29 Kasım 2009 Pazar

Nine and Half Weeks/Dokuz Buçuk Hafta


Bu filmi seyretmeden önce hakkında o kadar çok şey duydum ki... Ama ben bu tongaya ikinciye düşüyorum. İlki Duvara Karşı'ydı. Herkesin tepki şöyle: "Allaaaam bu kadar açık saçık film görmedim", "Ay iğraaançlar, pornodan bi farkı yok", "Ya paso sevişiyolar abi yaa"... Uzayıp gidiyor. Benim merakımı depreştirdiler, "hem altın ayı aldı hem beğenilmiyor nasıl yani lan?!" anafikri altında oturup izledim. Film bittiğinde, jenerik geçerken hiçbir şey diyemedim. Şaka gibi film resmen kitledi, geçti. Ve ben filmi ikinciye oturup izleyemedim. Çünkü her seferinde benim boğazımda yarattığı o düğüm geliyor aklıma. Sevişme sahnesi evet, fazlaydı ama filmin duygusal örgüsü için gerekliydi. Nitekim sonradan televizyonda izleyenler bir bok anlamamış, rtük ölçütlerinde kırpıldı film çünkü. Aynı şey bunda da başıma geldi. Herkes porno filmin bir kademe altı olduğunu o kadar anlattı ki merak ettim sonunda. Ve yukarıdaki olayın bir benzerini yaşadım.

Evet, filme baktığınız zaman da sevişme sahnesi çok var. İnternette fotoğraf ararken farkettim ki direk o sahneler çıkarılmış öne. Ama ota boka sevişmiyorlar aslında. Tamam, sahnenin 2/3'sini bir masa kaplıyorsa o masanın üstünde sevişiyorlar, ama sebepsiz değil. Nereden baksan filmden çıkarılacak sonuç da toplumsal eleştiri noktasına gidiyor. Ha, bu porno gözüyle bakanların tarafından bakarsak da millete iyi malzeme çıkarıyorlar fantaaazi açısından:)

Filmin konusu şu ki Elizabeth, sanat galerisinin birinde çalışıyor. Bir gün tesadüfi bir şekilde John'la tanışıyor. John da Wall Street'te bankacı, adama ilk sahnede bir baktım zaten "yavrum baban nereli nereden bu kaşın gözün temeli" dedim:) Nasıl anlatayım, hani evlenmelik erkek diyebileceğiniz tiplerden. Yakışıklı, görgülü, yemek yapmayı bilen, zengin, hoş, düzgün bir adam dışarıdan bakınca. Annelerin damat diye isteyebileceği türden... Ama adama yaklaştıkça Elizabeth, John'daki rahatsız ediciliği görmeye başlıyor. Bir yandan tutkulu bir aşık ama bariz sado-mazo bir herif. Kıza istediklerini yaptırmaya çalışıyor sürekli, kölelik istiyor, kemeri çıkartıp dövmeye kalkıyor, tehdit ediyor, yarı tecavüz noktasına geliyor... Ama diğer yandan kızı el üstünde tutuyor, neredeyse elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor, hediyelere boğuyor. Dengesizlik had safhada. O arada arka planda da sanat galerisinde çalışmaları sergilenecek bir ressam var. Ama adam yaşlı, hafıza gidip geliyor, tükenmişlik noktasında. Önce adamın ne amaçla durduğunu anlamadım. Ama sonlara doğru Elizabeth'in ona bir bakışı var. Sanki ressamda kendini görüyor. Ressamın boş ve ilgisiz bakışlarında kendi yok oluşunu görüyor. Dengesizlik enerjisini, ruhunu tükenme noktasına getirmişken Elizabeth, John'u terkediyor. Mantıksız olabilir, zira bu kısmı çok kişisel bir yorum: John'un sado-mazo tarafı aslında bütün o ekonomiyi elinde tutup parayla oynayan ama aynı zamanda kendinden başka kimseye güvenmeyen, sürekli kendini koruma ihtiyacı hisseden bir adamın zırhı. Sağlıklı demiyorum, ama bu, "zaman kötü kolla götü" sürecinin içindeki bir adamın kendi öz kişiliğini garantiye almaya çalışması bence. Gerçi o zırhların sonrasında öz kişiliğin yerini alması büyük ihtimal. Elizabeth'ten kendini bir şekilde bu yolla koruyor. Yarattığı dengesizlik-ki bu arada cinselliği büyük bir dengesizlik aracı olarak kullanıyor John-Elizabeth'in onun iç dünyasına girmesini engelliyor, dikkat dağıtıyor. John'un tek kurtulma şansının avucunun içinden kayıp gittiğini son sahnede net olarak görüldüğünü düşünüyorum. Zira John, Elizabeth terkederken ilk defa gerçek davranıyor. Rol yok, oyun yok, kendini anlatıyor. Ama o saatten sonra iş işten geçmiş, Elizabeth tükenmiş olduğundan bir işe yaramıyor. Çok düzgün gibi görünen hayatlar aslında çok dengesiz olabiliyor. Filmin sonunda ikisi de haklıydı bence, herkes kendi yaşamının tutarlılığında haklıydı.

Gelelim filmin cinsellik boyutuna. Sevişiyorlar bilginize. Hem de bunu çok geniş bir hayal gücüyle yapıyorlar. Ama bana kalırsa o sahneler olmasaydı o adamın dengesizliğini anlatmak çok zor olabilirdi. Çünkü cinselliği haz meselesi olduğu kadar, bir dengesizlik ve belirsizlik unsuru olarak da kullanıyor yönetmen. Millet benim dememle filme bakış açısını değiştirecek mi? Tabii ki hayır, seyredenlerin hepsi porno film kategorisine koymaya devam edecekler. Mesela filmdeki Kim Basenger'ın striptiz sahnesi çok meşhur, eminim bunun için bile seyreden vardır. Bu arada film buram buram 80'ler; o yılların filmlerini seviyorsanız tavsiye ederim. Kılık, kıyafet, müzik, sahnelerin çekiliş açıları bile 80'ler bea.
Bu arada Brad Pitt bok yemiş Mickey Rourke'un yanında. Müthiş yakışıklı olması ayrı bir konu, bir bakışla yeri göğü sallıyor. Gerçi şimdiki haline bakmanızı kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama 80ler hali- teyyyyy... Adam şefkatli bakıp seksi olabilen bir adam. Mümkün demezdim, mümkünmüş. Kim Basenger'da güzelliğinin doruğunda, estetik bir ikili yani.

2 yorum:

  1. oha çok güzel anlatmışsın ve yorumlamışsın.. gibi geldi. çünkü seyretmediğim bir film ama değişik bir açıdan yaklaşışın açık. valla merak ettim. zaten ne yazsan merak ettiriyorsun be ya. bi ara hariciyi kap gel balığa gidelim ahah :)

    YanıtlaSil
  2. mersi şekerim:) harici pazarı yapalıkm bi gün harbiden:D

    YanıtlaSil