7 Ağustos 2011 Pazar

Ya Sonra


"Aşk, aşk, aşk... Bizim aşkımız bu, bir masal gibi başladı; her aşk gibi... Bu sokaklar, bu binalar, bu şehir, bu insanlar hiç farkında olmasalar da şahittirler bizim aşkımıza. Masal gibi başlayan aşk, masal gibi sürdü ve evlendik. Masallar neden hep en güzel yerlerinde biterler? Prenses, prensini bulur; evlenirler, biter. Sonra ne olur, bilinmez. Belki en sevdiği dostu Pamuk Prenses'e platonik olarak aşıktı. Ya da Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey kardeşlerinden biriyle onu aldattı. Biz de evlendik. Yani masallara göre sona geldik. Peki ya sonra?"

Film, aradaki replikleri saymazsak, Özcan Deniz monologuyla başlıyor. Vallahi kopyala yapıştır değil, emek ettim yazdım:) Açılışta bir dumur ben zaten. Birincisi Özcan Deniz'i Asmalı Konak'tan biliriz de hiç sesinin bu kadar hoş olabileceği aklıma gelmemişti. İkincisi bu senaryonun tamamı Özcan Deniz'in elinden çıktıysa helal olsun diyorum, zira adam bu halinden yukarıdaki repliğe geldi; takdir etmek lazım. Neyse asıl mesele bu değil, şahsen kıskandım. Resmen "Lan bunu ben daha önce düşünmüştüm" duygusunun benzerini yaşıyorum. Gerçi Sema için daha enteresan, ne zaman romantik komedi lafı geçse, "sonrasında asıl noluyor? asıl hikaye orada" minvalindeki düşüncesini söylerdi. O yüzden rahatlıkla r'leri yuvarlaya yuvarlaya "Şerrrrefsizim benim aklıma geldiydi!" diyebilir. Ama ben sadece bir cümleyi o kadar kıskandım ki "Şerrrrefsizim benim aklıma geldiydi!"nin kardeşi "Lan bu benim aklıma nasıl gelmedi!"yle muhatap oldum. Ocak 2009'da, yani yaklaşık iki buçuk yıl önce, Cindirella hakkında buradan okuyabileceğiniz yazıyı yazdıydım. İşbu sebepten şu cümleye hayran ve gıcığım:"Ya da Külkedisi'nin prensi Külkedisi'nden çabuk sıkıldı ve üvey kardeşlerinden biriyle onu aldattı." Nasıl basit, nasıl net, nasıl güzel bir cümledir ve hay lanet olsun nasıl benim aklıma gelmedi! Kıskandım vallahi! Deselerdi ki Özcan Deniz'i kıskanacaksın günün birinde "Kafayı neyle buldun?" derdim.

Ay neyse... Hiç bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama film güzeldi ya. Hala yer yer soruyorum, bunu Özcan Deniz mi yazmış diye... Hakikaten insanın aklı almıyor. Çok müthiş değil, ama gayet seyredilebilir. Mesela Murat Şeker ki okullu yönetmendir, filmleri bir şekilde de seyrettirir kendini ama "Aşk Geliyorum Demez" nasıl kötü bir filmdir(doğru bir örnek olmamış olabilir, zira filmin rezilliği tamamen bergüzar korel kaynaklı da olabilir, emin değilim. tek bildiğim bünyesi her türlü romantik komediyi kaldıran bendeniz, artık o kadar genç değilmiş.) Ulan örnekten nereye geldim... Özcan Deniz, nerde ilim öğrendi geldi bilmiyorum ama film gayet derli topluydu yahut ben minimum beklentiyle izledim. Tamam yer yer bokunu çıkarmışlar reddetmiyorum. Ama Özcan Deniz yaa!

Peşinen söyleyeyim, bu noktadan sonra filmi anlatırken küfürü kalayı basabilirim. Her zamanki gibi bir filmi içselleştirip bir karaktere küfrediyorum zira. Şimdi elimizde bir adet Didem ve bir adet Adem'miz var, yanlış hatırlamıyorsam 7 senelik evliler. Filmin başlangıcı, ilerleyişi ve sonucu tahmin edilemez değil elbette. Baş kadın(deniz çakır), onu baştan çıkarmaya çalışan bir adet çaka (çirkin ama karizmatik adam) yardımcı erkek(barış falay), baş kadını geri alacağım diye kıçını yırtan baş erkek(özcan deniz); elbette yan karakterler, sürekli birbirini kollayan arkadaşlar, patronlar felan feşmekan... Adem karakteri de bir uyuz, bir uyuz, sormayın gitsin. Nasıl anlatayım, hani kötü bir koku duyarsınız da yüzünüz buruşur ya... Ağız burun tutturup kaçırtacak kadar kötü değil. Sadece surat buruşturan, yüzü hafiften geren cinsten bir koku... Adem; işte tam da öyle bir surat ifadesiyle sakin, ama illallah demiş bir ses tonuyla "Bi' s.ktir git Adem!" denecek bir adam. Bir kere bencil. Onun müziği, onun işi, onun futbolu... Karısına varıncaya kadar her şey onun emrine amade olmalı... Nitekim karısının günlerce uğraştığı projeye kahve döküyor ve büyük bir şey olarak görmüyor, "proje çalışıcam bre adam" dediği anda misafir getiriliyor, karısını koca iş toplantısının içinden itekleyerek çıkarıyor, kadına ehliyetini kaybettiriyor, daha bir sürü zırtapozluk da çabası... Hakikaten bi' s.ktir git Adem! İşte hikaye de aslında bu, Didem bu heriften bıkıyor doğal olarak:) Bu arada ona yazan playboy Barış Falay'a yüz veriyor filan... Her ne kadar kötü adam olarak lanse edilse de genel olarak, Barış Falay öyle bir bakıyor ki kötü diyemiyorsun adama. Ha bir de Adem'in ayrı tutarsızlığı var(dönüp dönüp adem anlatıyorum yalnız, adem anlatmaya doyamıyorum:)) Bu kadar bencil bir karakter, eşi görülmemiş derece de sadık. Erkeklerin sadakatine inanan bi' dişi zaten değilim:) Hadi film bu ya, sadık diyelim. Ama şimdi onun da bir mantığı var anacım. Adem'e hasta bir Aslı Hanım var ki hasta olduğunu tee filmin başında şu sahnede belirtmiş(o sahne de filmin en komik sahnelerinden biri yalnız:) orada görüntü pek kaliteli değil, dikkatli bakmazsanız belli olmuyor ama ragıp savaşın salyasının yaptığı pike görülmeye değer:D). Şimdi bu taş gibi abla, karısından aylardır ayrı yaşamakta olan Adem'in üstüne çırılçıplak atlıyor. Ey senarist Özcan Deniz sorarım sana, aziz niye ilan etmedin Adem'i? Hayır, bak mucize gerçekleştirdi yani... Bizim Adem, cima etmek üzerine nü vaziyet üstüne atlayan Aslı'ya "Napıyorsunuz Aslı Hanım?" diyor. Sence napıyor:) Akıl var, mantık var, erkek fıtratı var... Anladık tek eşlisin de o kadar da değil. Hani derbeder oldun da karının gidişinden, bokunu çıkarma. Hakikaten bi' s.ktir git Adem! Bir karakter tutarlılığı göster! Ama "Yazık kııııııız!" dediğin sahne yok mu Adem'e? Anasını satayım o da var:) Film 'Bir Adem Hikayesi' olarak isim değiştirebilir:) Şimdi anlatırsam çok mantıksız kaçacak, ama "Seni Kimler Aldı" isimli güzide Sezen Aksu parçası eşliğinde bir çorba sahnesi var, ben bile Adem karaterine uyuz olmama rağmen acıdım, yazık kııııız!

Hani Adem'i eleştirip duruyorum ama aslen çok kötü bir film değil. Türk romantik-komedi ekolünü bir şekilde oluşturmaya yönelik orta karar bir adım gibi görüyorum kendisini. Murat Şeker'in yoğun olarak yaptığı, içinde Yeşilçam filmlerine göndermeler olan yerel esintiler içinde yeni nesil romantik komedi anlayışını taşıyor. Ha eleştir dersen, senaryoda bir ton arızası var. Ama zaten çok şey beklemediğim bir filmi eleştiresim yok, merak ettiğim için izledim. Nuri Bilge Ceylan seyretmediğimin bilincindeydim izlerken de...

Herkesin yaptığını yapıp Mahsun Kırmızıgül'le de karşılaştıracağım, en azından ben toplumsal mesaj vereceğim diye kıçını yırtmıyor(mahsun kırmızıgül filmleri çok kötü olmasa da toplumsal mesajı sinemasıyla değil, müziğiyle vermesi taraftarıyım. adam gibi yönetmenlere bıraksın o mesaj verme işini. filmleri şık ama sadece şık, o kadar). Anlamsız yerleri var filmin, lakin espiriler güzel(karadeniz düğünü hikayesi abartı, kabul eidyorum), mekanlar güzel... Bir gün bizim de çok şahane romantik komedilerimiz olacak, buna inancım tam. O çok şahane filme giden yolda işte bu da böyle bir taş:) Amaaa... Janset'le Deniz Çakır'ın saçları çok kötü, bu kadar mı kötü olur. Canım sizi kuaförünüz kim? (bi dk bakıyorum hemen) Özgür Saval'mış. Sayın Özgür Saval, ne ettiniz yahu? O nasıl darma durman bir saç biçimidir? Nasıl desem, çok modern sanat kalmış, hiçbir halt anlamadım.

Oyunculuklar, Özcan Deniz'in muhtelif sahnelerdeki bön bakışları ve duruşları hariç, genel olarak iyi... Özcan Deniz biraz iyi oynayaymış, Deniz Çakır'ın yanında sırıtmasaymış daha iyiymiş ama buna da şükür. Bütün karpuzları aynı koltukta taşımaya kalkınca zayiat oluyor tabii... Bir de oyuncuları da sanırım Özcan Deniz seçmiş, erkekler tamam da bir tane çirkin kadın yok. Deniz Çakır olsun, Janset olsun, Naz Elmas olsun... Ha bir de Erdem Akakçe'nin karakter çok süper, kan şekeri düşünce babasını tanımayan sinirli avukat:)

Yine çok yazdım, çok konuşuyorum ama bitireceğim. Genel olarak müzikler iyi olsa da Özcan Deniz'in "Hayat Arkadaşım" isimli o şarkısı ne ya?! Dinlemeyin, dinlettirmeyin. Temalı şarkı anladık da çok fantastik olmuş. Bu arada cart diye alakasız gireceğim ama filmin müziği de olan şarkının has yorumu Ajda'dandır bence, onda kalsın. Bu yüzden film hakkında kestiğim ahkamı burada sonlandırırken söz Ajda'ya bırakıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder