30 Ekim 2016 Pazar

Cinderella / Sindirella





şimdi sindirella hakkındaki engin(!) görüşlerimi beni senelerdir takip etme zahmetine katlanmış olanlar bilir ama bilmeyenin de gözüne sokayım, tıkla linke ablasının gülü...

şimdi disney demiş ki biz bu masalların zamanında çok ekmeğini yedik, öyleyse para kazanmaya devam edelim. maleficent'la başladılar, sırada güzel ve çirkin var, mulan çekilecek diyorlar. Bu da o olayın bir parçası... valla güzel ve çirkin'i ayrıca merak ediyorum, çok severim o masalı...

şimdi yazıyı okumuşsanız göreceksiniz (illa okutacağım) sindirella'dan pek haz etmem. yani arkadaş, ezik değil de nedir yani? ama diğer taraftan da enteresan bir gönül bağım var. şu yazıyı yazdıktan seneler sonra rahatlıkla diyebilirim ki insanın görüşleri değişiyor azizim. aslında daha gerçekçi oluyorsun. hayır, sindirella hala salak... katlanmasına lüzum olmayan şeylere asalet adı altında göz yummaya devam etti. her şey bir yana masalın anafikri arıza zaten: yumuşak başlı ol, gerekirse ezil, ödülünü alacaksın. kimseye ezil filan demiyorum, çünkü hala kadının kendi ayakları üzerinde durması yanlısıyım. hayır, bu değil bende değişen, sadece beyaz atlı prens olsaydı iyi olurdu diyorum. çünkü gerçek hayatta bir şey değişmiyor aslında. beni olduğum gibi sevsin diyorsun ama adam seni olduğu gibi sevmiyor aslında, bakımlı haline aşık oluyor, gerçek bu. sürekli paspal gezmek değil anlatmak istediğim, sadece senin doğalına olana aşık adam 2016 yılında bulunmuyor. "terliklerimle gelsem sana" durumu yok. kaldı ki bütün kadın-erkek ilişkileri öğretilerinin tamamı bu eksende yürüyor: bakımlı olun. hiç okudunuz mu bu tür kitaplar, yazılar, bilmiyorum ama ama ben okudum, bir bilen olarak konuşuyorum. bunu da kendisine değer vermeyen kadın, karşısındakine hoş gözükmez fikriyle yapıyorlar ki kendine değer vermek meselesinin bu kadar basite indirgenmemesi gerektiğini düşünüyorum. öyle veya böyle dış görünüş fazlasıyla mühim... o yüzden birinin senin saf haline aşık olması pembeli beyazlı bir rüya gibi görünmeye başladı. feminist tavrımın bir kısmını beş sene öncesinde bıraktım. nitekim bu kadar saç, baş, makyaj vlogger'ı kadınların kendilerine duydukları saygıdan dolayı türemedi. dış güzelliğe düşkünlük dışarıdan hala küçümsediğimiz ama realitede bir karşılığı olmayan bir durum. kitabın bile içinin değil kapağının sattığı bir dünya burası. ee karşı cins, pirezentabıl olma hususunda bu kadar şekilciyken sen de bir süre sonra şekilci olmaya başlıyorsun. örneğin kendi ilişkim, eminim sevgilim daha bakımlı olmamı arzu ederdi. sevgilimi ve ilişkimi seviyorum, uzun uzun yıllar devam etmesini istiyorum, ama onun gibi aynı onun benim daha bakımlı biri olmamı istediği gibi kendisi bir beyaz atlı prens olsa itiraz etmezdim yani... ben o yazıyı yazarken -ki beş sene dediğim o- bu kadar şekilci bilmezdim dünyayı.

neyse konu dağıtma konusunda bir dünya markasıyım. gelelim cinderella'ya... şimdi bir kere kadro bomba... kenneth branagh yönetmen zaten. cate blanchett, canıms, kötü üvey anne; helena bonham carter, peri anne... ikisinin yer değiştirmesi daha fazla kabul görecek bir durum ama bence olmuş. zaten işin espri kısmı da o. ay tabii bir de richard madden, kalpler yaptım sana, red wedding'den sonra düzgün bir düğün gör yavru kuşum. tam beyaz atlı prens olmuş. lily james ismi tuhaftır hiç yabancı değil ama hatunun oynadığı hiçbir şeyi de izlememişim. nereden biliyorum ben bu ismi, çıkaramadım.

benim masalın eleştiri getirdiğim bir sürü yanı aslında bir şekilde tolore edilmeye çalışılmış (demeye çalıştığım şey elbette yönetmen sırf benim yorumlarımı gözetmiş:P). tek boyutlu sayılmaz film... herkes çok iyilikten ya da çok kötülükten çatlamıyor. ayrıca hikayenin saçmalama dozunu indirgemeye çalışmışlar. mesela ilk kez baloda debdebe içinde gördüğü haliyle aşık olmuyor kıza prens. ormanda karşılaşıyorlar. hatta balonun kendisi sindirella için yapılıyor. tamam güzel olduğu için aşık oluyor, yine var bir şekilcilik ama gayet de taşralı bir kız olduğunu biliyor. kendisini de prens olarak değil, çırak olarak tanıtıyor. şu noktada eşitlik söz konusu: tarafların ikisi de birbirinin görüntülerine tutuluyorlar. (bu arada çizgi filmi seyretmedim, o yüzden bire bir uyarlanıp uyarlanmadığını bilmiyorum. mesela filmin sonunda çalan şarkı çizgi filmdenmiş, onu da bakınırken öğrendim.) ne bileyim, sindirella "bu eziyetin içinde neden yaşıyorsun?" sorusunun cevabını da bir şekilde veriyor. ha bir de yapılan eziyetin farkında sindirella, sadece "iyi kalpli ve cesur" olmaya çalışıyor. çok mantıklı değil ama olsun, idare ediyor. en nihayetinde kavuştuklarında "beni olduğum gibi sevecek misin?" hikayesi koymuşlar, disney'in mesaj kaygısı... tabii yetişkinlerin gözüne girecek bir diyalogla: en zor kısım birine olduğun gibi gözükmek... tabii işin sınıfsal farklılık boyutu göz kamaştırıyor, hatta şahsımı rahatsız etti yani... sindirella'nın prens'ten hoşlanmasının sebeplerinden biri kendisinin sınıfından olduğunu düşünmesi... keza prens'i de sindirella'yla evlendirmek istemeyen birileri var, onların da endişeleri tamamen sınıfsal... sınıfsal ayrımların olmayışı masalın belki en pozitif kısmı... prens o baloyu düzenlerken sınıfsal ayrım gözetmiyor ve sindirella'nın da bu konuda derdi yok. ortada bir üvey anne var, amaç sindrella'nın mutlu olmasını engellemek...

bu arada masalın ana örgüsünü kırmayacaksanız olacağı kadarı da bu, kadın her şekilde ezik bu masalda, alternatifi yok. eldeki malzemeyle yapabileceklerini yapmışlar. ama diğer taraftan da şaşırtıcı, çünkü şu aralar masalları ne bileyim kötünün gözünden yorumlamak ya da karakterlere farklı hikayeler çizmek pek moda... bunu yapmadan dümdüz, bildiğimiz sindrella yani... gayet kadın dediğin asaletinden sual olunmaması için ezik ezik oturur ve hep güzel olmak zorundadır temalı... hele hele lily james'in belini inceltmek için yaptığı diyetleri açıklaması filan, oy oy oy... pek iyi bir örnek sayılmaz cinsiyet eşitliği hususunda. disney'den feminist bir atak bekliyorsanız izlemeyin. ha tabii şöyle bir şey de var, o kısmı sevdim. dediğim gibi saf değiller. üvey anneyi sadece kötü olarak göstermiyorlar. kadının bir sebebi var kötü olmakta ama pek da anlatmıyorlar, koklatıyorlar sadece. keşke biraz daha gösterselermiş de tadından yenmeseymiş. yani neden bu hale geldi kısmından güzel hikaye çıkar kanımca.

sadece iki yer çok rahatsız etti: birincisi sindirella'yı her gün gören üvey anne ve kız kardeşlerin baloda kendisini tanımayıp bir kere gören prens'in şıp diye tanıması... ve bu arada üvey anne oradaki kızın o olduğuna inanmıyor. balodan geldiğinde bir bokluk olduğunun farkında ama "ayakkabıyı çaldın mı?" diye soruyor. ayol kız estetik geçirmedi ya... her yeri toplamaya çalışmışsınız buraya da el ataydınız. ikincisi son dakika prensin çat diye ortaya çıkışı... bütün ayakkabı macerasında askeri birlikle takılmış olamaz değil mi?

ortalığa çıkan şey fantastik ve unutulmaz mı? hayır. ama eli yüzü düzgün, seçilen adamlar ideal, bir de tabii ki içimde prensesleri seven minnak halim de çok mutlu... ne de olsa kabarık ve uçuşan etekler, balolar ve yakışıklı prensler var. kızın elbisesi çok güzeldi be hacıt. içimdeki feminist de gayet mutsuz, böyle embesil karakterleri nasıl sevebilirsin diye. çelişkiler diyarına hoşgeldiniz!

seçilen mekanlar, kıyafetler, ortam hoş yani... titizlikle yapılmış. ha görsel efektler yer yer gözüme batmadı değil ama kötü de değil. bir de aşırı minnak bir uyarlama da değil. klasik örgü aynen devam ettiğinden çok değişmesi dediğim gibi mümkün değil ama o kadar da 5-7 yaş arasındaki kız çocukları hedeflenmemiş. ha tabii şu da var, bazı yerler gereksiz uzun tutulmuş, bazı yerler de kısa... balo sahnesi geçiştiriliyor bence ki tepe noktası odur. yani hazır mantıksızlığı kırmak meseleyken prens'le sindi az daha birbirini tanısalardı. sindirella'yla prens bile ormanda daha fazla bakıştı sanırım.

yalnız o balonun sahne arkasını izledim sonra, nasıl derin bir hayal kırıklığı yaşadım, bilmezsiniz. ben oranın gerçek bir şatonun balo salonu olduğunu sanıyordum, komple setmiş hep oralar. her bir haltı yapmışlar. gerçi saray gerçek... beinheim sarayı'ymış. gerçi bildiğiniz film seti, imbd bir liste vermiş sarayın kullandığı yerlere de herhalde bir yüzüklerin efendisi çekilmemiş. bir gün ingiltere'ye gitme şansım olursa listeme eklendi. ekleyeyim de alta bir bakın, oradaki her şey yapay! ayrıca cate blanchett acayip sevimli bu sahnede, çok güldüm:)



ha bu arada ben hala çocuklara bu filmi izletmeye ve masalı okumaya karşıyım. dış görünüş hakkındaki fikrimin değişmiş olması, sindirella hakkındaki genel kanaatimi değiştirmedi, kendisi hala embesil eziğin teki... yani herhangi bir çocuğa, kadının meselesini bu şekilde tanıtma taraftarı değilim, çünkü kendimden biliyorum ki yararı yok. kaldı ki evet, gerçek hayatta sınıfsal farklılıklar var. ama sınıfsal farklılıkların ancak mucizeyle kırılabileceğini göstermek ne kadar doğru? bu arada prenses sendromu aşılama taraftarı hiç değilim, zira büyüyünce sunum telaşı olan tatlı gelinlere dönüşme tehlikeleri var. illa bir prenses izleteceksek sindirella doğru prenses değil. şöyle kendinden emin, cesur prenseslere her zaman varım.

bu arada prenses uyarlamaları demişken, sindirella'yı alan bunu da aldı:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder