18 Kasım 2009 Çarşamba

Sekai no Chūshin de, Ai o Sakebu/Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum


Türk filmi sever misiniz? Japon imalatı bir Türk filmini gururla sunarım:) Yanlış anlaşılmasın, Türk filmi çok severim, ama Japonlardan beklemiyordum böyle bir konu. Gerçi sorsanız ki Japon sineması hakkında ne biliyorsun diye çok iyi değilimdir. Zira uzakdoğudan Kore üzerine odaklanmış durumdayım:)

Hikaye çok acıklı... Filmi bitirdiğim gibi yazmış olsaydım sadece kelimeleri değil gözyaşlarını da okumuş olacaktınız(pek şairane oldu be:P). Ya şimdi dalga filan geçiyorum ama filmi izlerken hakikaten fena oldum. 37 ekran televizyonda değil de sinemada izlemiş olsaydım ve odaya giren çıkan olmasaydı kesin koma kelle olurdum herhalde. Türk filmlerindeki konu ama film o kadar yalın anlatıyor ki boşluğu dolduran sen oluyorsun.

Filmin konusuna gelirsek; Sakutaro ve Ritsuko nişanlılar. Aslında film -başlangıçta- bir sürü havada kalan sahneyle açılıyor, geçiyorum o yüzden. Filmin asıl konusu bir yerde Ritsuko'nun çocukluk hırkasını ve onun cebinde bir adet kaset bulmasıyla başlıyor. Filmin yapım yılı 2004, 2004 Japonyasında bir kasetçalar bulmanın ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. Zira elektornik markette görevli çocuğun acıyan gözlerle kıza bakmasına ben üzüldüm. Kardeşim ne bu geçmişimizi sallamama durumları! Daha hacimlisi icat edildi diye ne çabuk silip attık kasedi hayatımızdan! Teybin içine dolanan bandı kasedi kalemle sarmayı, boşluklarının içine kağıt tıkıp ya da bant yapıştırıp radyodan şarkı çekmeyi, karışık kaset yaptırmayı ne çabuk unuttuk bea! Neyse Japonya'da yıl 2009 itibarıyla kasetçalar walkmanin bulunduğunu sanmıyorum.

Kasedi dinleyince Ritsuko, anlamıyorsunuz noluyor, nişanlısına bir not bırakıp gidiyor. Sakutaro'da bunu aramak için ortak arkadaşlarına gidiyor. Daha doğrusu pek ciddiye almıyor. O sırada da Japonya'yı esir almakta olan 20 numaralı tayfun(tayfuna tayfun diyorlar hakikaten!bu morfolojik heyecanımı nasıl anlatsam bilemiyorum, ama bizim tayfun dediğimiz şeye onlar da tayfun diyor:) şimdi herkes ee nolmuş yani diyecektir ama heyecanlandım işte. arada dil eğtimi görüyor olmanın helecanı nüksedebiliyor) dolayısıyla bütün basın alarmda ve paso televizyonlar etkinelenebilcek yerlerden haber yapıyorlar. Sakutaro arkadaşıyla konuşurken televizyondan nişanlısının, kendisinin büyüdüğü kasabaya gittiğini görüyor. Hönk oluyorlar özetle, Sakutaro'da peşinden gidiyor. Fakat ne alaka bir biçimde Sakutaro kasabaya gider gitmez nişanlısını aramaya değil, eski odasındaki kasetlere saldırıyor. Dinleye hatırlaya büyüdüğü kasabayı tavaf etmeye çıkıyor. O kasetleri dinledikçe öğreniyoruz ki Sakutaro'nun lise yıllarında Aki isimli bir sevgilisi var. Kızla bir şekilde yakınlaşıyorlar, sevgili oluyorlar, sonrasında kız kansere yakalanıyor ve ölüyor. Ay ne kadar duygusuz anlattım dimi, kendimden tiksindim. Halbuki nasıl güzel, nasıl masum bir aşk yaşıyorlar. Çocuk desen çok çocuk değiller, büyük desen değiller. O iki arada bir derde kalmış yaşlarında iki arada bir derede kalmış bir aşk hikayeleri var. Neyse nerede kalmıştım... Kendi aralarında geliştirdikleri de bir iletişim sistemi var:Kaset dolduruyorlar. Şarkıyla filan değil, direk konuşuyorlar. Doldurulmuş onlarca kaset eşiliğinde kasabayı gezmeye başlıyor Sakutaro... Geçmişin hayaletlerini kovalarken anlışılıyor ki Aki, Sakutaro'nun gerçek aşkıymış ve yaşanmamış bir şeyler kalmış. Arka planda da Gidişler'de ölüleri tabutlara yerleştiren müthiş bir zanaatkarı oynayan Tsutomu Yamazaki'yi fotoğrafçı ve hayatının aşkına hiç kavuşmamış bir adam rolünde görülüyor. Sakutaro ve Aki'nin aşkında hüzünlü bir rolü var kendisinin. Gidişler'de de hastası olmuştum şimdi de oldum. Aslında bir yerde Sakutaro ve Aki'nin aşkına paralel bir tarafları var. Ha nişanlı ne yapıyor bu arada derseniz filmin sonuna doğru Ritsuko öyle bir yerden bağlanıyor ki Sakutaro ve Aki'ye, şahsen ağlamaklı olmasaydım höh derdim. Türk filmi hissiyatını buram buram hissedeceksiniz bu bağlantıda:)

Şimdi yazarken farkettim ki filmde küçük küçük şeyler birbirine o kadar bağlı ki filmi anlatmak çok mümkün olmayabiliyor. Zira ortalıkta dolanan pek karakter yok, olay o üç karakterin etrafında dönüyor genellikle. Geçmişle gelecek o kadar iç içeki zaten.... Size diyeceğim izleyin, görün, ağlayın. Yalnız filmin sonu çok havada bitti. Anlatamıyorum da çünkü filmi başından alıp en ince ayrıntısına kadar anlatmam gerek böyle bir durumda:) Kendimi ifade edemiyorum böhü böhüüü.

Ama bir şeye gerçekten çok hayran kaldım. Filmin Türkçe ismini kim bulduysa("dünyanın merkezinde aşkı haykırmakmış" asıl anlamı) zihnine, edebiyat gücüne sağlık! "Dünyanın orta yeri" ne güzel bir tamlamadır yahu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder