ben de bilmiyorum:)]. Her neyse hikaye aynı; dedektif babanın aşk meraklısı kızı ve alemin çapkın kişisine aşkı... Türkan Şoray'ı çok severim ama Audrey Hepburn bambaşka bir kadın. Havasıyla, zarafetiyle filmin büyük bir kısmını dolduruyor. Hani o kadar ki Türkan Şoray'ın bütün film boyunca şarkı söyleyerek yapmaya çalıştığı şeyi Audrey Hepburn sadece süzülerek yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Gary Cooper'a gelince... Cüneyt Arkın senelerce o rolde çok iyi durdu bence. Hala da öyle... Şık yani, üstünde çapkın adam çok güzel duruyor. Ama Gary Cooper, o kadar sene westernde oynamakla beraber, adam müthiş bir salon adamı. Başlangıçta oturmamış mı acaba dedim ama son sahnedeki o yüz ifadesini dönüp durup izliyorum. Adam resmen acı çekti o sahnede. Bir de yanında kadın olduğu halde kadın iki saniye görüş alanından çıktığı an diğer kadınları süzüşü süperdi. Lakin Gary Cooper mı Cüneyt Arkın mı diye sormayın; bilemiyorum. Cüneyt Arkın'ı hala o role yakıştırım, ama Gary Cooper daha iyi oynuyor. Hoş, herkes Cüneyt Arkın'dan daha iyi oynuyor ya:) Üstelik Gary Cooper'ı bu rolüyle Humprey Bogart'ın 1. olduğu listede(50'li-60'lı yılların aşırı karizmatik adamları listesi) 2. sıraya koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  Bazı yönlerden bizimkilerin bazı yönlerden de orjinalinin gerçekçi olduğu yerler var. Konu dediğim gibi neredeyse aynı...Neredeyse diyorum, çünkü bizimkinde bir fazlalık var. Hadi doğum kontrol hapının 60'larda icat olunduğunu ve 70'lerde henüz Türkiye sınırları içinde bulunmadığını düşünelim. Prezarvatifin tarihine baktım az önve, varlığı milattan öncelere uzanıyor. Harun Bey, o kadar zengin, Londra senin Paris benim sürtüp duruyor; bu kadar çapkınkene geride çocuk bırakmadan yaşaması mümkün değil. Fakat Zeynep yumurtalama döneminde Harun Bey'le işi pişirerek kendini açık hedef haline getiriyor ve Harun'un tek vukaatı oluyor. Bu da filmin gidişatını direk etkiliyor. Bu orjinalde olmadığı için iki kişinin aşk hikayesine karışan baba figürü de o kadar belirgin değil. Orjinalinde kız adamın ne kadar çapkın olduğunun ve göze aldığı tehlikenin farkında. Bizim kızsa saftirik anacım. Sanki adamı aşığının kocasının tabancasından kurtarmamış gibi Harun'un son kadını olacağına inanıyor. Daha doğrusu direk söylemiyor biz öyle anlıyoruz. Zaten profesyonel çapkın Harun'da masumiyetten etkilenip geri dönmeye kalkıyor. Ha bir diğer önemli nokta da bizim kız, sevdiğiceğiyle birlikte oldu ve kirlendi(!) diye günah çıkarmak zorunda kalıyor. Nitekim Zeynep intihara teşebbüs ederek kader kurbanı olduğunu gözümüze sokuyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgWfShP3iI/AAAAAAAAAPo/p15tPwYURzA/s1600-h/1059_1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 161px; height: 230px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgWfShP3iI/AAAAAAAAAPo/p15tPwYURzA/s320/1059_1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384078081324473890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Babasının namus nutkundan sonra kaçınılmaz olan bu... Arianne ise kadının cinsel devriminin henüz olmadığı yıllarda bile daha fazla ayaklarının üstünde duruyor, zira adamın ne bok olduğunu biliyor. Neyse anlatmak istediğim burası değildi aslında. Anlattım, çünkü iki kadının duruşları filmlerin gidişini belirliyor. Bizim versiyonda farklı olarak bir adet erkek çocuğu var; üstelik Harun kendi oğlu olduğunu bilmeden sulu domates püresi(kan) vererek çocuğunu kurtarıyor:) En nihayetinde mutlu son her iki filmde de... Audrey Hepburn'ün ağlayarak trenin ardından koşarken "I will be o'right" demesi ve sonrasınsa Gary Cooper'ın mükemmel bir surat ifadesini takiben onu kucaklayıp trene alması için bile film izlenebilir[filmin sonunu söyledim:)] Fakat anlamadığım mesele Ariane'in yani Audrey Hepburn'ün film boyunca-adamın onu kucaklayıp trene aldığı sahnede bile "Mr.Flannagan" demesi tuhafıma gitti. Ulan sevgilin be!Geçici olsa da bir şeyler yaşıyorsun! Ay her şeyi bırak adam hareket eden trende kucaklayıp seni trene almış hala mister diyosun! Bak, bizimki taklit ama en azından Harun diyor Zeynep, yani Türkan Şoray. İnsan Frank filan der, dimi? Yok anam, Frank Flannagan, Ariane'in ismini bilmediğinden sanırım hep Mr. Flannagan olarak kalıyor. Ha bu arada bizim versiyondaki "Öyleyse sizi hep arım, balım, peteğim diye hatırlayacağım." geyiği yok mesela, bizim senarist yaratıcılığını konuşturmuş:) Ha hoşuma gidiyor o ayrı:) Ariane Chavasse film boyunca "thin girl, the girl in the afternoon, adolph" gibi isimlerle anılıyor. Bir de beni film boyunca neredeyse hiç Fransızca konuşulmaması çok rahatsız etti ki Fransızlar dil konusunda oldukça muhafazakardır. Kız Fransız, dedektif baba Fransız, kızı seven çocuk da Fransız ama otel çalışanlarının ara sıra hoşluk olsun diye konuşmaları dışında Fransızca konuşma yok. Bu dikkatsizliğe rağmen filmde çok başka bir şeye dikkat edilmiş ki hakikaten bunu unutturdu. Normal hayatımda keman öğrenmeye çalışıyorum diye değil, ensturmanların dizi veya filmlerde rastgele çalınmasına sinir oluyorum. Yaylılarda daha çok dikkat çekiyor, ama genellikle diğer ensturmanlara da dikkat ederim. Her iki filmde de çapkın aşığı hamamda(amerika versiyonunda da türk hamamı var:))bile takip eden müzisyenler orjinalinde gerçekten çalıyorlar. Keman yayına 80 saniyede devri alem yaptırmıyorlar. Bu arada Ariane çelist bir kızımız. Audrey Hepburn'ün bugüne kadar çello çaldığını duymamıştım ama Ariane karakterini oynarken vibratoları doğru yerde yapıyor. Buna dikkat eden yönetmene kurban! Dil hatasını affettim gitti:P&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgFdOTN07I/AAAAAAAAAPI/S1WJpkahGuc/s1600-h/Annex+-+Cooper,+Gary+%28Love+in+the+Afternoon%29_02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 290px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgFdOTN07I/AAAAAAAAAPI/S1WJpkahGuc/s400/Annex+-+Cooper,+Gary+%28Love+in+the+Afternoon%29_02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384059354134467506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Bizim verisyonun "Arım Balım Peteğim" şarkısı gibi orjinalde de orkestra paso "Fascination" çalıyor. Güzel şarkı, ama bizimkinin yerini tutamaz hıh! Belki de film boyunca Fascination'ın sözleri hç geçmediği içindir, halbuki duruma alakalı hoş sözleri var. Bir de ne bileyim bizim film daha sıcak, kopuk bir senaryoyla olsa bile... Orjinali resmen soğuk. Film bir Sabrina, bir Tiffany's de Kahvaltı gibi içine almıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Hesaplamadım ama skor sanırım berabere, uzatmalara gidersem bu yazının uzunluğu dünyayı iki kere dolanır:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1186539071657122169?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1186539071657122169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/love-in-afternoonogleden-sonra-ask.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1186539071657122169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1186539071657122169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/love-in-afternoonogleden-sonra-ask.html' title='Love in the Afternoon/Öğleden Sonra Aşk yahut Arım Balım Peteğim'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrgByBdPE5I/AAAAAAAAAOo/26TUX1xOqCo/s72-c/46498_3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3733531396829571331</id><published>2009-09-19T04:38:00.001+03:00</published><updated>2009-09-19T04:38:59.604+03:00</updated><title type='text'>Film müziği</title><content type='html'>Eheheh şimdilik zafer benim sanırım:) Bakalım diğerlerine eklemeyi becerebilecek miyim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3733531396829571331?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3733531396829571331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/film-muzigi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3733531396829571331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3733531396829571331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/film-muzigi.html' title='Film müziği'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6044495969621284133</id><published>2009-09-19T04:32:00.007+03:00</published><updated>2010-01-15T12:49:09.640+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meg ryan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kevin kline'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='french kiss'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><title type='text'>French Kiss/Fransız Öpücüğü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrQ2ccHEenI/AAAAAAAAAOg/0MFsUZ5uI5A/s1600-h/French_Kiss%281995%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrQ2ccHEenI/AAAAAAAAAOg/0MFsUZ5uI5A/s320/French_Kiss%281995%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382987316824668786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;La Vie En Rose-Louis Armstrong&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;object align="middle" height="50" width="150"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=64.png&amp;amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/ench_Kiss_-_Louis_Armstrong_-_La_Vie_En_Rose.mp3&amp;amp;bg_color=ff0000&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=LaVieEnRose&amp;amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high" align="middle" height="50" width="150"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6044495969621284133?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6044495969621284133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/french-kissfransz-opucugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6044495969621284133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6044495969621284133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/french-kissfransz-opucugu.html' title='French Kiss/Fransız Öpücüğü'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SrQ2ccHEenI/AAAAAAAAAOg/0MFsUZ5uI5A/s72-c/French_Kiss%281995%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4788047508169152560</id><published>2009-09-13T01:25:00.008+03:00</published><updated>2009-12-10T11:16:13.127+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kavak yelleri'/><title type='text'>Kavak Yelleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sqwn9_ECWNI/AAAAAAAAANo/q8awNois0os/s1600-h/kavak2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sqwn9_ECWNI/AAAAAAAAANo/q8awNois0os/s320/kavak2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380719600654768338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dizinin önümüzdeki sezon gidişatı daha sezonun ilk bölümünden belli oldu sanki. Ahanda buraya yazıyorum(bu laf hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı) o Efe geri döner. Damdan düşer gibi mi oldu ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse baştan alayım efenim. Kavak Yelleri sezonun ilk bölümüyle açtı mevsimi bu akşam malumunuz. İlk bölüm bir bakayım, ne olmuş ne bitmiş, kim kimi ne etmiş anafikirleriyle izledim. Bir kere ilk bölümden bir kanırttılar. Aradan üç sene geçmiş(ben ilk başladığında beş diye sallamıştım), herkes kendi yoluna dağılmış, kızlar yaşlı gözükmek için saçları kestirmiş(gerçi Aslı Enver'e de Ceren Moray'a da yakışmış), bu arada Aslı kendini anlamsız ilişkilere vurmuş falan filan. Ama beni kafadan kopartan dizinin ilk sahnesi oldu. Bir sahil(sağdan soldan dizinin gençleri hatta efe fırlayacak diye bakıyorum), millet güneşleniyor (ben hala efe bekliyorum), çocuklar kumdan kaleler yapıyor(efenin diziden ayrıldığını hatırlıyor ve denizi beklemeye başlıyorum), insanlar deniz-kum-güneş üçlüsünün tadını çıkarıyor(hala deniz gelecek diye beklemekle beraber atakan gelse diy&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SqwoG27il6I/AAAAAAAAANw/fks1tnD_XXk/s1600-h/kavak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 269px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SqwoG27il6I/AAAAAAAAANw/fks1tnD_XXk/s320/kavak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380719753090471842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;e umuyorum). Ama o da ne? Kamera birden bire suya doğru dönüyor ve içinden Bond, James Bondmuşçasına çıplak ve ıslak Sarp Apak çıkıyor. Sanırım bu tip sahneler için kas çalışılmış. Ay o sahneyi bulup koyucam buraya bir ara:) Bunu çekenler Sarp Apak'ı ne zannetti acaba:D Islak ve İngiliz fenomeninden sonra(araştırma aşamasında olan bir tezim var bu konu hakkında), çıplak ve Türk fenomenine doğru yol alıyoruz(Kıvanç Tatlıtuğ'da bol bol görebilirsiniz bu olayı. Kıvanç'ı o kadar çok gösterdiler ki Sarp filan kesmiyor artık bizi:P). Neyse sonuç itibarıyla bölüm Aslı'nın zıpkınla Sarp Apak'ı(henüz karakterinin gerçek ismine vakıf olamadık, dolandırıcı da kendisi) vurmasıyla bitti. Buradan anlıyoruz ki kendisi Aslı'nın müstakbel mercimeği. Amaaaaa.... Geçmişe şöyle bir döndüklerinde gördük ki geçen sezon sonundaki kazada Efe'nin öldüğüne dair kesin bir bilgi yok. Efe'nin vücudu bulunamıyor. Bunlar da öldü kabul ediyorlar. işin tuhaf tarafı Dağhan Külegeç ufak ufak şaibeli konuşmaya başladı. Bana kalırsa geçici bir sepetlenme söz konusu. Bu adam geri döner mi döner. Üstelik tam da Aslı'yla müstakbel mercimeğinin fırınlanma zamanında ve üç senelik bir hafıza kaybından sonra. Ha sonra ne olur? Kavak Yelleri gibi gudik bir dizi de her şey olabilir. Bu ne perhiz bu be lahana turşusu? Ben dizi izlemeden durabilen bir bünye değilim. İyi olur kötü olur diziyi seyrettiren bir şey mutlaka bulunur. Hem de benim gibi kronik bağımlılara... Mesela Atakan'la Halil'in yemek aşkı geçen sezon diziyi izlettiren şeydi:) Sarp Apak, bir şekilde gidiyordu Avrupa Yakası'na ama buraya oturtamadım henüz. Üstelik Dağhan Külegeç gibi -nasıl anlatsam- rolü sanki onun özelliklerine has biçilmiş birinden sonra ve onun yerine. Çünkü zamanında en güzel ve orjinal diyaloglar Efe için yazıldı. Bunun üstüne Sarp Apak ne yapabilir bilmiyorum. Ama bu dizi yine de izlenir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sqwpvk8NcEI/AAAAAAAAAN4/5FprE9LQ8xc/s1600-h/kavak3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sqwpvk8NcEI/AAAAAAAAAN4/5FprE9LQ8xc/s400/kavak3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380721552147705922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;img src="file:///C:/Users/canan/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.jpg" alt="" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4788047508169152560?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4788047508169152560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/kavak-yelleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4788047508169152560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4788047508169152560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/09/kavak-yelleri.html' title='Kavak Yelleri'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sqwn9_ECWNI/AAAAAAAAANo/q8awNois0os/s72-c/kavak2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1638677253739286065</id><published>2009-08-31T01:06:00.005+03:00</published><updated>2009-08-31T23:31:08.828+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanal d yeni yayın dönemi tanıtım filmi'/><title type='text'>televizyon hafızası</title><content type='html'>canan okulu bitirememiş bir türlü, yarın maaşsız iş var güç var, ev tadilat ayağına almış başını gidiyor, zilyon zamandır arkadaşlarımı arayamıyorum bile, vefasız oldum çıktım ama gece yarısı zihnimi deşen bir meraka dur diyemedim. kanal dnin tanıtım videoları gözüne çarpan var mı? hani her sene başka bir şey yapıyorlar... merakı sınır tanımaz gazeteci(!) canan oturdu üşenmedi araştırdı ve 4 senenin tanıtım filmilerini buldu. bu sene tema &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=4FQiyuNvRI4"&gt;orkestra&lt;/a&gt;ydı. cümbür cemaat türk marşını yorumladırlar ama tabii ki kimse ensturman nasıl çalınır göstermemiş oyunculara.  hele o kemanlar almış başını gidiyor. her neyse benim favorim &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=DFKzelhRw5Q"&gt;kanal d hazırlık kamp&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=DFKzelhRw5Q"&gt;ı&lt;/a&gt;. izlerseniz özellikle pakize suda-müge anlı(tee magazinci olduğu zamanlar) kısmına dikkat etmenizi öneririm, talat bulutla pakize suda diyoloğuna her seferinde kopuyorum. kadın doğal yetenek:) bir de 2006-2007 döneminin &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=GjfRThdPOxo&amp;amp;feature=PlayList&amp;amp;p=1789A94C22C4E029&amp;amp;index=1"&gt;kanal d mutfak&lt;/a&gt; temalı reklamı var, o da orkestradan iyi...galiba içlerinde en berbatı orkestra. çünkü geçen senekinde kanal dnin dizi, show elemanları değil ayşe teyze, fatma amca tadında bir filmi var ki o da gayet eğlenceli. ha bir de bunların en eskisi toplaşıp şarkı söyledikleri vardı, onu bulamadım. "sabahlarııııım gecem hayalleriiiiim eğlencem her yeni rüyaaa kanal deeeee" diye bir şarkısı vardı. 2008-2009 yeni yayın dönemininkileri de &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=-hpQjlT2_5M"&gt;1. bölüm&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=bvItoTcdA5s&amp;amp;feature=related"&gt;2.bölüm&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=VlHbRyWAvXs&amp;amp;feature=related"&gt;3. bölüm&lt;/a&gt;de olarak izleyebilirsiniz. ünlü şahsiyet getiremedik diye 3 bölüm çektiler sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otu boku unuturum ama iş televizyona gelince korkunç bir hafızam var. bana senelerce tv gayd demelerine şaşmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, merak etmiş olan varsa ahanda gazetecilik görevimi icra ettim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1638677253739286065?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1638677253739286065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/televizyon-hafzas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1638677253739286065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1638677253739286065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/televizyon-hafzas.html' title='televizyon hafızası'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1295697192888509207</id><published>2009-08-29T20:15:00.019+03:00</published><updated>2009-09-20T17:41:32.072+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marion cotillard'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='la vie en rose'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='la môme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaldırım serçesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edith piaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fransız filmi'/><title type='text'>La Môme/Kaldırım Serçesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmS7QTE2LI/AAAAAAAAAMw/kdhRy6snTF4/s1600-h/la-mome.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 235px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmS7QTE2LI/AAAAAAAAAMw/kdhRy6snTF4/s320/la-mome.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375489176928311474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien,&lt;br /&gt;ni le bien qu'on m'a fait, ni le mal,&lt;br /&gt;tout ça m'est bien égal.&lt;br /&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien.&lt;br /&gt;c'est payé, balayé, oublié.&lt;br /&gt;je me fous du passé.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avec mes souvenirs,&lt;br /&gt;j'ai allumé le feu.&lt;br /&gt;mes chagrins, mes plaisirs,&lt;br /&gt;je n'ai plus besoin d'eux.&lt;br /&gt;balayés mes amours&lt;br /&gt;avec leurs trémolos,&lt;br /&gt;balayés pour toujours :&lt;br /&gt;je repars à zéro.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien,&lt;br /&gt;ni le bien qu'on m'a fait, ni le mal,&lt;br /&gt;tout ça m'est bien égal.&lt;br /&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien&lt;br /&gt;car ma vie,&lt;br /&gt;car mes joies,&lt;br /&gt;aujourd'hui,&lt;br /&gt;ça commence avec toi...&lt;br /&gt;**********&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;bana yapılmış iyilikler ve kötülüklerin&lt;br /&gt;hepsi aynı bana&lt;br /&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;ödendi, süpürüldü, unutuldu.&lt;br /&gt;geçmişten bana ne!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anılarımı yaktım gitti&lt;br /&gt;artık acı ve zevklerime ihtiyacım yok&lt;br /&gt;aşklarımı tremololarıyla beraber süpürüp attım&lt;br /&gt;sonsuza kadar sildim: elde var sıfır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;bana yapılmış iyilikler ve kötülüklerin&lt;br /&gt;hepsi aynı bana&lt;br /&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;çünkü yaşamım,&lt;br /&gt;çünkü zevklerim&lt;br /&gt;seninle başlıyor bugün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Filmi yazmaya oturdum ama beynimde hala bu şarkı dönüp duruyor ve ben filmin etkisinden hala kurtulamadım. Geçtim filmi, görsel sanatların her ürününe ağlama potasiyeli taşıyan biriyim. Sinema olsun, reklam olsun, dizi olsun... Ağlamak bir yana içimi bu kadar titretmemişti uzun zamandır bir film. O kadar ki iki saattir yazdığım hiçbir şeyi beğenmeyip silip silip yeniden yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmUlbQEaYI/AAAAAAAAANA/OJZ7fGiD7kY/s1600-h/18756428_w434_h_q80.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmUlbQEaYI/AAAAAAAAANA/OJZ7fGiD7kY/s320/18756428_w434_h_q80.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375491000934623618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sadece Edith Piaf'ın hayatını anlatıyor desem çok boş olacak. Aslında evet, sadece bu diğer yandan da; Edith Piaf'ın hayatını anlatıyor. Ama ne hayat... 3 yaşında şarkıcı olmak için terkeden annesi gittikten sonra şekillenen yaşamı hiç kolay olmamış- ki beklenemezdi zaten. Film kronolojik sırayla akmıyor, ama çok da karışık değil. Neyi neden yaptığını anlamak mümkün. Ne bileyim belki dümdüz bir film olsaydı muhtemelen şımarık kadının tekiymiş damgası yerdi, ama kızmak mümkün değil. Anlatıp içine sıçmayacağım filmin, çünkü çoğu ilginç nokta filmin sonunda. Ama kadına kızamadım resmen. Yaşadığı acılar, pişmanlıklar, aşırı sevinçler belki de aşırı hüzünler... Edith Piaf'ı, Edith Piaf yapan her şey sanki canlanmış ve tekrar yaşanıyor. Benim doğumumdan çok önce şarkılar söylemiş bir kadının sadece şarkılarına bakarak ne yaşadığını anlamak mümkün değilmiş. Evet, Non Je Ne Regrette Rien'i çok içten söylediğini düşünmüştüm hep, ama onun hayatına bu kadar uyduğunu hiç düşünmemiştim. Aslında filmde, bu şarkı sahnenin üstünde çalmaya başladığı ve altyazıda sözleri akmaya başladığı andan itibaren ürperme aldı beni. Zaten filmde sürekli ürperdim ve içim titredi. Çok sık olan bir şey değil bu. Hani kan gövdeyi götürdüğünde tüylerin ürpermesi gibi bir şey değil bu. Bu yüzden şarkı hala beynimde dönüp duruyor.Acı bir tezat bu aslında, elde sıfır yok çünkü elde acı var ve bu acıya rağmen hiçbir şeye pişman olmamak... Hayatının aşkını, çocuğunu ve daha bir sürü şeyini kaybetmek ve pişman olmamak... Gerçekten pişman olmuyor, ama pişman olmayışına da kızamıyorsunuz bir türlü.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmUOMQfIII/AAAAAAAAAM4/CFFMI28KKHQ/s1600-h/jean_paul_rouve___as_edith_s_father__louis_gassion_and_pauline_burlet___as_8_year_old_edith_photo_by_bruno_calvo.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmUOMQfIII/AAAAAAAAAM4/CFFMI28KKHQ/s320/jean_paul_rouve___as_edith_s_father__louis_gassion_and_pauline_burlet___as_8_year_old_edith_photo_by_bruno_calvo.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375490601772851330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Edith Piaf'ın annesinin terkedişinden sonra babaannesinin genelevinden sokaklara ve sonra şöhrete uzanan yaşamı değişik bir zaman akışıyla gidiyor. Yorucu bir zaman akışı değil. Ama film oldukça uzun, 2 buçuk saate yakın sürüyor. Gerçi beni sıktığını söyleyemem, kanımca kararında bir süresi var. Daha uzunu sıkardı, daha kısası anlatmak istediğini anlatamazdı. Filmi seyretmeden önde beyazperde.com da bir eleştiri okudum. O eleştirinin bir yerinde "&lt;span id="contextual"&gt;antolojilere geçecek ölçüde etkileyici bir plan-sekans" diye bir cümle var. Plan-sekansta kesintisiz tek çekimden oluşan sahneymiş. Bende kara cahil insan herhalde kamerayı kıpırdatmıyorlar o diyorum kendi kendime. Eğer filmi izlerseniz o sahne için ahanda bu sahne demek mümkün:) Oha çektim sahneyi izledikten sonra. Kadın zaten Oscar aldı o sene bu rolüyle, ama o sahneyle ayrı bir Oscar'ı hak ediyor. Filmi mükemmel yapan zaman akışının iyi kullanılması kadar Marion Cotillard'ın Edith Piaf'ı oynuyor olması... Zaten Marion değil ordaki Edith:) Oscar komitesiyle pek aynı fikirde olmuyoruz ama bu sefer olduk sanırım:) O sene büyük ödüllerin tamamını süpürdü sildi. Bir Fransız olması, yıllar önce şarkı söylemesi, bambaşka bir dünyada yaşamış olması, zekasının başka türlü işlemiş olması Edith Piaf'ı benden uzak kılmadı ve bence sebebi Marion Cottilard'ın oyunculuğu...Diğer oyuncularda oldukça iyiydi, Marc Barbé diye bir adam var ve karizmasıyla dağıtıyor filmi:) Edith Piaf'ın boksör sevgilisi Marcel Cerdan rolündeki Jean Pierre Martins bence filmin en donuk oyuncusuydu. Ya da şöyle diyeyim: Film direk olarak Edith Piaf'ın gözünden anlatılmıyor ama Edith'in çerçevesini görmeye alışıyorsunuz. Ben Edith'in hayatının aşkını görmeyi bekliyordum, Edith'in gördüğü parıltıyı görmek isterdim sadece.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmRa53sE0I/AAAAAAAAAMo/ftDRCqWScXo/s1600-h/18708632.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmRa53sE0I/AAAAAAAAAMo/ftDRCqWScXo/s320/18708632.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375487521640420162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;Fotoğrafımsı bir güzelliği vardı filmin ayrıca çoğu yerde. Işığın kullanım açılarını sevdim. Genelde kamereda da rahasız edici bir taraf yoktu. Sanatsal ve akışkandı görüntüler, abartıyor muyum bilmiyorum ama sevdim galiba...Müzik direktörünü kınıyorum ama! &lt;a href="http://video.google.com/videoplay?docid=1000679541819153250&amp;amp;ei=oJuZSqXLH47T-AadzOWpCQ&amp;amp;q=sous+le+ciel+de+paris+edith+piaf"&gt;Sous Le Ciel de Paris&lt;/a&gt; filmde yoktu ki bence o şarkıyı en güzel Edith Piaf söyler. Ayrıca &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x1dlz2_edith-piaf-la-vie-en-rose_music"&gt;La Vie En Rose&lt;/a&gt;'un ingilizcesi vardı filmde, manyak mısınız ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay benden bu kadar a dostlar. Aslında bugün Paris Je T'aime'i seyredecektim, hatta başladım da...Ama anladım ki orjinal dili kadar zevk vermeycek, maksimum haz için orjinal dillisini indirmeye başladım. Film hedonistiyim anasını satayım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 51);"&gt;Non, Je Ne Regrette Rien-Edith Piaf&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;object width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=64.png&amp;amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/Edith_Piaf_-_Non__Je_Ne_Regrette_Rien_1.mp3&amp;amp;bg_color=ffcc00&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=listening&amp;amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high" width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1295697192888509207?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1295697192888509207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/la-momekaldrm-sercesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1295697192888509207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1295697192888509207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/la-momekaldrm-sercesi.html' title='La Môme/Kaldırım Serçesi'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmS7QTE2LI/AAAAAAAAAMw/kdhRy6snTF4/s72-c/la-mome.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2457479234571487143</id><published>2009-08-27T02:23:00.004+03:00</published><updated>2009-08-27T02:40:17.264+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet ali nuroğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömre bedel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fox'/><title type='text'>Ömre Bedel</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpXEAzq5SAI/AAAAAAAAAMg/_cJezyhm0Zw/s1600-h/ads%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpXEAzq5SAI/AAAAAAAAAMg/_cJezyhm0Zw/s320/ads%C4%B1z.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374417248485722114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Foxta yeni dizi başladı:Ömre Bedel. Töre ile ilgili klasik bir muhabbeti var. Murat Han'la Begüm Bingören oynuyor. Bu kadarını anladım ama pek bir şeye benzemeyen söz konusu dizide Mehmet Ali Nuroğlu'nun ne işi var diye de sormadan edemedim. Asıl mesele başka ama. Murat Han'ın oynadığı başrol tipi, Türk dizi ve sinema tarihinin en psikopat cümlesine imza attı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Her gece kocanın yanında uyuyacak, her sabah onun yanında uyanacaksın. Ama içinde benim tohumumu taşıyacaksın!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öeh tarla mı sandım koçum sen bacıyı! Ama Türk dizisi anacım; kız kesin hamile kalacak, sonrada gidip Murat Han'a aşık olacak. Aşk her şeyi affeder mi diye sormuşlar tanıtımda...Kesin affeder, Türk dizisi ne de olsa. Olan Mehmet Ali'nin oyunculuk kariyerine oldu, yazık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2457479234571487143?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2457479234571487143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/foxta-yeni-dizi-basladomre-bedel.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2457479234571487143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2457479234571487143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/foxta-yeni-dizi-basladomre-bedel.html' title='Ömre Bedel'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpXEAzq5SAI/AAAAAAAAAMg/_cJezyhm0Zw/s72-c/ads%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-393327378312227213</id><published>2009-08-25T20:28:00.004+03:00</published><updated>2009-08-27T02:39:38.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşlerimin prensi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kore dizisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='joo ji hoon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='goong'/><title type='text'>Goong aşkına...</title><content type='html'>Olaya bak lan kendim yapıyorum, sonra da kendim kızıyorum. Arşivimde(evet böyle bir hastalık sirayet etti, arşiv yapıcam diye paralanıyorum.) Goong'un yani Düşlerimin Prensi'nin iki bölümü eksik diye dün geceden beri neti talan ettim. Ama elime geçen şu an sadece TRT'nin dublajlı bölümleri, kenarından bakayım dedim, ama dublajları bir acayip. Ya da ben kore tonlamasına alıştım. Ne lan majeste majeste, pigunmama işte! Direk karşılığı bu değil ki... Veliaht prensin karısına hitapta kullanılan ünvan! Krala da majeste, kraliçeye de majeste, kralın anasına da majeste... Alışmışım bluya demek gibi oldu bu, alışmışım koreceye:P&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-393327378312227213?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/393327378312227213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/goong-askna.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/393327378312227213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/393327378312227213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/goong-askna.html' title='Goong aşkına...'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6929621539641996621</id><published>2009-08-23T21:08:00.009+03:00</published><updated>2009-08-29T23:57:49.111+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='helena bonham carter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alan rickman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='j.k.rowling'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ralph fiennes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='harry potter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zümrüanka yoldaşlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='order of phoneix'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='daniel radcliffe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gary oldman'/><title type='text'>Harry Potter and the Order of Phoenix/Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGYXARfdxI/AAAAAAAAAMQ/yEI1NiWgQ1g/s1600-h/harry-potter-and-the-order-of-the-phoenix-poster1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGYXARfdxI/AAAAAAAAAMQ/yEI1NiWgQ1g/s320/harry-potter-and-the-order-of-the-phoenix-poster1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373243351407490834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu filmi izleyeceğim diye paralandım resmen bugün. Hiç izlemek aklımda yoktu, üstelik ben mi çektim filmi onu bile hatırlamıyorum. Çektiysem bile memo için çekmişimdir muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hariciyi karıştırırken bunun altyazısı olmadığını gördüm, dakikalarca altyazı aradım. Baktım olmuyor hiçbiri, yakın olan bir tanesini senkronlayayım diye 2 saat uğraştım(abartı değil, işim gücüm yokmuş gibi harbiden iki saat uğraştım). Sonra fenalık geldi bırakıp ingilizce izleyeyim dedim ama anlamadığım yerler çıkınca senkronlayamadığım altyazıyı not defterinde açıp yandan anlamadığıma baka küçük ekran izledim. Niye bu çaba, sanki oscarlık film izliyormuş gibi anlayamadım ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film boktan br uyarlama. Özeti bu yani. Hikaye zaten biliniyor diye mi yaptılar bunu bilmiyorum ama kitabın konusuna vakıf olmayan biri hö diyebilir. Her ne kadar devam filmi olsa da ve öncesinden destek alıyor olsa da bu kadar kopuk ilerlemesi gerekmiyor. Sahneler güzel, ışık güzel, oyuncular zaten alemin en kaliteli oyuncuları; senarist sıçmış direk olaya... Ya da bir rivayete göre Rowling çok müdahele ettiğinden oluyor bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin hikayesi malum, Harry Potter. Harry Potter diyince çocuk filmi olarak anlaşılmasın tabii. Bu filmler ilk başladığında takip eden 7-16 yaş kitlesi vardı. Kitapları okudular, filmleri takip ettiler... O takip eden ahaliyle Harry Potter'ın oyuncuları beraber büyüdüler gibi bir şey. İlk fildeki Daniel Radcliffle son fildekini ahanda altta yan yana koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGKceGr6bI/AAAAAAAAAMA/G2qeBz4N74M/s1600-h/harry-potter-1-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 211px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGKceGr6bI/AAAAAAAAAMA/G2qeBz4N74M/s320/harry-potter-1-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373228052151790002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGKr_lCJqI/AAAAAAAAAMI/CxTEfqc9dEU/s1600-h/2007_harry_potter_order_of_the_phoenix_001.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGKr_lCJqI/AAAAAAAAAMI/CxTEfqc9dEU/s320/2007_harry_potter_order_of_the_phoenix_001.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373228318835484322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben de buna benzer bir değişim geçirdim Harry Potter filmleri süregiderken ama tabii ki kendi karşılaştırmalı hallerimi koynuyorum:) Bir benzer karşılaştırma da Robert Pattinson için var elbette. Zira bir önceki Harry Potter'da Cedric Diggory'i oynuyordu, şimdi alemin en karizmatik vampiri...Ama fark bu kadar çarpıcı değil, o yüzden tercih etmedim. Kısacası aslında Harry Potter film olarak çıktığı ilk zamanlardaki kitleyi aldı, taşıdı ve şimdi o yaş grububa film yapıyor aslında. Film karanlık bir film. Hem ışık olarak hem hikaye olarak. Çünkü insanın sadece iyi ya da kötü olmadığını anlatan bir hikayesi var bu filmin(anlatmayı becerebildiğini söylersem yalan olur). İçinde ikisi de var ve sen hangisini seçersen osun. Ama film bunu anlatmayı pek becermiyor. Uyarlandığı kitap 5.kitap ki Harry Potter'ın aslında insan olduğu kitaptır. Harry, kitapta gerçek acı, saf aşk, ergenlik sancısı, kızgınlık, pişmanlık, kırgınlık hayata dair kavramları oturtma çabası ve daha bir sürü duygu içinde gidip geliyor. Kullanabilmelilerdi bunu. Ama dayamışlar görsel efekti, başka bir hikaye yok ortalıkta. Ara ara güzel sahneler var o kadar. Harry'nin bütün yaz neden yalnız kaldığını, Dumbledore'a neden kızdığı ve kızması gerektiğini, Sirius ölünce çektiği acıyı anlatan hiçbir şey yok. Bir-iki sahne bir şeyler anlatıyorlar ve duygu örgüsü tak diye kopuyor. Kardeşim senaryosunu bana emanet etmelilerdi bu filmin, ben daha iyi yazrdım:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efektler bütün Harry Potterların en iyisi. Özellikle Bakanlıktaki savaş sahnesi güzel olmuş. Bir tek dev bir acayip gözüktü gözüme onun dışında gayet iyiydi. Işık, ışık diyip duruyorum ama ışık kullanımı çok güzeldi be!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGabkUT-YI/AAAAAAAAAMY/BjseS7B_UPA/s1600-h/large_Snape+Treaching+Occlumency-7skeyb77.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGabkUT-YI/AAAAAAAAAMY/BjseS7B_UPA/s320/large_Snape+Treaching+Occlumency-7skeyb77.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373245628825729410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmWNZMp6CI/AAAAAAAAANI/zk2hF9QqwZI/s1600-h/rDV7kyzWPoig1r0ehDUkdhjOo1_500.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 227px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpmWNZMp6CI/AAAAAAAAANI/zk2hF9QqwZI/s320/rDV7kyzWPoig1r0ehDUkdhjOo1_500.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375492787089827874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oyunculukları uzun uzun anlatmaya gerek yok. %90'ının İngilizlerin oluşturuduğu baba bir film kadrosu var. Severus Snape manyaklığımın sebebi biraz da rolü oynayan Alan Rickman'dır mesela. Kurban olduğum insan, iyi kötü her rolü süper mi oynar insan! Keşke kitapta uzun uzadıya anlatılan o Snape'in okuldaki haline James Potter ve Sirius Black'in yaptığı işkneceyi kesmeselerdi. Kitaptaki olay örgüsünde yeri büyüktü o olayın. Sirius Black öldüğünden bir sonraki filme Gary Olman yok, ama yerine Bellatrix rolünde Helena Bonham Carter geldi. Pek gözükmedi bu filmde kendisi, gözüktüğü yerlerde döktürdü, bir sonraki filmde daha da döktürecek bekliyorum. Seçki yaparak sunmak gerekirse filmde Emma Thompson, Maggie Smith, Ralph Fiennes ve tiyatrocuların ağırlıkta olduğu daha bir sürü baba oyuncu oynuyor. Genç oyuncuları saymıyorum, pişme yolunda ilerlemekteler. Ama Ginny'i oynayan Bonnie Wrigth bir dahaki filmde nasıl oynayacak merak ediyorum. Rolü bir dahakine daha fazla olmalı... En azından kitapta öyleydi. Ha bir de daha önceden seyredip seyretmediğimi hatırlamadığım ama bu filmde hayran kaldığım biri var. Dolores Umbridge rolündeki Imelda Staunton! Psikopat kadın, nasıl bir sinir etti beni filmde. Öbür filmde muhtemelen çok fazla rolü olmayacak. Arada belki bir iki sahne, tüh be! Ha bir de Harry Potter ve ekürileri var. İçlerinden en iyisi Emma Watson, o kız bence gelecek vaadediyor. Neyse kısaca oyuncular iyi, görüntü güzel ama berbat bir uyarlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş: Oyunculukları uzun uzun anlatmaya gerek yok diyip en uzun orayı anlatmışım :D&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6929621539641996621?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6929621539641996621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/harry-potter-and-order-of-phoenixharry.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6929621539641996621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6929621539641996621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/harry-potter-and-order-of-phoenixharry.html' title='Harry Potter and the Order of Phoenix/Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SpGYXARfdxI/AAAAAAAAAMQ/yEI1NiWgQ1g/s72-c/harry-potter-and-the-order-of-the-phoenix-poster1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-3722471388956188283</id><published>2009-08-22T01:37:00.011+03:00</published><updated>2009-08-27T02:35:34.417+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='joo ji hoon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kore sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antique bakery'/><title type='text'>Antique Bakery/Antik Fırın</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So_u9UjE9tI/AAAAAAAAAL4/2327OgvdLsI/s1600-h/antique.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372775617731557074" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 223px; height: 320px; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So_u9UjE9tI/AAAAAAAAAL4/2327OgvdLsI/s320/antique.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok mu tırt çevirdim adını emin değilim. Zira bizim anladığımız anlamda fırın değil, bildiğiniz pastahanede geçiyor film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüden önce son çıkış: Filmi ha &lt;a href="http://www.filmseyret.net/antique-bakery-izle.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; izleyebilirsiniz. İzleyecekseniz naçizane tavsiyem yanınıza pasta neyim alın. Hiç olmadı şahsen yamacımda olsaydı topkek bi'dolu bile keserdi beni, o derece yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://lafea.byethost10.com/wordpress/"&gt;Lafea&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://ofori.wordpress.com/"&gt;Ofori&lt;/a&gt;'nin bloglarının hastasıyım, büyük bir iştahla da okuyorum. Özellikle Oforinin yorumları(ilk düşlerimin prensini izlerken kendisinin blogunu keşfetmiş idim) sağolsun beni kore televizyon ve sinema dünyasına bağlamışığı vardır. Neyse "anılar ah anılar" diye buraya nokta koyuyor ve filme geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternetten çok film seyretmem genellikle indiriyorum görüntü kalitesi açısından ama bunu bulduramadığımdan seyretmek durumunda kaldım. Hani görüntüsü kalitesi şart olan filmlerden. Zira her yerden rengarenk pastalar fışkırıyor:) İsminden de anlaşılacağı üzere hikayenin ortak noktası bir pasta dünyası. Pastahane ya da fırın demek hakaretmiş gibi geldi çünkü sadece pasta yapılan küçücük bir mekan düşünün. İsimlerini bile söyleyemediğiniz bir ton pasta arasında dört tane adam... Dördü de eğleniyor gibi gözükürken aslında çok farklı dertleri var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372552534424888130" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 255px; cursor: pointer; height: 320px; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So8kEKeFI0I/AAAAAAAAALg/3a9N_3gN1_w/s320/ecbba4ebb2841zb7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Filmi ilk izlemeye başladığımda "sıçtık abi , gey filmi" diye tepki verdim açıkçası. Homofobik değilim, ama en son izlediğim gey filmi ki Pedro Almodovar'ın La Ley Del Deseo/Arzunun Kanunu oldukça sert bir filmdi. Bir-iki sene önce olsa gerek, film festivalinde, benim her zaman ki gibi doğaçlama bilet aldığım("Aaa Almodovarmış, alayım lan yönetmeni ünlü seyretmek lazım" şeklinde gişede karar verilen bir doğaçlama-her sene kitapçığı boşuna alıyorum a.q.) filmlerden biriydi. Sinema salonundan çıkmayacağım diye kendimle savaştım resmen. Film çok güçlü, ama sert; yıkıp geçiyor. Her neyse anafikir şu: Antique Bakery'i de bu tip bir gey filmi sanmak yanlışmış. Film sert değilse de gayet duygusal, çünkü karakterlerin kendi içlerinde fırtınalı bir duygusallıkları var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Esas adamımızın yaptığı şeylerin çoğunun sebebini filmin sonuna kadar pek anlayamıyorsunuz. Küçüklüğünde pasta manyağı biri tarafından kaçırılmış ve olan biten şeylere dair hiçbir şey hatırlamıyor. Hatırladığı tek şey adamın onu sürekli pastalarla beslediği. Bu yüzden sonrasında pasta yiyemez olmuş, yediği anda geri çıkartıyor, nefreti o derece... Olan biteni sürekli içine atmış, kimse üzülüp kırılmasın diye. Yaşadığı ne varsa kilitlemiş ve kilidi yutmuş(filmde böyle anlatılıyor hakikaten). Dıştan bakıldığında havalı, zengin, kibar, eğlenceli ve mutlu bir adam, ama biraz yakınlaşınca gördüğü kabuslardan geceleri çığlık atarak uyanan biri. Korkusuyla yüzleşmek, belki onu kaçıranı bulmak için bir pastahane açıyor. Açtığı pastahaneye pasta şefi olarak ülkenin en iyi pastacısı Soon Woo başvuruyor. Adam yetenekli de hiçbir yerde tutunamamış. Sebep: Şeytani gey cazibesi:) Adam gittiği her yerde evli barklı adamları peşinden koşturup düzenleri altüst edince tutunamaz olmuş. Kadınlardan da korkuyor kendisi bu arada. Ha bir de patrona hasta. Sonrasında tesadüf eseri eski bir boksa şampiyonu olan biri garsonluk içn başvuruyor. Daha doğrusu şefin ayaklarına kapanıp sanatını ona öğretmesi için yalvarıyor. Eiji Kanda, şefin ne geyliğine ne şeytani gey cazibesine aldırıyor. Tek derdi pasta yapmayı öğrenmek ve ustasına saygısı sonsuz. Son karakter de patronun annesinin eski hizmetçisinin oğlu, Chikage. Annesi genç yaşt ölünce patronun ailesi büyütmüş. Kardeş gibi büyükdükleri bir tarafları var patronla ikisinin. Saftirik, ama vefa duygusu sonsuz, bu hisle patron kovsa da gitmiyor. Işık gözlerini rahatsız ettiği için gece gündüz güneş gözlüğü takıyor. Bu dördünün dışında pasta şefinin bir de Fransız kırığı var. Bayağı bir gözüküyor aslında konuk oyuncu demek ne kadar doğru bilmiyorum, işleri şef için sarpa sardırıyor. Biraz sorunlu, şefin kendisini istemediği anlarda arıza çıkarmaya meyilli. Neyse Fransızı anlatırsam daha hikayenin içine giricem.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372563378168554338" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 320px; cursor: pointer; height: 302px; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So8t7WkCY2I/AAAAAAAAALo/LCZYh1Sj46E/s320/%EB%B8%94%EB%A1%9C%EA%B7%B8_740_01_antique2008.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Filmdeki karakterlerin yaptıkları şeylerin hepsi filmin sonunda oturuyor. Nasıl anlatsam, ayrıntı gibi gözüken şeyler aslında derin bir geçmişin ürünü... Daha ilk sahnelerde anlatılan bir şey var, patronla şef aynı lisedenler. Son Woo yani şef lisedeyken ona ilanı aşk ediyor ve "pis homo" hakaretleri eşliğinde suratına pasta yiyor. Adamın tek hezimeti bu, onun dışında baştan çıkaramadığı erkek olmamış, 0 başarısızlık:) Ama şef kendisini zaman içinde unutsa da patron bunu hiç unutmuyor. Ve bütün olan bitenin bir sebebi var; o pastayı çarpmasının, hakaret etmesinin... Neyi neden yaptıklarının geçmişte bir anlamı, bir temeli var. Yaptıkları çoğu şeye "ha bundanmış" demek mümkün. Ana karakterlerin hepsinde de bu var. Belki de filmin beni vuran noktası da bu oldu. Yaptıkları her şeyin altında geçmişte olan bir şeyin olması... Film eğilenceli, hikaye eğlencenin içinde çok dağılmıyor. Oyunculuklar da fena değil açıkçası. Patronu oynayan Ju Ji Hoon'u Goong'taki kıl prens rolünde gördükten sonra değişik geldi, başlangıçta tanıyamadım bile... Ama kıl prens rolünden daha iyi oturmuş rolüne. Kim Jae Wook şef rolünde iyiydi de neresi şeytani cazibaye sahipti bilemiyorum. Hani böyle baştan çıkarıcı bir tarafı yoktu. Ama Fransız sevgilisi taştı vallaha:) Üstelik söz konusu fransız sevgili psikopat aşık rolünü sğper oynuyordu. Diğer rollerdekiler de fena değildi. Asıl görüntü ve sanat yönetmenlerini kutlamak istiyorum; sahnelerin estetiği şahaneydi. Ah bir de daha kaliteli izleseydim. İnternetten izleyince eksik kalıyor film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi tek rahatsız eden yanı, niyeyse müşterilerin hiçbiri pastaya para öderken görülmüyor. Sadece tek bir yerde, o da kızgın olduğunu belirtmek için... Özellikle mi yapmışlar bu para ödememe işini gözden mi kaçırmışlar bilemedim. Bir de animesi mi managası mı ne varmış, ona da bir bakayım.&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kim_Jae_Wook" title="Kim Jae Wook"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-3722471388956188283?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/3722471388956188283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/antique-bakeryantik-frn.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3722471388956188283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/3722471388956188283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/antique-bakeryantik-frn.html' title='Antique Bakery/Antik Fırın'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So_u9UjE9tI/AAAAAAAAAL4/2327OgvdLsI/s72-c/antique.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7678365941397707336</id><published>2009-08-21T21:46:00.000+03:00</published><updated>2009-08-21T21:47:51.855+03:00</updated><title type='text'>dikkat kızlar için!</title><content type='html'>kız filmi etiketi işlevsel geldi diye ekleyeyim dedim, hani kızlarla alakalı ne varsa. anam cinsiyetim seçimlerimde ne kadar baskınmış meğersem! %90'ına kız filmi ibaresi koydum:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7678365941397707336?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7678365941397707336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/dikkat-kzlar-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7678365941397707336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7678365941397707336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/dikkat-kzlar-icin.html' title='dikkat kızlar için!'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1784748160617770242</id><published>2009-08-17T23:53:00.003+03:00</published><updated>2009-08-21T21:45:29.135+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yiğit özşener'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><title type='text'>Yiğit Özşener</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonD7KXBlgI/AAAAAAAAAK4/BeCqSyjFaQM/s1600-h/yigitozsener_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonD7KXBlgI/AAAAAAAAAK4/BeCqSyjFaQM/s320/yigitozsener_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371039451776652802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Anam anam ne yazmışım bea! Biri beni durdursun diyeceğim ama niye durdursun ki? Blog bu günler içindir:) Bir yazıya iki Yiğit Özşener çok diyip koymadım fotoğrafın birini ama dayanamadım lan bunu da koyacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1784748160617770242?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1784748160617770242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/yigit-ozsener.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1784748160617770242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1784748160617770242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/yigit-ozsener.html' title='Yiğit Özşener'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonD7KXBlgI/AAAAAAAAAK4/BeCqSyjFaQM/s72-c/yigitozsener_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4423858143355497992</id><published>2009-08-17T22:01:00.011+03:00</published><updated>2009-09-19T23:50:38.490+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yiğit özşener'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dudaktan kalbe'/><title type='text'>Dudaktan Kalbe</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonBojq4gkI/AAAAAAAAAKo/jgu66UvjsBQ/s1600-h/wallpaper_1024x768.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonBojq4gkI/AAAAAAAAAKo/jgu66UvjsBQ/s320/wallpaper_1024x768.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371036933130060354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Serde televizyon manyaklığı olmaya görsün, aylar önce bitmiş dizinin son bölümü izlenebiliyor. Dudaktan Kalbe'yi bir süre eleştire eleştire izledim. Sonra bıraktım. Annemle de bırakmadığı diziyi için dalga geçip durdum:) Lamia zırıl zırıl ağlar, Kenan paso acıklı acıklı bakar,aynı şeyler olup duruyor. Galiba daha önce yazmış idim diğer blogda, ama o Cemil var ya Cemil...Dizinin kötü adamı göya. Sanırım zavallı senaristler reklamverenlerin zevksizliğine kurban gidp Lamia ve Hüseyin Kenan'a gözyaşı sıçmaya zorladılar. Bunlarda maharetlerini Cemil'de gösterdiler. Yiğit Özşener'in de hakkını yemeyeyim şimdi Cemil karakterinin içine mükemmel oturdu. Şeyma hocamın kulakları çınlasın, adam tip değil karakter! Lamia tip, Hüseyin Kenan tip ama Cemil içi dolu bir karakterdi hep...Halasının oğlunu kıskanan, onun kadar popüler olabilmek için her şeyi yapan, gerekirse kötü olabilen biri...Hatta o kadar kötü ki kuzeninin sevdiceğini elinden almış ve evlenmiş. Gerçi Cemil almış demek yanlış olur, Kenan'ın salaklaığını değerlendirmiş. Ne bileyim daha bir sürü şey...Ama kötülüğünü sadece özgüvensiz bir çocuk oluşundan yapıyor. Kimse tarafından çok sevilmemiş, itilmiş kakılmış, ilgi görmemiş, bir kenara itilen bir çocuk olduğunu hissediyorsunuz.( Yok abi senaristlerden vazgeçtim, bu işlerden anlamam ama Yiğit Özşener dışında o rolü kaldıracak kim var? Şu an benim aklıma gelmiyor.)Her neyse sonuç itibarıyla kötü adam aşkına dizi seyretmek işte bu. Eh Cemil düştü aklıma, oturdum Dudaktan Kalbe'nin hazirandaki final bölümünü izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, final yapıyorsunuz bari düzgün yapın değil mi? "Sevgi emekmiş" lafını vakti zamanında Türkan Şoray'dan o kadar çok dinledik ki beynimize onun ağlamaklı sesi yerleşti. Aslı Tandoğan'dan kesmedi valla. Her neyse sonuç şu ki final ya herkes melek kesildi bir anda. Lamia'ya eziyet eden amca ve yenge, Paşa'nın kahya kadını Macide, Paşa'nın ta kendisi, Nimet, deli Makbule, Lamia'nın ismini bilmediğim eski psikopat nişanlısı ve bi sürüsü daha...Bir Cavidan bir de ona aşık biri var(Nimet'in eski çıkıntısı) öyle olduğu gibi burunlarının üstünde bok varmış gibi durmaya devam ettiler; ha bir de Hüseyin Kenan'ın kardeşi Afife... Yalnız bütün bu isimleri bir yerden destek almadan yazıyorum işin tuhafı. Vay anasını sayın seyirciler bir süre izledim ama yer etmiş resmen:D O kadar da küçümsemesem mi diziyi ne:P&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonBt_FKP_I/AAAAAAAAAKw/GLb6Bkj5MOM/s1600-h/yigit-ozsener-resimleri-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonBt_FKP_I/AAAAAAAAAKw/GLb6Bkj5MOM/s320/yigit-ozsener-resimleri-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371037026387378162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;En nihayetinde bir s...me sürülecek yanı yoktu son bölümün, Cemil hariç tabii ki... Rahmetli karısı Leyla'nın(Kenan'ın eski sevdiceği) mezarının başında konuşurken adamın değişiminin diğer tiplere göre mantık değişiminde ilerlediğini görüyorsunuz. Ne bileyim Lamia'yı sevdiğini ve o sevmedikçe onu istemeyeceğini filan...Bu boktan dizide Yiğit Özşener bir elmastı, nispeten karakterli de çizdiler yolunu, şanslıydı. Neyse son bölümde bol bol Fadik Sevin Atasoy yani Leyla gözüküyor anılardan kesit ve hayalet olarak. Hatta bölümüm sonunda bir de şarkı söylüyor. Daha önce duymamıştım ama şarkı güzelmiş. Burak Hakkı'ya değinmeden geçmeyeyim rezil oynuyor ama şahane poz veriyor:) Leyla şarkı söylerken dokunup geçtiği fototğrafalar güzeldi. Bence asıl hikaye bundan sonra başlıyordu; yani Hüseyin Kenan'ın intiharı öncelikle Cemil ve Lamia için tramvatik olacaktı. Bunun ailelerine yansımaları, Melek yani Lamia'yla Kenan'ın kızının üzerindeki etkisi, bir gecede mutluluğun dorukalrın suçluluk duygusunun dipsiz kuyularına düşmeleri hikayesi çok daha dolu olurdu bence. Bana bıraksalardı "Kalpten Dudağa"nın senaryosunu yazardım yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cavidan'la halası Büyükada Kahve Dünyası'nda oturuyorlardı, Burak Hakkı 75 bölüm boyunca keman virtiözünü oynayıp keman nasıl tutulur öğrenemedi(son bölümde gördüğüm vibratoyu da kesin toygar ışıklı -dizinin müziklerini yapan kişi- yapıyordur), Lamia 75 bölümün en az 70'inde ağladı, son sahnedeki İstanbul ve martılar görüntüsündeki renk şahaneydi, bir dizi daha böyle bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Veda-Toygar Işıklı&lt;/span&gt;&lt;object width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=59.png&amp;amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/YouTube_-_Toygar_______kl___-_veda.mp3&amp;amp;bg_color=800000&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=listening&amp;amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high" width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4423858143355497992?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4423858143355497992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/dudaktan-kalbe.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4423858143355497992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4423858143355497992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/dudaktan-kalbe.html' title='Dudaktan Kalbe'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SonBojq4gkI/AAAAAAAAAKo/jgu66UvjsBQ/s72-c/wallpaper_1024x768.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1398106852799928938</id><published>2009-08-11T00:55:00.006+03:00</published><updated>2009-08-21T21:44:36.793+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romantik komedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the ghosts of girlfriends past'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayalet sevgililerim'/><title type='text'>The Ghosts of Girlfriends Past/Hayalet Sevgililerim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SomnoGQNV5I/AAAAAAAAAKY/K9pUC5BCUc8/s1600-h/ghosts_of_girlfriends_past_xlg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SomnoGQNV5I/AAAAAAAAAKY/K9pUC5BCUc8/s320/ghosts_of_girlfriends_past_xlg.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371008337931229074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Taze taze oturup yazayım bari. Şimdi bitti desem yalan olur. Yarım saat önce bitti sanırım, yarım saat film müziği aparatımla uğraştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse gelelim fasülyenin faydalarına. Naçizane tavsiyem, sakın sinemada izlemeye kalkmayın. Değecek bir film değil. Eğlenceli m derseniz; evet, oldukça. Ama çıtır çerez. İyi vakit geçirtiyor o kadar. Şahsen kız filmi diyebileceğim filmlerin çoğunda filmden sonraki üç saat yüzümde bir sırıtmayla dolaşırım.Henüz 40 dk oldu film biteli, sırıtma mırıtma yok valla. Türünün iyi örneklerinden biri değil yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Connor Mead,çapkın fotoğrafçı, nerde akşam orada sabah bir vatandaş. Elinden bir uçan bir de kaçan kurtuluyor. Kardeşinin düğününe gidip ortalığı allak bullak ediyor. Ha bu arada Dickens amca yazmasa Hollywood hangi konuyu ısıp ısıtıp sunarmış bilmiyoruz, &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/bir-noel-sarkisi-charles-dickens/tanim.asp?sid=TZPE69JDL7QKPRWCQJCJ"&gt;Bir Noel Şarkısı&lt;/a&gt;nın devşirilmiş hali çıkıyor karşımıza. Connor'ın amcası Wayne'in ön rehberliğinde geçmişten, şimdiki zamandan ve gelecekten üç hayalet Connor kardeşimizi ziyaret ediyor. Geçmişte yaptığı hataları, şimdiki zamanda hangi konumda olduğunu ve gelecekte nasıl bir hayatı olacağını gösteriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Douglas, çapkın ve hayalet amca Wayne rolüne süper oturmuş:) O role başkası düşünülemezdi sanırım. Geriye taranmış saçları, 70lerle 80lerin arasında bir tarihten fırlama giyimi, elindeki viski kadehiyle sevimli bir Nuri Alço'ydu desem abartmış olur muyum:) Sonuçta ikisi de aynı amaçla yapıyor bunu, Wayne amca biraz daha aleni...Connor da bu amcayı örnek almış.Mattew McConaughey artık farklı bir rol oynasın kampanyası başlatmak istiyorum. Çapkın ama başından geçen olaylar dolayısıyla durulan aşık rolü üstünde kalıplaşacak. Gereğinden fazla abartılı oynuyor bence. Jennifer Garner'sa rolüne pek oturmamış. Ne bileyim daha farklı biri olabilirdi kanmca. Ama hayaletlere bayıldım:) Geçmiş kendi başına bir facia zaten, şimdiki zamansa tam bir cadaloz, gelecek zaten pek gözükmüyor. Ama favori sahnen ne dersen Wayne amcanın şemsiye açıp da yağan yağmura "Senin ağlayan bayanların gözyaşları bunlar" demesi derim herhalde. Çok şık bir sahneydi. Hem fotoğraf karesi gibiydi hem akıllıca ve ironikti. Hani oturup çok zekice olup beynimi yormasın, çok eğlencelisine de gerek yok, öyle seyredeyim işte filmi bu...Sonunu söyleyeyim mi:P Valla filme para vermediğime hiç pişman değilim. Gerçi beğenseydim kesin gider filmi izlerdim hiç sorun değil ya neyse...Kısacası Charles Dickens'ın ruhu bir Fatiha ister a dostlar, yoksa Hollywood napardı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1398106852799928938?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1398106852799928938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/ghosts-of-girlfriends-pasthayalet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1398106852799928938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1398106852799928938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/ghosts-of-girlfriends-pasthayalet.html' title='The Ghosts of Girlfriends Past/Hayalet Sevgililerim'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SomnoGQNV5I/AAAAAAAAAKY/K9pUC5BCUc8/s72-c/ghosts_of_girlfriends_past_xlg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-2293856138965329245</id><published>2009-08-11T00:52:00.003+03:00</published><updated>2009-08-21T21:41:06.239+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soundtrack'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OST'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film müziği'/><title type='text'>Film Müziği</title><content type='html'>Ay yaşasın, blogum güzelleşti! Neye niyet neye kısmet tadında sol cenahta film müziklerinin döndüğü müzik çalarım var artık benim. Tabii biraz elden geçirilmeye ihtiyacı var, ama onu da halledicem:)Sevindirik oldum ben...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-2293856138965329245?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/2293856138965329245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/film-muzigi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2293856138965329245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/2293856138965329245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/film-muzigi.html' title='Film Müziği'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4478159386780546841</id><published>2009-08-10T16:48:00.006+03:00</published><updated>2009-08-21T01:28:42.317+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politiki kouzina'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yunan filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir tutam baharat'/><title type='text'>Politiki Kouzina/Bir Tutam Baharat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SoAp2LNfReI/AAAAAAAAAKQ/PL0gjWE04bI/s1600-h/politikikouzinawy8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368336766524671458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SoAp2LNfReI/AAAAAAAAAKQ/PL0gjWE04bI/s320/politikikouzinawy8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önce Kanal D'de dublaj izlediğim filmi bir de orjinalinden izleyeyim dedim. Yoktan yere, can sıkıntısına...Hikayesinden mi yoksa orjinalinden izleyişimden midir bilmem, bütün film boyunca ağlamaktan içim çıktı. Özellikle de Fanis'in çocuk olduğu dönemlerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz ırkçılık gibi olacak ama Yunan filmi olduğu belli oluyor:) Alttan alttan bir giydirme durumu söz konusu. Ha biz ne kadar suçluyuz onlar ne kadar haklı bu tarihi konularda bilemeyeceğim, ben tarihçi değilim en nihayetinde. Yalnız iki kültür bu kadar çok benzeşmekten anlaşamıyorlar bence. İnsan kıskandığı zaman, paylaşmak zorunda kaldığı zaman niyeyse en çok kardeşine acımıyor. Daha doğrusu nereden acıtacağını bildiği için en çok onu acıtıyor. Hikayede biraz buna dayanıyor aslında. İki kardeşin kıskançlık krizinde birbirinin canını yakması..."O benim!" diye atladıkları şeyin aslında ortak kullanmayı öğrenmeleri gereken bir şey olduğunu kimse söylememiş bunlara. Anneleri zamanında terbiye öğretmemiş ikisine de:) Şakası bir yana Yunan ve Türk ahalisi birbirini reddetseler de kardeşler. Aynı evde büyümüş, aynı yemekleri yemiş, yeri gelmiş aynı şarkıları söylemiş, aynı odaları paylaşmış ve vakt-i zamanında İstanbul isimli bir kıza tutulmuş iki tane kardeş... Kim, birbirini nereden acıtabilirse oradan vuruyor işte. Filmin hikayesi de bir yerden buna yanaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fanis, 1961'de sınırdışı edilmiş İstanbullu Rum bir aileden gelme ünlü bir astronom. Görünürde hikaye onunla başlıyor, ama asıl hikaye 1959 yılında, İstanbul'da bir baharatçı dükkanında başlıyor. Fanis'in dedesi baharatçı. Hayatı baharatlarla tarif eden, astronomiyi gastronomi kelimesinin içinde bulan, diplomatın sarımsak koklayışından siyasi gidişatı anlayan bilge bir adam...(O değil de geçenlerde filmin yönetmeni Büyükada'ya geldi bir vesileyle, ben röportaj olarak patronuma önerdim ve kendisi her zamanki gibi beni sallamadı. Halbuki eski İstanbul'dan konuşmak süper olabilirdi.Bak sinirlendim şimdi.)Film boyunca ben de böyle bir dede istiyorum diyebileceğiniz biri kısaca. Hayatı gösterişiyle torununun hayatına da yön veriyor. 1961 yılında Türkiye-Yunanistan gerginliği halka çok fena yansıyor ve Yunanistan vatandaşı olanların oturma tezkireleri yenilenmiyor ve sınırdışı ediliyorlar. Yunan vatandaşı olanların arasında Fanis'in babası da var. Böylece Fanis, dedesini, çocukluk aşkı Saime'yi, baharatçı dükkanını ve İstanbul'u geride bırakıp Yunanistan'a gitmek zorunda kalıyor. Yunanistan'a uyum süreci, çocukluk aşkı ve dedesine özlemini giderebileceği mutfak aşkı ve büyüme sancıları arasında yıllar geçiyor. Bu arada vaat etmesine rağmen dede Yunanistan'a hiç gelmiyor. Onlarca kez milleti geliyorum diye tutuşturmasına rağmen İstanbul'u bırakamıyor. Sonraki yıllarda dede hastalanıyor, Fanis İstanbul'a gitmek durumunda kalıyor, eski aşkı Saime'yi buluyor(tabii o da bu arada askeri doktor Tamer Karadağlı ile evlenmiş:)), Fanis İstanbul'da kalmaya karar veriyor(Çok acıklı bir konu özeti geçtim değil mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en büyük hatası Türkçelere hiç özenilmemiş(Algıda seçicilik sanırım bu:)). Tamam Yunan filmi en nihayetinde ama insan biraz özenselermiş diyor. Ama bazı yerlerde, bazı işlerin ancak Türkçe olarak keyifle yapılabileceğini anladım, küfretmek gibi:) Fanis'in babasının bir yerde "siktiğimin düdüklüsü" diyişi var, koparttı beni. Yabancı bir dilde bu kadar keyifle yapılabilecepini düşünmüyorum bu işin. En azından İngilizce biliyorum az buz, orada bu kadar keyifli değil:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de gereksiz üç boyutlu animasyonlar içinde kıvranıyor film. Keşke adam gibi İstanbul'a yerleşip çekim yapsalarmış iyi olurmuş. İstanbul'u dünyanın en güzel şehri ilan edip doğru düzgün İstanbul göstermiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güldüren yerleri oldu, çok ağlatan yerleri oldu filmin. Ama filmin neden ağlattığını daha iyi anlıyorum. Filmin müziklerinin tek başına da ağlatabilirliği olduğunu şu yazıyı yazarken keşfettim. Müzikleri Evantihia Reboutsika yapmış, daha tanıdık gelmesi açısından Babam ve Oğlum'un ve Ulak'ın da müziklerini yapan kişi olur kendileri. Yabancı değil yani komşi:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay ne bileyim kurcalasam söyleyecek şey bulurum ama çok uzun yazıyorum be anacım. Tutamıyorum kendimi. Dur bakalım kıyıya köşeye bir adet müzikçalar eklemeyi başarabilirsem bunun müziklerini de ekleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de böyle dedem olsun diyenlere buradan selam eder, gözlerinden öper ve üşenmeden oturur filmden replik yazarım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben anlatacağım. Sen tadına bakacak ve söyleyeceksin. (Karabiber koyar) Biber; sıcaktır ve yakar.&lt;br /&gt;-(Çocuk tadına bakar)Güneş&lt;br /&gt;-Güneş neyi görür?&lt;br /&gt;-Her şeyi...&lt;br /&gt;-İşte bu yüzden biber bütün yemeklere yakışır.&lt;br /&gt;-Sırada Merkür var. (Kırmızı biber koyar)Orası çok sıcaktır. Sonra da Venüs...&lt;br /&gt;-(Çocuk konulan baharatın tadına bakar)Tarçın&lt;br /&gt;-Venüs tüm kadınların en güzeliydi. Bu yüzden tarçın hem acıdır hem tatlı. Bütün kadınlar gibi...&lt;br /&gt;-Şimdi sırada Dünya var. Dünyanın üzerinde ne var?&lt;br /&gt;-Dünyanın üzerinde yaşam var.&lt;br /&gt;-Bu dünyadaki iyi ya da kötü herkes bir şekilde yaşıyor. Peki yaşamımız için ne gerekli?&lt;br /&gt;-Yiyecek&lt;br /&gt;-Yemeği daha lezzetli ne yapar?&lt;br /&gt;-Tuz&lt;br /&gt;-Yaşamımızın da yemek gibi tuza ihtiyacı vardır. Hem yemeğe hem yaşama lezzetini tuz verir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4478159386780546841?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4478159386780546841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/politiki-kouzinabir-tutam-baharat.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4478159386780546841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4478159386780546841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/politiki-kouzinabir-tutam-baharat.html' title='Politiki Kouzina/Bir Tutam Baharat'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SoAp2LNfReI/AAAAAAAAAKQ/PL0gjWE04bI/s72-c/politikikouzinawy8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-6237859462681355987</id><published>2009-08-02T18:56:00.013+03:00</published><updated>2009-08-21T21:44:20.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twilight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vampir filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alacakaranlık'/><title type='text'>The Twilight Saga:New Moon'un Dikizci Gammazları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SnW3mKQFdSI/AAAAAAAAAKA/M7D4oqxFpcU/s1600-h/Wallpaper_KeyArt_1280x1024.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 256px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SnW3mKQFdSI/AAAAAAAAAKA/M7D4oqxFpcU/s320/Wallpaper_KeyArt_1280x1024.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365396397296547106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ziyadesiyle büyük bir kız grubu(içlerinde ben de varım elbette) göz bayramı için hazırlanıyor. Malum 20 kasım Alacakaranlık serisi için büyük günlerden biri. imdb.com'un yalancısıyım, dünyayla aynı anda Türkiye'de de gösterime girecek. Ama beni asıl ilgilendiren o değil. Sneak peek kavramını nasıl çevirsem bilemedim, ortaya karışık şekilde dikizci gammaz diye çevirdim ki o da filmden çıtırdatılmalık sahneler oluyor. Söz konusu dikizci gammazların kalitesi kötü, sinemadan çekmişler. Asıl komik tarafı ise kızların çığlıkları:) Filmden çok tişörtü çıkan Jacob(Taylor Lautner) ve yarı çıplak Edward'ı(Robert Pattinson) dikizlemeleri bir yana bir de çığlık çığlığa bağrıyorlar:D Kısacası yapım şirketi bize "Ey bacılar gözünüze bayram yaptırmaya geliyoruz" diyorlar. Söz konusu dikizcileri &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x9yqib_new-moon-sneak-peek-1_shortfilms"&gt;bir&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x9yqj6_new-moon-sneak-peek-2_shortfilms"&gt;iki&lt;/a&gt; olarak izleyebilirsiniz. Hatta femme fatale olmaya çalışıp bir bok beceremeyen Kristen Stewart'ı da(bak Bella demiyorum çünkü vurgu yapmaya çalıştığım kızın boktan oyunculuğu) &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x9gc6o_new-moon-fragman_shortfilms"&gt;fragmandan&lt;/a&gt; dikizleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-6237859462681355987?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/6237859462681355987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/twilight-saganew-moonun-dikizci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6237859462681355987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/6237859462681355987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/08/twilight-saganew-moonun-dikizci.html' title='The Twilight Saga:New Moon&apos;un Dikizci Gammazları'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SnW3mKQFdSI/AAAAAAAAAKA/M7D4oqxFpcU/s72-c/Wallpaper_KeyArt_1280x1024.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4542141079796418241</id><published>2009-07-12T19:35:00.001+03:00</published><updated>2009-07-12T19:35:51.566+03:00</updated><title type='text'>Rapunzel</title><content type='html'>O değil de ben ne kadar uzun yazılar yazıyorum. Vallahi bloga bakayım derken farkettim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4542141079796418241?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4542141079796418241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/rapunzel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4542141079796418241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4542141079796418241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/rapunzel.html' title='Rapunzel'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-7611421647015347848</id><published>2009-07-12T19:20:00.009+03:00</published><updated>2009-08-02T19:36:05.810+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twilight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vampir filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alacakaranlık'/><title type='text'>Açı Farkı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SloN2P5kraI/AAAAAAAAAIw/-5BXfBNmWzY/s1600-h/Tam+ekran+yakalama+12.07.2009+191910.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SloN2P5kraI/AAAAAAAAAIw/-5BXfBNmWzY/s320/Tam+ekran+yakalama+12.07.2009+191910.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357609932342734242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ahanda bu Alice'in(Ashley Greene) geniş açı yapan bacağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SloQKxtdnQI/AAAAAAAAAJQ/HYl1Z3-V2Ws/s1600-h/bacak.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 210px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SloQKxtdnQI/AAAAAAAAAJQ/HYl1Z3-V2Ws/s320/bacak.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357612484039384322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu da benim dik açı bile yapamayan bacağım:) Ha bu arada çizgili pijamamın mütüş olduğunu biliyorum:P&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-7611421647015347848?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/7611421647015347848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/ac-fark.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7611421647015347848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/7611421647015347848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/ac-fark.html' title='Açı Farkı'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SloN2P5kraI/AAAAAAAAAIw/-5BXfBNmWzY/s72-c/Tam+ekran+yakalama+12.07.2009+191910.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-4864390748360833480</id><published>2009-07-06T16:15:00.012+03:00</published><updated>2009-08-22T02:38:31.194+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twilight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vampir filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alacakaranlık'/><title type='text'>Twilight/Alacakaranlık</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sln6FLJ6mmI/AAAAAAAAAIA/Jyn-GPyyTbE/s1600-h/twilight01mt5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sln6FLJ6mmI/AAAAAAAAAIA/Jyn-GPyyTbE/s320/twilight01mt5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357588198534584930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İzledim-okudum-izledim sıralamasını yaptığımdan yazmazsam çatlarım! Binbir methiyeden sonra filmi izledim, sonra meraktan kitabı okudum, sonra nasıl bir uyarlama olmuş diye tekrar izledim. Üşenemeyişim takdire şayan doğrusu. Zira kitap mı film mi daha iyi konusuna Alacakaranlık söz konusu olunca hangisi daha tırt diye yaklaşıyorum. Ha bu bir pazarlama olayı, ben kitapları okumaya ve filmleri izlemeye devam edecek miyim?Evet! Zira Edward'a aşık oldum!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşık olunası roman/film karakterinin varlığı olmasa çekilecek gibi değil. Teknik açıdan(görende atilla dorsay sanacak:))film çok sadık bir uyarlama; neredeyse birebir çekmişler. Işık güzel kullanılmış. Yönetim kötüydü; bir sağdan bir soldan yapılan çekimler, herhangi bir diziden beterdi. Vampir oyuncular genellikle iyi seçilmiş. Hele Edward mükemmel seçim:) O değil de ciddi ciddi 13-14 yaşında olmak istedim bir ara. Yapacağınız bütün saçmalıklar yaşınızın sersemliğine verildiğinden yapmak daha meşru oluyor. Mesela şu an o yaşlarda olsaydım eminim duvarımda bir adet Robert Pattinson posteri olurdu:) Hayır, şimdi de asasım var.Ama yanlış anlaşılacak ve yaşıma verilmeyecek. Zamanında Mehmet Ali Alabora posterine bile(evet, o adamın en çirkin haline hayrandım) bıyık altından gülüyordu herkes. Ay bizim sülale birbirine anlatıyordu resmen "Cananın odasında kocaman Memoli posteri var." diye. Şimdi ben Robert Pattinson posteri assam olacak dedikoduyu düşünemiyorum. O yüzden kendimi engelleyerek aşkımı içime gömüyor ve filmi yazmaya devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So8ujuXD90I/AAAAAAAAALw/L7uz77l2m8Y/s1600-h/New-Ed-Bella-picture-twilight-series-2569728-1321-1980.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/So8ujuXD90I/AAAAAAAAALw/L7uz77l2m8Y/s320/New-Ed-Bella-picture-twilight-series-2569728-1321-1980.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372564071751350082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başrol oyuncuları iyi oynamıyor bence. Nedir bu derin çelişki diyenlere selam eder, gözlerinden öperim. Evet, Robert Pattinson mükemmel seçim ama iyi oynadığını söylersem yalan olur. Kristen Stewart'ı niye Bella rolüne seçmişler zaten anlamadım. Hani ilk baktığımda da tuhaf gelmişti gözüme ama kitabı okuduktan sonra iyice ne alaka dedim. Sanki bu yavrumu zorla oynatmışlar. Ama Kristen Stewart'la Robert Pattinson arasında mükemmel bir çekim var, gerçekten aşıklar mı yoksa rol mu yapıyorlar bilmiyorum ama rolse ve bu çekim yapaysa oyunculuklarını o zaman takdir edebilirim:)Neyse diğerleri de öyle çok parlak değillerdi, oyunculuk açısından yani. Fakat o Jasper çok gözükmemesine rağmen gayet iyi oynuyıordu. Hani çok iyi bir film değil. Fecaat makyajlar beni benden aldı. Edward'ın sağa sola iz bırakan kırmızı dudakları, Carlisle'ın vampir doğallığından uzak bembeyaz yüzü(vampir doğallığı neyse artık:P) filan kötüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bazı yerleri güzeldi. Mesela mezuniyet keplerinden oluşan süper koleksiyon(Ben de yapıcam, nasılsa mezun olamıyorum br türlü:)), sikmişim vampir-insan aşkının ızdırabını inceldiği yerden kopsun diyen Edward'ın 80lerden fırlama bir gözlüğü takıp Bella'yla okulun içine girişi ve beyzbol oynayan vampirler:D Özellikle Alice'in beyzbol topunu fırlatırken bacağını 120 derece kaldırışını çok pis kıskandım. Şahsen denedim, elimizde o büyüklükte gönye yok ama taş çatlasın 75 derece kalkıyor, üstelik kıvrılarak; bunu kanıtlıcam, azzzzz sonra!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en can alıcı yeri müzikleriydi herhalde. Carter Burwell yapmış müziklerini şimdi baktım ki iyi etmiş. İyi etmişler bu adama müzikleri teslim etmekle. Filmin kat kat üstünde kalitede bir müziğe sahip. Ay yazmaktan çok sıkıldım, boş zamanınız varsa tavsiye ederim, zaman doldurmalık ortalama bir film(Gerçi dün bunu birine diyecek oldum, bana bir itiraz bir kıymet sorma gitsin!). Ha içimdeki rpatzz hayranlığı bambaşka o ayrı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanimiş:Yaş kompleksi olan ve 90lı yıllardan önce doğanlar seyretmesin. Oyuncuların %90ının yaşı 23-17 arasında değişiyor, yani içlerinde 1992 doğumlu olanlar var! Millet neler yapıyor, ben de burada %99'unu arkadaşlarımın oluşturduğu bir kitleye film eleştirisi yapıyorum. Evet, benim yaş kompkleksim var böhüüüüü!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-4864390748360833480?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/4864390748360833480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/twilightalacakaranlk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4864390748360833480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/4864390748360833480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/twilightalacakaranlk.html' title='Twilight/Alacakaranlık'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/Sln6FLJ6mmI/AAAAAAAAAIA/Jyn-GPyyTbE/s72-c/twilight01mt5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-8064081429895735785</id><published>2009-07-06T01:37:00.006+03:00</published><updated>2009-08-21T21:43:37.319+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kore dizisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kız filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boys before flowers'/><title type='text'>Boys Before Flowers/Erkekler Çiçeklerden Önce Gelir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlE3ZofjcoI/AAAAAAAAAHo/VNt4wKhir4Y/s1600-h/BoysOverFlowers.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 249px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlE3ZofjcoI/AAAAAAAAAHo/VNt4wKhir4Y/s320/BoysOverFlowers.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355122345426252418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonunda bir kore dizisi daha biter...Gerçi itiraf edeyim nereye koysam bilemedim. Coffee prince kadar iyi değil bir kere, ama kötü de değil. Yer yer bayıltan tarafları var ama genel anlamda sevimli. Zaten oyuncular da gencecik. Yer yer o kadar içten oynuyorlar ki "kurban oluruuumm yazık kıız" nidaları içinde izledim. Ama sona yaklaştıkça genellikle bizim dizilerimizde sıkça gördüğümüz senaristlerin ne yazağını bilemeyip saçmalaması, efenime söyliyeyim hikayenin acayipleşmesi durumları dizide zuhur etti. Başlangıçta sevimli bir gençlik dizisiyken Türk filmlerinden hallice bir duruma geldi sonunda. O kadar ki esas olan Goo Joon Pyo sonlara doğru hafızasını bile kaybetti. Neyse baştan anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek tabii olarak elimizde bir esas kızımız(Jandi) ve bir esas oğlanımız(Goo Joon Pyo) var. Jandi, kuru temizlemeci orta halli bir ailenin iki çocuğundan biri, normal bir evlat. Sıradan bir hayat yaşarkene Jandi kazara mı desem bilerek mi desem çocuğun biri intihar etmek üzereyken kurtarıyor. Çocuğun intihar sebebi de dört tane büyümeyi becerememiş, zengin velet. Okulun en zengin dört ailesinin çocukların bunlar. Çiçek dörtlüsü(Flower 4 ama daha ziyade F4) diyorlar kendilerine ve kendilerince bir kelle fermanları var. Ferman verildi mi biri hakkında vay o zavallının haline. Okulun geri kalanı o zavallıya sepet havası çaldırana kadar zavallıcıkla uğraşıyorlar. Artık kendini damdan mu atar, ayakları götüne vurarak mı koşa koşa kaçar orası okuldaki zalımların yaptıklarına bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Jandi damdan kendini atmakta olan çocuğun hayatını kurtarınca milli kahraman ilan ediliyor, bu arada söz konusu özel okulda ne oluyor diye basın bunların üstüne üstüne gidince dikkati kaydırmak için Jandi okula burslu alınıyor. Eh pek tabii hikaye bundan sonra başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goo Joon Pyo bugüne kadar bir dediği iki edilmeyen ülkenin en zengin ailesinin biricik oğlu. Okuduğu okulu bile dedesigil kurmuş. Büyüyünce Shinhwa grubunun başına geçecek. F4'ün başı ve en kaprislisi. Yoo Ji Hoon, bunun en yakın arkadaşı grup içinde. Sessiz, sakin, soğuk ve havalı...Çalamadığı müzik aleti yok nerdeyse. Soo Yi Jung, grubun kazanovası. Elde edemeyeceği hatun yok. Soog Woo Bin öyle kendi halinde takılan ama diğerlerine nazaran daha insani duran bir evlat. Nitekim Jandi okula geliyor ve gruba posta koyuyor. Herkesin korktuğu Goo Joon Pyo'ya uçan tekme atacak kadar cesur, zira kimse adama laf söyleyemiyor göt korkusundan. Nitekim bunlar birbirleriyle uğraşa uğraşa Joon Pyo ve Jandi aşık oluyorlar. Ama bu arada Jandii Yoo Ji Hoon'a aşık olduğunu sanıyor,bir ordu yanlış anlama oluyor, araya psikopat bir Joon Pyo aşığı giriyor, Joon Pyo'nun belalıları, cadı anası filan derken iş Türk filmi kıvamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıcı güzeldi. Özellikle F4 okuldan mezun olmadan önce Jandi ve Goo Joon Pyo'nın yaptığı kavgalar çok eğlenceli. Ama sonra hiç yoktan nişanlılar, hafıza kayıpları, araya giren mesafeler, "ondan uzak durmalıyım, onun iyiliği için..." tripleri derken diziye ara verme ihtiyacı hissedebilirsiniz(Şahsen ben hissettim). Ha bütün bunlar Binbir Gece tadına asla varmıyor, nitekim 25 bölüm. Tahmin edebileciğiniz gibi mutlu son. Goo Joon Pyo, Jandi'ye evlenme teklif ederken bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüme tek bir şey çok battı. Bu diziye başlarken derin beklentilerim yoktu. O yüzden senaryo meseles bile çok önemli bir problem sayılmaz. Ama insan Yoo Ji Hoon'a her aleti çalar imajı yüklerse bir şeyler bekliyor seyirci de...Hani adam virtüöz olsun demiyorum ama e be insan bari biraz nasıl çalındığına bak. Keman sesi çıkaracaksan yay nasıl gider gelir ölçülere göre, mızıkadan nasıl ses çıkar; bir öğren de gel! Ha Dudaktan Kalbe'de keman virtüözü olan Hüseyin Kenan'ı keman hareketlerine bi kere bakmadan oynayan Burak Hakkı, ha Yoo Ji Hoon'ı oynayan ismini bilmediğim arkadaş...İkisi de dizi boyunca yayla keman tellerine "sen git sen gel" yaptılar. Neyse,  sinirlenmicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fena dizi değil kısacası. Ama uyarmam gerek bir yerden sonra bayabilir, yavaştan gidilmesinde yarar var.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlE3BCNacwI/AAAAAAAAAHg/xQy8l8Lj9aA/s1600-h/200812160825081001_1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlE3BCNacwI/AAAAAAAAAHg/xQy8l8Lj9aA/s320/200812160825081001_1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355121922832757506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-8064081429895735785?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/8064081429895735785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/boys-before-flowerserkekler-ciceklerden.html#comment-form' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8064081429895735785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/8064081429895735785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/07/boys-before-flowerserkekler-ciceklerden.html' title='Boys Before Flowers/Erkekler Çiçeklerden Önce Gelir'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlE3ZofjcoI/AAAAAAAAAHo/VNt4wKhir4Y/s72-c/BoysOverFlowers.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-1911308776700067620</id><published>2009-06-29T12:28:00.003+03:00</published><updated>2009-07-06T01:36:03.674+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Dizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melekler korusun'/><title type='text'>Melekler Korusun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SkiJXhVhZeI/AAAAAAAAAHQ/nQD0CNkGuKM/s1600-h/99282008-12-19_melekler_korusun_dizi_003.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SkiJXhVhZeI/AAAAAAAAAHQ/nQD0CNkGuKM/s320/99282008-12-19_melekler_korusun_dizi_003.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352679194308470242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yazmazsam çatlarım! Denk geldikçe izlediğim ve şu anda tekrarı yayınlanmakta olan şu tırt dizinin senaristlerine seslenmek istiyorum: Nineye de birini bulun! Anacım bi ninenin sevdiceği yok, herkesin çifter çifter yedeği var. Aşkın yaşı yok! Bakın Muazzez İlmiye Çığ'la Hayrettin Karaca'ya; aşk dediğin 90'ında bile buluyor insanları. Yalnız kalmasın kurban olduğum, nineye de birini bulun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6460004429435182-1911308776700067620?l=diplexer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://diplexer.blogspot.com/feeds/1911308776700067620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/06/melekler-korusun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1911308776700067620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6460004429435182/posts/default/1911308776700067620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://diplexer.blogspot.com/2009/06/melekler-korusun.html' title='Melekler Korusun'/><author><name>diplexer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06411024703829267768</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='10' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SdjCYh7zAgI/AAAAAAAAAEE/icu4TKhcuyM/S220/Resim+015.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SkiJXhVhZeI/AAAAAAAAAHQ/nQD0CNkGuKM/s72-c/99282008-12-19_melekler_korusun_dizi_003.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6460004429435182.post-5807335726673847125</id><published>2009-06-14T02:20:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T01:35:33.802+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yabancı sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='easy virtue'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerikan sineması'/><title type='text'>Easy Virtue/Evlilik Sınavı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlEqsEvdZmI/AAAAAAAAAHY/STEuhLiYVO0/s1600-h/Easy-Virtue.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tgcj-C168-o/SlEqsEvdZmI/AAAAAAAAAHY/STEuhLiYVO0/s320/Easy-Virtue.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355108368595641954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha Hıncal Uluç'un yorumlarını sallarsam iki olsun. Gerçi Ece Gürsel gibi bir
