27 Aralık 2010 Pazartesi

Evcilik Oyunu

Epey zamandır ne blog okuyorum ne yazıyorum. Maillerime bile doğru dürüst bakmıyorum. Canım çekmiyor, teknolojiden soğudum resmen. LaFea'nın ameliyat olduğunu bile yaklaşık bir ay sonra öğrendim, o kadar yani(Geçmiş olsun dileklerimi yeniliyorum kendisine). Neyse böyle depresif bir halim var. Soğukalgınlığı da cabası. Dedim azcık kendime geleyim, bir-iki eski Türk filmi seyredeyim, hava değişsin. Aslında niyetim "Küçük Hanımın Şöförü"nü izlemekti ki başladım. Youtube'dan izlerken yandaki seçeneklerde Belgin Doruk'un başka bir filmi gözüme çarptı. "Evcilik Oyunu", malum bir de Gülşen Bubikoğlu-Tarık Akan ikilisinin bir versiyonu var, onun ilk versiyonu sandım. Lakin değilmiş, benzeyen yanları varsa da... Nitekim ikisinde de bir aileden intikam almak için evlenen erkek modeliyle kiralık koca isteyen zengin kız var:)

Neyse Göksel Arsoy'un yakışıklılığının ve yakışıklılığının getirdiği ukalalığın zirvesinde olduğu yıllar. Yakışıklı da sevemedim gitti ben bu herifi:) Üstelik ukala adam severim, ona rağmen sevemedim. Ama film güzeldi, hatta Yeşilçam klasiklerine bakıldığında oldukça enteresan bir başlangıcı olan bir senaryosu var. Neden diye bi' sorun? Sormasanız da cevaplıyorum görüldüğü gibi, ben de ayrı ukalayım:)

Bir kere film gereksiz bir şekilde Rodrigo'nun gitar konçertosu(ilginç bir şekilde gitarsız versiyonu) eşliğinde açılıyor. Yönetmen koltuğunda da Halit Refiğ. Şimdi güzel ama pek tabii ki iş kadını olacağım diye güzelliğini arka plana atmış zengin ve başarılı bir hatun var elimizde: Süreyya(Belgin Doruk). Cemiyete(ay bu lafa da ayrı hastayım) dair hiçbir davete icabet etmeyen, burnundan kıl aldırmayan, küstah(güzel olduğunuz kadar küstahsınız da bayan!), zeki, çalışkan, iş konusunda başarılı, ama çalışanlarının nefret ettiği(zira boş bırakmıyor, hatta çalışanlarından biri durumunu "belediyede bir arkadaşım var her hafta bir kazak bitiriyor ben 20 gündür aynı kazağı örüyorum" şeklinde ifade ediyor, belediyenin işleyiş mekanizmasında pek bir değişme olmamış) bir hanım kendileri. Neyse bir şekilde, en yakın arkadaşı Rezzan'ın ikna ve refakatinde bir davete icabet ediyor. Ama bu yamacına hiçbir erkeği yanaştırmayıp tırıs tırıs Rezzan peşinden koşunca hakkında lezbiyen diye dedikodu çıkıyor:) Buna koptum bir kere. Hayır, senaryoyu nereden aşırdınız, hangi Amerikan filmi diyeceğim, ama Amerikan filmlerinde de o dönem çok işlenen bir tema değil. Uyarlandığı bir film varsa da ben bilmiyorum(Bilen biri varsa söylesin hakikaten). Ama tabii lezbiyen diye bir kelime olmasa gerek, " anormal bir kadın, arkadaşına aşık" diye dedikodu sütununda haber çıkıyor:) Süreyya Hanımcığım da tersini kanıtlayacak ya, evlenmeye karar veriyor, gazete ilanı yoluyla. Hayır, bir de filmin bir alt metni var, kendimi duvardan duvara attım. Filmin mottosu resmen "erkeksiz kadın; tuzsuz yemeğe, götsüz erkeğe benzer." Anacım bir cümleler kuruluyor, at kendini bir yerden. Mesela Süreyya'yla Rezzan erkekler hakkında konuşurken bir sahnede, anlıyoruz ki Süreyya 17 yaşında onunla sadece parası için birlikte olan bir erkek yüzünden bütün erkeklere düşman. Bir kadının tek başına var olabileceğini, erkeklerin gereksizliğini, varlıklarının anlamsızlığını(feminizimle erkek düşmanlığını karıştıran bünye) filan anlatıyor. Onun üstüne Rezzan'ın kurduğu cümle şu: "Tüm bu hakikatlere rağmen biz kadınlara bu sevimli canavarlardan bir tane olmadan bu dünyada kolay kolay hayat hakkı tanınmayacağını da biliyorsun." La havle vela kuvvet! Tamam penis düşmanlığına da(var mı öyle bir şey, götümden terim mi uydurdum) gerek yok; bir şey iddia edilecekse iki taraftan birini yermek anlamsız. Ama kadın da bu kadar yerden yere vurulmaz ki anacım. Bir film nasıl kadının toplumsal varlığını kanıtlamak için yanında bir erkeğin bulunması gerektiği fikri üzerine kurulabilir?Senaristin yaptığı nasıl bir vajina düşmanlığıdır(ama bu var, illaki terim kullanıp entel olduğumu ilan edicem, huyum kurusun)? Neyse film benzer diyaloglar içermekte, yeri geldikçe arz edeceğim. Neyse gazete ilanı diyordum. "İmtihanla koca alınacak" ilanı vermek istediğini söylüyor Süreyya; Rezzan'la aralarında geçen diyalog şu:

- Fabrikaya demir boru alırken de böyle bir ilan vermiştin.
- Arada mühim bir fark yok.
:)

Neyse Necmi de(Göksel Arsoy), Süreyya'nın ailesiyle bir şekilde düşman (süreyyanın babası necminin halasıyla sevişiyormuş, sonra kadın adam yüzünden intihar etmiş), kızdan intikam alacak. Ha bu arada Necmi; zeki, çevik, ahlaklı olmanın yanı sıra Oxford'u(hani şu urfada olmadığından ibonun okuyamadığı-bizim bildiğimiz yani)birincilikle bitirip arabalarda benzin tasarrufu sağlayan icadıyla ecnebi memleketlerinde altın madalya alan, sportmen(bahsin yapıldığı sırada göksel arsoyu at üzerinde görüyoruz ki at bildiğin kudurmuş, yerinde durmuyor), aynı zamanda ressam, sonrasında mayolu bir sahnesini görüyoruz ki aynı zamanda taş, bir de filmin sonunda öğreniyoruz ki bir bankanın %51 hissesine sahip, centilmen, duygusal, tek eşli bir erkek. Mükemmel erkek deseymişim daha kısa olurmuş:) Neyse ilana başvuruyor, alınıyor, evleniyorlar. Ama nasıl oluyor da Süreyya'nın düşmanının yüzünü o ana kadar hiç görmediğini(cemiyet dediğin ne kadarcık yer hemşire?), dahası adamın hökümet nikahı kıyılırken nasıl yanlış soyadı kullandığını biz seyirci taallukatı anlamıyoruz. Neyse evleniyorlar, balayı malayı, çalışanların ve cemiyetin "kesin adam jigolodur"(aynen böyle geçiyor) geyikleri, Süreyya'nın biraz da Necmi'nin yardımıyla dişileşme hadiseleri, üstüne Necmi'nin Süreyya'ya aniden ve katışıksız surette aşık olması(kesinlikle nasıl olduğunu anlamadım, eros geldi necmiyi tee göbeeenden vurdu sanırsam), Süreyya'nın da aşık olması ama gururuna toz kondurmaması örgüsünde geçiyor film. Bu arada Süreyya ile Necmi arasında da acayip diyaloglar dönüp duruyor. Daha doğrusu Süreyya'nın erkek düşmanlığı başından beri var da, onun yanında Necmi'nin cümleleri beni benden aldı. Necmi'nin incilerinden seçmeler:

"Kadınlara zayıflık yaraşır, erkekler kadını koruyabildiği miktarda erkektir"

"Aslında her davranışın altında cinsiyet yatar Süreyya Hanım, bunun farkına varsak da varmasak da bütün hayatımız beğenme ve beğenilme çırpıntıları içinde geçer."(Buna ayrı hııı çektim, kadın-erkek ilişkilerinin özünde seksin yattığına dair en yoğun fikrin döndüğü sahnelerden biri. diğer taraftan filmin temelinde oldukça ciddi bir psikolojik tez yatıyor. işin tuhaf tarafı bu adam bunu kesin bilerek yaptı da-tesadüf olduğuna inanmıyorum- bunu nasıl yeşilçama kabul ettirip çektirdi?)

Son bir kaç gündür ara ara Türk filmi izlemekteyim ve tuhaftır, 1960lar bir 10 yıl sonrasının filmlerinden çok daha başarılı. Nitekim "Evcilik Oyunu" da 1964 yılı yapımı... Aynı şekilde Ayhan Işık-Belgin Doruk-Sadri Alışık üçlüsünün Küçük Hanım serileri de aynı yıllarda. Yine ilginç bir akım olarak dönemin filmlerinde postmodern bir yaklaşım var, zira hiç alakasız bir yerde senin sinemada olduğunu, bunun da bir hikaye olduğunu hissettirebiliyor. Yani Sadri Alışık durduk yere "Bundan önceki filmlerde kızları sen koluna takıp götürürdün, şimdi bak eşitlendik" gibi bir cümle kurabiliyor. Ay neyse 1960lar eleştirisine döndü ki hiç harcım değil, o kadar bilgi sahibi değilim, kendimi Giovanni Scognamillo mi sanıyorum ne... Neyse nerde kalmıştım?

Bir de akıllara zarar bir komiserimiz var ki Necmi'nin şu kadın-erkek ilişkilerine dair kurduğu cümleden sonraki sahnede çiftimiz arasında bir yakınlaşma zuhur ediyor, o sırada ahlak zabıtası basıyor bunları:) Daha jenerik akarken komiser Ahmet Tarık Tekçe adı ve şu satırlar karşılıyor izleyiciyi "kitapsız ilim Ahmet Tarıksız film olmaz"(60ların insanları daha geyikmiş). Ama diğer taraftan da araştırınca Ahmet Tarık Tekçe aynı yıl vefat etmiş, acaba ondan kaynaklı mı konuldu bilmiyorum. Yine de "Ahmet Tarık Tekçe'ye en derin saygılarımızla Allah'tan rahmet diliyoruz" gibi bir ifade değil görüldüğü gibi, enteresan gelen de bu... Vefatından sonra konulduğu benim tahminim tabii, olmayabilir. Neyse 60lar insanı haklarını daha fazla savunuyor ve parkta öpüşmenin yasak olduğuna dair bir kanun bulunmadığını belirityorlar. Komiser de bir nefeste şu cümleyi kuruyor(alın teri azizim üç defa dinleyip yazdım): "Bu memleket yavrucaklarının temiz bir hava-i nesimi olarak neş’ vü neva bulup yarının necip birer ferdi olmasını sağlayacak park gibi gayet vatanperverâne hislerle inşa olunmuş, umumi bir mahalde alenen sevişmeye kalkışmak alelade bir sevişme mevzuundan ziyade, aziz milletimizin ulvi hislerle dolu namuslu varlığına karşı zalimce işlenen gayri ahlaki bir cinayettir." Yürüüü be! Bunlar da niye kardeşim sevişemez miyiz mealinde bir cümle kuruyorlar ve komiserden ikinci bomba geliyor: "Sevişmek her evli vatandaşın kanuni bir hakkıdır."

Ay çok yazdım ben dimi yine? Ya olay budur, en nihayetinde kavuşuyorlar tabii olarak. Her ne kadar cemiyete gösteri diye evlendiyseler de öyle kalmıyor tabii ki olay. "En nihayetinde tabiat kanunları cemiyet kanunlarından üstündür."(evet, bu da repliklerden biri:D) Ha bu arada Rezzan'a ne oluyor söylemeyeceğim, filmin asıl süprizi. Bütün film boyunca hiç çaktırmadığı bir şey yapıyor, keşke biraz çaktırsaydı. Lezbiyen değil merak etmeyin:)

Bu kız niye kore dizisi yazmıyor diyorsanız, yazıcam anacım, bitirdim Pasta'yı:) Ama bu ara çok fena 60lar Türk filmlerine sardırdım, çıkamıyorum:) Şimdi de Türkan Şoray-Ayhan Işık'tan "Zorlu Damat"ı izliyorum, henüz Türkan Şoray kanunlarının zuhur etmediği zamanlar...

Hanimiş: Tarihe aldanmayın, ben fotoğraf bulup yerleştirene kadar 1 Ocak 2011 oldu. Hepinize iyi yıllar!

Hanimiş 2: Ya senaristi çok anmışım yazıda ama ismini geçirmemişim, filmin senaristi Bülent Oran.

4 yorum:

  1. Canan hanım hoş geldiniz beş gittiniz. İyi dilekleirniz için nomu nomu kamsamnida diyorum. Ödevi bitirmişsiniz zar zor tebrikler. Sırada herşeyi kenara bırakıp SEcret Garden izlemece var. Bilmiyorsun sen tabii izlemeyeni dövüyorlar. Evini basıp, Pc başına oturtuyorlar zorla. Çok eğlendim yine okurken. Bu kadar açma arayı. Mutlu, sağlıklı, huzurlu yoksa eğer bol aşklı yıllar dilyorum :)

    YanıtlaSil
  2. hoşbulduk efendim. hakikaten bilmiyodum, şimdi neymiş diye baktım:) konu şahane gözüküyor, niye böyle şeyleri türkiyede de yapmıyorlar ühühüü. daha personel taste bitiremedim, onu bitirir bitirmez başlıcam.

    bilmukabele hemşire:) mutlu, huzurlu, sağlıklı ve elbette aşklı yıllar senin olsun:)

    YanıtlaSil
  3. ahah hakkaten rezzan sürpriz deyince "aa lezbiyen miymiş?" diyordum ki içimden hemen açıklaman yetişti :)
    ah gulüm benim sen hasta hasta oturup ders çalışır gibi mi seyrettin filmi bir de destan mı yazdın :) yoksa itiraf et türk filmi seyretmek için mi gelmedin yılbaşı toplaşmamıza? :D

    YanıtlaSil
  4. şimdi gördüm gulüm ben bunu, blogu açmayınca böyle oluyor:) valla gelebilseydim keşke bunu sonra da yazardım ama görüyorsun işte 5 antibiyotik ve ben:D

    YanıtlaSil